Çarşamba, Ağustos 5, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Aydınlar ait olamazlar mı, yoksa ait olamadıkları için mi Aydın olurlar?

Günümüzün belki de bir asırdır devam eden çelişkilerinden birine yeni bakış açısı eklemek üzere yazıyorum. Elbette etkilendiğim yazarlar, roman ve hikâye kahramanları, bazı denemelerdeki düşünürlerin sözlerinin yansıması bulunacaktır; ancak bu yazdığım yazıda öncekilerden farklı olarak literatür taraması yapmadığımı belirtmek isterim. Bu bir makaleden daha çok deneme ve sohbet havasında geçecek bir okuma olacaktır sizler için.

Aydınları hepimizin gözü bir yerlerden ısırır, değil mi? Kimimize okuduğumuz romanlardan, kimimize Cumhuriyet Dönemi yazarlarından, kimimize belki de ailelerimiz ve yaşadığımız yerlerdeki tek örneği kendimiz olduğundan bir şekilde tanıdık buluruz o Aydınları. Kimi zaman onların yalnızlığı tanıdık gelir bizlere, kimi zaman da mücadelelerinde buluruz kendimizi. Psikoloji ile ne ilgisi var diye bakmayın hemen lütfen; bilip bilmediğimiz kimlerin halet-i ruhiyesinde DSM-5’te tanımlanmış tanımlanmamış ne bunalımlar, ne sendromlar bulacağız diye araştırsak işin içinden çıkamayız. Çelişki de o ya, Aydınlar bana bir şekilde kendi söküğünü dikemeyen terzi havası verir hep. Sanatın toplum mu, sanat için mi olduğu tartışması şu anda benim konum değil; asıl ilgiyi çekmek istediğim yer başka. Ya Aydınlar aydın oldukları için ait olamıyorlar bir yerlere, ya da ait olamadıkları için Aydın olmaya yönelik bir gelişim gösteriyorlar. İlk okunduğunda kulağa garip geldiğinin farkındayım; izin verin her iki söz konusu ihtimali de açıklayayım.

İlk savım, Aydınlar aydın oldukları için ait olamıyorlar. Bu söz konusu savın olasılığı da diğeri kadar oldukça yüksek aslında. Aydın olabilmek için öyle çaba sarf edip öyle ter atıyorlar ki, ait olmak istedikleri yerlerdeki yabancılıklarına deyim yerindeyse havlu atarak yeniliyorlar sanki. Yıllarca çalış, çabala, terin bir an olsun alnından ayrılmasın, kendini ifade ediş biçiminde dahi emeklerinin ağırlığını taşı; sonra ait olduğunu sandığın yere döndüğünde bir an olsun anlamasınlar seni. Döktüğün her emekte dahi payı olduklarını düşünen insanlar, bir an olsun senin de bir insan evladı olduğunu unutup her şeyinin mükemmel olmasını istesinler ki sen bir an önce zamanla inşa ettiğin Aydınlar tekkende kimsesizliğinle yalnız kal.

Bir diğer söz konusu savım ise ilkinden daha korkutucu olmasına rağmen onun da olasılığı oldukça yüksektir. Ya bu Aydınlardan bazıları hiçbir yere ait olamadıkları gerçeğine karşılık yüksek yüksek sıfatlar ekleyerek kendilerini var etmek için Aydın rütbesini sanki birer var olma mücadelesi görerek elde edilecek bir kızıl elma olarak gördüklerinden Aydın oldularsa, daha da açıklamak gerekirse ki gerekecek. Öyle ait olamamışlardır ki tek bir yere bile, varlıklarını, varoluşlarını kanıtlayacak tek bir yer, o cümledeki tek bir aitlik eki için bile bir varlıkları yoksa bu insanların adlarının önüne ekleyecekleri bir tek aydınlık kalır gibi geliyor sanki bana.

Sanki Aydın olmanın çekiciliğindeki en büyük çelişki bu iki ihtimal gibidir benim için. Benim gibi yeni mezun arkadaşlarıma ilk bahsettiğim savdaki ait olamama hissi tanıdık gelecektir elbet; ama bu ait hissedememe ikilemini, okuduğumuz yere mi doğduğumuz yere mi ait insanlarız ikilemini elbette zamanla alışarak çözeceğiz. Çünkü hepiniz biliyorsunuz ki türümüzün, biz insanların en büyük gücü uyum gösterebilme becerisidir. Ancak aydınlarda gözlediğim ve bahsettiğim o iki ayrı savın ağırlığı benim verdiğim örnekle kıyas edilebilecek gibi değildir sanki. Düşüncelerinizi benimle paylaşmak adına, yazar bilgilerinde yer alan Instagram veya LinkedIn adresimden bana ulaşabilirsiniz. Keyifli okumalar dilerim.

Hatice AYDIN
Hatice AYDIN
Hatice AYDIN, Akdeniz Üniversitesi Psikoloji Bölümü mezunu olarak bölümünün psikoloji topluluğuna ait Persona dergisinde editörlük ve yazarlık yapmış olup derginin 2025 yılındaki sayısında iki şiiri ve bir makalesiyle yer almıştır. Lisans döneminde Rehber Klinik şirketi üzerinden Temel Psikoloji Eğitimi ve Stajını tamamlamıştır. Alanında ilgi duyduğu ve uzmanlık yapmak istediği alanlar Adli Psikoloji ve Klinik Psikolojidir. Yazmak istediği alanlar ise klinik çerçevede ve akademik çerçevede psikopatolojilerin risk faktörleri, bilimsel literatürde yer alan çalışmalardaki örneklemin içinde yer almayan ve veri toplanamayan kesimlerdeki durumun edebiyat yazarları perspektifinden ele alınması, insanın hayatını anlamlı kılan noktalar ve işlevselliğin bu anlamdaki rolleri gibi konulardır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar