Perşembe, Eylül 3, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Freud Bugün Yaşasaydı Bizi Nasıl Analiz Ederdi?

Freud denildiğinde zihnimizde beliren ilk kelime ne? Muhtemelen “cinsellik”. Ardından belki Oidipus kompleksi, çocukluk, bastırılmış arzular ve bilinçdışı gelir. Freud’un adı, gündelik dilde çoğu zaman bir espri malzemesine dönüşür: Her davranışın altında cinsel bir neden arayan, çocukluk yaşantılarımızı bugünkü bütün sorunlarımızın kaynağı ilan eden, insanın aklına gelen her şeyi başka bir anlamla açıklayan bir adam… Peki Freud gerçekten bundan mı ibaretti? Elbette Freud’un cinselliğe verdiği önem inkâr edilemez. Onun kuramlarının önemli bir bölümünde cinsel dürtüler, arzular ve bunların bastırılması merkezi bir yer tutar. Bugün birçok görüşü bilimsel açıdan tartışmalı kabul edilebilir; bazı düşünceleri ise çağdaş psikoloji açısından ciddi biçimde eleştirilir. Freud’un özellikle kadın psikolojisine ilişkin bazı fikirleri, günümüzde haklı olarak sorgulanmaktadır. Fakat bir düşünürün her söylediğine katılmamakla onu anlamaya çalışmak birbirinden farklı şeylerdir. Belki de Freud hakkında asıl problemimiz burada başlıyor. Freud’u eleştiriyoruz ama çoğu zaman önce gerçekten ne söylediğine bakmıyoruz. Onu birkaç klişeye indirgedikten sonra da o klişeyi eleştiriyoruz. Oysa Freud’un ardında, yalnızca cinsellikten değil, insanın kendisine bile tam olarak hâkim olamayabileceği düşüncesinden oluşan çok daha geniş bir dünya vardır. Ve belki Freud’u bugün yeniden düşünmenin en ilginç yolu, onun söylediklerini olduğu gibi kabul etmek değil; bugünün insanına onun sorularını yeniden sormaktır. Bir düşünün: Freud bugün yaşasaydı ve karşısındaki koltuğa otursaydınız, size ilk neyi sorardı? Belki çocukluğunuzu. Belki annenizle ilişkinizi. Belki son gördüğünüz rüyayı. Belki de neden her gece uyumadan önce telefonunuzun ekranını defalarca kontrol ettiğinizi… Aradan bir asırdan fazla zaman geçmiş olmasına rağmen Freud’un adı hâlâ insan zihninin karmaşık dünyasıyla birlikte anılıyor. Bilinçdışı, bastırma, rüyalar, savunma mekanizmaları ve çocukluk deneyimleri… Bugün bu kavramların bir kısmını farklı biçimlerde ele alsak da Freud’un temel sorusu hâlâ oldukça tanıdık: “İnsan, kendisi hakkında gerçekten ne kadar şey biliyor?”

Görünenin Ardındaki İnsan

Freud’un insan anlayışının en çarpıcı taraflarından biri, davranışlarımızın her zaman farkında olduğumuz nedenlerle ortaya çıkmadığı düşüncesiydi. Bazen neden öfkelendiğimizi bilmeyiz. Neden belirli insanlara karşı açıklayamadığımız bir yakınlık hissettiğimizi anlamayız. Bazı ilişkilerde neden aynı sorunları tekrar tekrar yaşadığımızı sorgularız. Freud için bunlar yalnızca “rastgele” davranışlar değildi. Görünen davranışın altında, kişinin farkında olmadığı arzuların, çatışmaların ve deneyimlerin bulunabileceğini düşünüyordu. Bugün birinin sosyal medya hesabını sürekli kontrol ettiğini düşünelim. Freud bunu yalnızca “merak” olarak görmeyebilirdi. Belki de bu davranışın ardında reddedilme korkusu, onaylanma ihtiyacı ya da kaybedilen bir ilişkinin zihinsel olarak sürdürülen bir parçasını arardı. Elbette modern psikoloji böyle bir davranışı tek bir nedene indirgemez. Ancak Freud’un bize bıraktığı önemli soru hâlâ geçerliliğini koruyor: Bir davranışın görünen nedeni, gerçekten de onun tek nedeni midir?

Çocukluğumuz Bizi Hâlâ İzliyor mu?

Freud bugün yaşasaydı muhtemelen çocukluk anılarımıza hâlâ özel bir dikkat gösterirdi. Çünkü onun düşüncesinde yetişkinlik, çocukluktan tamamen bağımsız bir dönem değildi. Erken dönem ilişkilerimizin, yaşantılarımızın ve çatışmalarımızın yetişkinlikte farklı biçimlerde karşımıza çıkabileceğini savunuyordu. Bugün bir yetişkinin ilişkilerinde sürekli terk edilmekten korktuğunu düşünelim. Freud belki de “Bunu daha önce nerede yaşadın?” diye sorardı. Modern psikoloji bu soruya farklı kuramlar üzerinden yaklaşabilir. Bağlanma biçimleri, öğrenilmiş davranışlar, bilişsel şemalar ve geçmiş deneyimler kişinin bugünkü ilişkilerini anlamada önemli olabilir. Yani Freud’un bütün açıklamalarını kabul etmek zorunda değiliz. Fakat geçmişimizin bugünümüzle hiçbir ilgisi olmadığını söylemek de kolay değildir. Belki çocukluk bizi doğrudan yönetmez. Ama bazı deneyimlerimiz, dünyayı nasıl yorumladığımız konusunda bize görünmez bir harita bırakabilir.

Aşkı Biz mi Seçiyoruz?

Freud’un karşısında oturan birine sorabileceği en ilginç sorulardan biri belki de şu olurdu: “Neden tam olarak bu insan?” Birine neden âşık olduğumuzu çoğu zaman mantıklı biçimde açıklayamayız. “Beni anlıyor.” “Yanında kendim gibi hissediyorum.” “Aramızda bir çekim var.” Ama neden o kişi? Freud’un bilinçdışı yaklaşımı burada devreye girebilirdi. İnsanların ilişkilerinde geçmişten gelen duygusal örüntüleri yeniden yaşayabileceğini, bazı ilişkilerin farkında olunmayan ihtiyaçlarla bağlantılı olabileceğini düşünüyordu. Bu bakış açısı, “Hepimiz çocukluğumuzdaki birini arıyoruz” gibi basit bir sonuca indirgenmemeli. İnsan ilişkileri bundan çok daha karmaşık. Yine de bazen şu soruyu sormak anlamlı olabilir: Seçtiğimiz insanlarda gerçekten sadece onları mı görüyoruz, yoksa geçmişimizden tanıdığımız bazı duyguları da mı arıyoruz?

Bir Dil Sürçmesi Gerçekten Sadece Hata mı?

Freud’un bugün hâlâ en çok merak uyandıran fikirlerinden biri dil sürçmelerine verdiği anlamdır. Birinin adını söylemek isterken başka birinin adını söylemek… Bir cümleyi kurarken istemeden farklı bir kelime kullanmak… Freud bunların bazılarını bilinçdışı süreçlerle ilişkilendirmişti. Bugün ise her dil sürçmesini bastırılmış bir arzunun kanıtı olarak değerlendirmiyoruz. Dil üretimi son derece karmaşık bir süreç ve hataların birçok bilişsel nedeni olabilir. Ama Freud’un sorusu yine de ilginç: Bazen ağzımızdan çıkan şey, söylemek istediğimiz şeyden daha fazlasını anlatıyor olabilir mi? Belki her sürçme bir sır değildir. Ama bazen bir hata, kendimiz hakkında düşünmek için küçük bir kapı açabilir.

Rüyalar: Zihnin Gece Mesaisi

Freud bugün yaşasaydı, muhtemelen rüyalarla ilgili anlattıklarımızı da dikkatle dinlerdi. Onun için rüyalar yalnızca gece gördüğümüz görüntüler değildi. Bilinçdışındaki arzuların ve çatışmaların kendini ifade ettiği alanlardan biri olarak görülüyordu. Bugün rüyaların Freud’un düşündüğü biçimde evrensel bir “şifre sistemi” olduğunu söylemek mümkün değil. Rüyaların oluşumu ve işlevleri konusunda farklı bilimsel açıklamalar bulunuyor. Yine de rüyalar bize ilginç bir şey gösterebilir: Gündüz zihnimizin üzerinde durmadığı bazı duygu ve düşünceler, gece zihinsel yaşantımızın bir parçası hâline gelebilir. Belki de rüyalarımızı çözmekten çok, onları kendimize soru sormak için kullanmak daha anlamlıdır. “Bu rüya bana ne anlatıyor?” yerine bazen “Bu rüyada hissettiğim duygu bana neyi hatırlatıyor?” diye sormak daha değerlidir.

Freud Sosyal Medyamızı Görseydi…

Şimdi Freud’u günümüz dünyasına getirelim. Instagram, TikTok, X, sürekli bildirimler, beğeniler, takipçiler, hikâyeler… İnsanlar artık yalnızca birbirleriyle iletişim kurmuyor; aynı zamanda sürekli olarak kendilerini başkalarının bakışına sunuyor. Freud muhtemelen “beğenilme” davranışımızın üzerinde uzun süre dururdu. Çünkü sosyal medya bize görünür olma fırsatı verirken aynı zamanda görünmez bir izleyici kitlesinin yargısını da hayatımıza sokuyor. Bir fotoğraf paylaşıyoruz ve birkaç dakika sonra tekrar bakıyoruz: “Kaç kişi beğendi?” “Kim gördü?” “Neden o kişi beğenmedi?” Bu davranışların tamamını Freud’un kavramlarıyla açıklamak elbette mümkün değil. Fakat modern insanın önemli bir çelişkisini gösteriyor: Kendimizi ifade etmek isterken aynı zamanda başkalarının onayına ne kadar ihtiyaç duyuyoruz? Belki Freud bugün yaşasaydı divanın yanına bir de telefon bırakırdı.

Bugünün İnsanına Freud’dan Kalan

Freud bugün yaşasaydı bizi muhtemelen yine sorgulardı. Neden aynı hataları tekrarlıyoruz? Neden bazı insanlardan vazgeçemiyoruz? Neden bazı duygularımızı bastırıyoruz? Neden geçmişte yaşadığımız bazı şeyler bugün hâlâ bizi etkiliyor? Ve belki de en önemlisi: Kendimizi tanıdığımızı düşünürken, kendimizden neleri saklıyoruz? “Kendimiz hakkında bildiklerimiz, kendimiz hakkında bilmediklerimizden ne kadar fazla?” Bugün Freud’un bütün cevaplarına katılmayabiliriz. Hatta bazı sorularına verdiği cevapları artık kabul etmeyebiliriz. Fakat onun açtığı kapı hâlâ ilginç bir yere çıkıyor: İnsanın kendi zihnine. Belki Freud bugün yaşasaydı bizi analiz ederken yalnızca geçmişimize değil, telefonlarımıza, ilişkilerimize, kaygılarımıza ve sürekli kendimizi başkalarıyla kıyasladığımız dünyaya da bakardı. Ve belki sonunda yine aynı şeyi söylerdi: İnsanı anlamak, yalnızca ne yaptığını değil, neden yaptığını sormakla başlar.

Berna Bostancı
Berna Bostancı
Berna Bostancı, psikolojik danışman ve yazar olarak insanların gelişim yolculuklarına eşlik etmeyi seven, insan odaklı çalışmalarına tutkuyla yaklaşan, güçlü iletişim becerilerine sahip ve gelişime açık bir yapıya sahiptir. Lisans eğitimini PDR üzerinden tamamlayan ve yüksek lisansına devam etmekte olan Berna, özellikle bilişsel davranışçı terapi alanında uzmanlaşmıştır. Aynı zamanda da psikolojik danışman olarak çalışmaya devam etmektedir. Psikolojiyi herkes için anlaşılır hale getirmeyi misyon edinmiş olan yazar, bireylerin ruh sağlığını güçlendirmeye yönelik içerikler üretmeye devam etmektedir. Sürekli öğrenmeye ve mesleki gelişime önem veren bir psikolojik danışman olarak, bireylerin ruh sağlığını güçlendirmeye yönelik içerikler üretmeye devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar