Marketten çıkmak istemeyen, oyuncak alınmadığında kendini yere atan ya da “Hayır!” denildiğinde saatlerce direnen bir çocuk… Bu tablo birçok ebeveyn için tanıdıktır. Çoğu zaman bu davranışlar “inatçılık” olarak tanımlanır. Oysa çocukların sergilediği her direnç davranışını yalnızca inat olarak değerlendirmek, davranışın altında yatan ihtiyacı görmemizi engelleyebilir.
Çocuklar dünyaya yetişkinler gibi gelişmiş bir öz denetim becerisiyle gelmezler. Duygularını tanımayı, beklemeyi, hayal kırıklığıyla baş etmeyi ve dürtülerini kontrol etmeyi zaman içinde öğrenirler. Özellikle okul öncesi dönemde beynin dürtü kontrolü ve planlama gibi becerilerden sorumlu bölgeleri gelişimini sürdürmektedir. Bu nedenle çocuk, istemediği bir durumla karşılaştığında yetişkinler gibi sakin kalmak yerine ağlayabilir, bağırabilir ya da direnebilir. Bu durum çoğu zaman bilinçli bir meydan okuma değil, henüz gelişmekte olan duygu düzenleme becerilerinin doğal bir sonucudur. Araştırmalar da duygu düzenleme becerilerinin çocukların problem davranışları, sosyal ilişkileri ve problem çözme becerileriyle yakından ilişkili olduğunu göstermektedir.
Peki, gerçekten inat dediğimiz şey nedir? Bazen çocuk “Ben de yapabilirim.” deme ihtiyacındadır. Kendi kıyafetini seçmek, suyu kendisi doldurmak ya da merdivenleri tek başına çıkmak istemesi bağımsızlaşma çabasının bir göstergesidir. Yetişkin açısından gereksiz görünen bu ısrar, çocuk için kimlik gelişiminin önemli bir parçasıdır. Sürekli yönlendirilen ya da her davranışı kontrol edilen çocuk ise zamanla küçük konularda bile direnç göstermeye başlayabilir.
Bazı durumlarda ise davranışın temelinde yorgunluk, açlık, yoğun uyarılma ya da anlaşılmama hissi bulunur. Gün boyunca birçok kurala uyan, okulda kendini kontrol etmek zorunda kalan bir çocuk eve geldiğinde duygularını daha yoğun yaşayabilir. Bu nedenle davranışı yalnızca sonuç üzerinden değerlendirmek yerine “Bu davranış bana ne anlatmaya çalışıyor?” sorusunu sormak çoğu zaman daha işlevseldir.
Ebeveynlerin en sık yaptığı hatalardan biri, güç savaşına girmektir. Çocuk direndikçe ses yükselir, cezalar artar ve iki taraf da birbirini ikna etmeye çalışır. Oysa güç savaşları çoğunlukla davranışı azaltmak yerine daha da pekiştirir. Çocuk kendini anlaşılmamış hissederken ebeveyn de otoritesini kaybettiğini düşünmeye başlayabilir. Bu döngü aile içindeki ilişkiyi yıpratabilir.
Bunun yerine önce duyguyu görmek önemlidir. “Oyuncağı çok istediğini görüyorum.”, “Şu an gitmek istemediğin için kızgınsın.” gibi ifadeler davranışı onaylamak anlamına gelmez; çocuğun yaşadığı duygunun fark edildiğini hissetmesini sağlar. Çocuk anlaşılmış hissettiğinde yoğun duygularını düzenlemesi de kolaylaşır. Duyguların kabul edilmesi ile sınırların korunması aynı anda mümkündür. “Kızgın olabilirsin ama vurmana izin veremem.” cümlesi bunun güzel bir örneğidir.
Araştırmalar, duygu düzenleme becerilerinin desteklenmesinin çocukların problem davranışlarını azaltırken sosyal becerilerini güçlendirdiğini göstermektedir. Benzer şekilde öğretmen ve ebeveynle kurulan güvenli ilişkiler de duygu düzenleme gelişimini olumlu yönde etkilemektedir.
Elbette her direnç davranışı gelişimsel değildir. Eğer çocuk uzun süre boyunca her konuda aşırı çatışma yaşıyor, öfke nöbetleri günlük yaşamını belirgin biçimde etkiliyor ya da davranışları hem ev hem okul yaşamında ciddi güçlük oluşturuyorsa bir uzmandan değerlendirme almak faydalı olabilir. Çünkü bazen görünen “inat”, altında farklı gelişimsel ya da duygusal ihtiyaçlar barındırabilir.
Sonuç olarak, çocukların davranışlarına yalnızca etiketlerle yaklaşmak yerine onların vermeye çalıştıkları mesajı anlamaya çalışmak daha sağlıklı bir bakış açısı sunar. Her “hayır”, her ağlama ya da her direnç bir meydan okuma değildir. Bazen bunlar çocuğun “Henüz bu duyguyla ne yapacağımı bilmiyorum.” deme biçimidir. Yetişkinin görevi ise bu davranışı kazanılması gereken bir savaş olarak görmek değil, çocuğun gelişim yolculuğunda ona güvenli bir rehber olabilmektir. Çünkü çocuklar en çok, kendilerini yalnızca davranışlarıyla değil, duygularıyla da gören yetişkinlerin yanında büyürler.


