İnsan doğası gereği iyi midir, yoksa kötü mü? Kötülük sonradan dönüşülen bir yapıysa bunun ortaya çıkmasında erken yaşantı deneyimlerinin seçimlerimize kıyasla etkisi nedir? Mitolojiden edebiyata, kutsal metinlerden felsefi anlatılara varıncaya kadar kendine pek çok alanda yer bulabilmiş iyi ve kötü arasındaki çatışma, insanoğlunun yüzyıllardır süreğen bir ikilemi olarak varlığını sürdürmektedir. Ancak hem hikayelerde hem de günlük yaşamın bir parçası olarak hayatın akışı içinde karşılaştığımız bir yığın seçenek, kötülüğe bakışın tıpkı özgürlük tartışmalarında olduğu gibi paradoksal bir yapıya sahip olduğunu göstermektedir. Buna karşılık psikoloji alanında çalışan uzmanlar, kötülüğü ahlaki olarak değerlendirmenin yeterli olmayacağı fikri üzerinde durmuştur.
Yalnızca bu alanda çalışan uzmanlar tarafından değil, aynı zamanda sosyokültürel açıdan birçok kişiyi etkilemesi ve merak uyandırması nedeniyle pek çok kişi tarafından tartışılan empati eksikliği, manipülasyon ve güç ihtiyacı gibi bazı kavramların kötüyü tanımlarken de kullanıldıklarına şahit oluyoruz. Bunun temel sebeplerinden biri, başkalarını patoloji/hastalık yoluyla etiketlemenin, bir nevi kategorize etmenin bizlere bilişsel bir konfor alanı yaratıyor olmasıdır. Günümüzde bu yaklaşım, psikoloğa başvuran danışanlar değerlendirildiğinde daha boyutsal bir anlam kazanmış ve artık yapılan değerlendirmeler birer “kişilik örüntüsü” olarak ele alınmaya başlanmıştır.
Kötülük nerede başlar, kimlere hastalık teşhisi koyabiliriz gibi sorular bu başlığın tartışma konuları olmamakla birlikte kötülüğü romantize etmeden ve etiketlemeden tüm bu başlıkları değerlendireceğimiz insan davranışının perde arkasında kalan karanlık yönlerine -narsisizm, makyavelizm ve psikopati- göz atacağız.
Herkes Göründüğü Kadar Narsist Mi?
Hayatımızın bir döneminde hepimiz bastırmaya çalıştığımız arzu ve isteklerimizden oluşan karanlık düşüncelere sahip olmuşuzdur. Ancak bazı özellikler vardır ki bunlar tanı kriterlerinin altında kaldığı için kişilik bozukluğu olarak tanımlanmıyor olsa da “eşik altı özellikler” olarak pek çoğumuzda bulunan bazı ortak nitelikleri taşımaktadır. Kişilik örüntüsü olarak kastedilen de tam olarak budur. Dolayısıyla bu düşüncelerin bizde yol açtığı davranışlar sürekli, tekrarlayıcı, kişiliğimizle uyumlu (ego-sintonik) ve işlevselliğimizi bozacak düzeyde olmadığı müddetçe karanlık üçlüden herhangi birine ya da narsisizmin klinik karşılığı olan “narsistik kişilik bozukluğu”na sahip olduğumuzu söyleyemeyiz. Örneğin, pek çok kişide narsistik kişilik örüntüleri bulunmaktadır. Gelişimsel psikoloji bunun, içinde bulunduğumuz gelişim dönemi için bizlere ihtiyacımız olan yakıtı sağladığını varsayar. Bu doğrultuda bazı dönemlerde bu narsistik örüntülere ihtiyaç duyarız. Ancak amacının dışına, zamanının ötesine yayılan bir kişilik örüntüsü/özelliği işlevsel olmaktan çıkmakta ve bireyi topluma karşı uyumsuz, kurallara uymayan ve kimi zaman diğerlerine karşı saldırgan bireyler haline getirmektedir. Dolayısıyla herhangi bir yakınımıza dair onun narsist olabileceği yönünde bir değerlendirmede bulunabilmek göründüğü kadar kolay değildir. Bunun için bir uzmanın birkaç seans veya daha fazla sürebilecek klinik bir değerlendirmede bulunması gerekmektedir.
Karanlık Üçlü: Narsisizm, Makyavelizm ve Psikopati
Narsisizm olarak tanımlanan yapı, kişilerin beğenilme ihtiyacı, başkalarına duyduğu ilgide azalma, otorite kurma çabası içinde olma, empati eksikliği ve kıskanıldığını düşünme gibi birtakım özellikleri içinde barındırmaktadır (Amerikan Psikiyatri Birliği, 1994 akt. Set, 2020). Bu özelliklerin yanı sıra; güç kurma ihtiyacı, eleştirilere karşı aşırı duyarlılık ve çoğu zaman makyavelistlere benzer şekilde çıkarları doğrultusunda karşı tarafı manipüle etme niyeti de bulunmaktadır. Bu kişilik yapısı, üstü örtülü güvensizliğin görmezden gelinerek kişinin görkemli bir maske yardımıyla pazarlanması olarak da düşünülebilir. Ego oldukça kırılgandır. Maskenin altındaki kırılgan, güvensiz ve yetersiz egoyu koruyabilme pahasına kişi, saldırgan davranışlarda bulunabilir.
Makyavelist özellikler taşıyan bireyler; kuşkucu bir bakış açısına sahip, etik değerlerle ilgilenmeyen ve kendi çıkarları doğrultusunda başarıya ulaşabilmek için manipülasyonu tercih eden ve dahası bunun gerekliliğine inanan bireylerdir (Furnham, Richardss ve Paulhus, 2013 akt. Saltoğlu ve Uysal Irak, 2020). Duygusal farkındalıklarının ve duygu düzenleme becerilerinin düşük olması, almış oldukları kararın duygusal sonuçlarını değil, onlara sağladığı faydayı gözetmeleriyle sonuçlanır.
Karanlık üçlünün son sacayağında bulunan psikopati ise narsisizmde olduğu gibi eşik altı özellikli bir yapı olarak değerlendirilebilir. Klinikteki karşılığı “antisosyal kişilik bozukluğu” olarak görülse de aslında her antisosyal birey, psikopatinin kişilik özelliklerini karşılamayabilir. Bu kişiler, genellikle dışarıdan oldukça çekici görünen ancak manipülatif, empati yeteneği düşük, vicdani açıdan yoksun, suçluluk ve pişmanlık duymayan ve duygulanımı sığ olan kişilerdir.
Erken Çocukluk Yaşantılarının Rolü
Karanlık üçlü olarak tanımlanan bu kişilik özellikleri bir bozukluk olarak görülmemektedir. Ancak sosyal uyumsuzluğa yol açması ve kişilerarası iletişime zarar vermesi dikkate değer bir konudur. Erken yaşantı deneyimlerinin ve özellikle çocukluk çağı travmalarının karanlık üçlü kişilik özelliklerinin ortaya çıkmasında etkili olabileceği yönünde öne çıkan araştırmalar gün geçtikçe artmaktadır. Reddedilme, eleştirilme ve duygusal ihmalin narsisizm; güvensiz bağlanma ve öğrenilmiş manipülatif davranışların makyavelizm; ihmal, istismar ve benzer şekilde travmatik çevresel koşulların ise psikopati ile ilişki olduğu belirtilmektedir (Campbell, 2011 akt. Sürer ve Karaaziz, 2025).
Karanlık üçlüye genetik açıdan yatkın olma durumu pek çok psikopatolojinin tıpkı fiziksel rahatsızlıklarda olduğu gibi gündemindedir. Bunun ne şekilde ortaya çıkacağı ya da biyolojik yatkınlıktan mı yoksa çevresel koşulların tetiklemesi sebebiyle mi ortaya çıkacağı sorularına kesin olarak yanıt bulabilmek mümkün değildir. Belki de her biri. Belki de aynı kişi, farklı koşullarda ve farklı insanlar tarafından yetiştirilmiş olsaydı, doğuştan getirilen diğer özelliklere benzer şekilde insanı yaşantısında pasif bir yerde konumlandırmaz, bilinçli bir bakım verenin uygun şartlarda sağlayacağı çocuk gelişiminin yetiştireceği bireyin daha sağlıklı bir kişilik yapılanmasına sahip olabileceğini gözlemleyebilirdik.
Seçim Olarak Kötülük
İnsanı kötülüğe yaklaştıran nedir? Bakım verenlerimiz, akrabalarımız, çevresel koşullar… Kendi sorumluluk alanımız dışında kalan her kişiyi ve her koşulu suçlu gösterebilmek oldukça kolay, değil mi? Elbette kötülüğü ya da patoloji ile arasındaki ince çizgiyi belirginleştirebilmek ve bu öncüllerden yalnızca biriyle açıklayabilmek oldukça güç. Ancak yapılan araştırmalar şunu gösteriyor ki karanlık üçlünün potansiyelini belirleyen biyolojik ve çevresel etkenlerin birleşimi, bizi bugünkü insana dönüştüren şey. Tıpkı bir seramik hamurunu biçimsiz bir malzemeden sınırları olan biçimli bir nesneye dönüştürmek gibi… Empati, iş birliği ve yardımseverlik gibi bazı özellikler de tıpkı kötülük potansiyeli gibi insanın içinde barınan, insan doğasının birer parçası olan, şekillendirilmeyi bekleyen özellikler. Seçimlerimiz geçmişten getirdiğimiz bilgi ve birikimlerin birer sonucuysa bugün anlamaya çalıştığımız şey davranışın nedeni olabilir. Ancak söz konusu davranışın psikolojik kökenini anlamak aldığımız kararların, seçimlerimizin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Öyle ki ister yaşantımızın erken döneminde tecrübe ettiğimiz travmatik deneyimler ister bugünün travmatik deneyimleri olsun, eğer bir davranışın nedeni ona sebep olan esas travmatik deneyimden kaynaklanıyor olsaydı benzer travmalara maruz kalan her bireyin aynı zarar verici davranışları sergilemesi beklenirdi. Bu açıdan değerlendirildiğinde insanın “iyi” veya “kötü” bir canlı olarak değil, tüm bunları potansiyel olarak içinde bulunduran mizaç ve biyolojik yatkınlığın yanı sıra çevresel koşulların da etkisinde karar verebilme yetisine sahip sorumluluk sahibi bir canlı olarak görülmesi gerekir. Öğrenilmiş bazı süreğen davranışlar tek bir gecede ortaya çıkmadığı gibi tek bir gecede de çözülmeyecektir. Ancak bireysel farkındalığımız ve sık sık deneyimlediğimiz benzer olaylar bizlere aslında neye ihtiyacımız olduğunu gösterecektir. Yeter ki çok geç olmadan görmeyi, duymayı ve işitmeyi bilelim.
KAYNAKÇA
Set, Z. (2020). Sosyal kötülük kişilikler: Karanlık üçlü. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 12(3), 318-329. https://doi.org/10.18863/pgy.629950
Saltoğlu, S. & Uysal Irak, D. (2020). Kişiliğin karanlık üçlüsü: Narsisizm, makyavelizm ve psikopati. Türk Psikoloji Yazıları, 23(45), 42-58.
Sürer, C. & Karaaziz, M. (2025). Çocukluk çağı travmalarının narsisizm, makyavelizm ve psikopati ile ilişkisi üzerine bir derleme. Ulusal Sosyal Bilimler Dergisi, 5(2), 1012-1020. https://doi.org/10.5281/zenodo.18006931
Kaynakça
- Set, Z. (2020). Sosyal kötülük kişilikler: Karanlık üçlü. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 12(3), 318-329. https://doi.org/10.18863/pgy.629950
- Saltoğlu, S. & Uysal Irak, D. (2020). Kişiliğin karanlık üçlüsü: Narsisizm, makyavelizm ve psikopati. Türk Psikoloji Yazıları, 23(45), 42-58.
- Sürer, C. & Karaaziz, M. (2025). Çocukluk çağı travmalarının narsisizm, makyavelizm ve psikopati ile ilişkisi üzerine bir derleme. Ulusal Sosyal Bilimler Dergisi, 5(2), 1012-1020. https://doi.org/10.5281/zenodo.18006931


