Geçmişten günümüze, eşlere ve ebeveynlere farklı roller verme, yakınlık kaynağı olma, ekonomik iş birliği gibi çeşitli işlevleri ve görevleri olan yapılar aileyi oluşturmuştur. Aile bireylerinin her birine düşen belli roller ve sorumluluklar vardır. Bireylerin her yaş döneminde edinmeleri gereken beceriler, uyum sağlamaları gereken koşullar ve çözmeleri gereken krizler ortaya çıkar. Tıpkı bireyler gibi ailelerin de önemli yaşam olaylarına dayanan evreleri, bu evrelerde üstlenmeleri gereken sorumluluklar ve çözmeleri gereken krizler bulunmaktadır. Tüm bunları içeren kavram ise aile yaşam döngüsü olarak tanımlanmaktadır. Aile yaşam döngüsü, ailelerde zaman içinde meydana gelen değişimleri ifade eder. Bu nedenle bireysel yaşam döngüsünden farklı olarak bu anlayışta aile bütünlüğüne vurgu yapılmaktadır.
Aile yaşam döngüsü kavramı ilk olarak Evelyn Duvall tarafından ortaya konulmuştur. Ancak aile yapılarının değişmesiyle birlikte bu kavram da zaman içinde farklılaşmıştır. Carter ve McGoldrick (1999), orta sınıf çekirdek ailenin yaşam döngüsünü altı döneme ayırarak şu şekilde ele almıştır: Bekâr genç yetişkinlerin evden ayrılması, yeni çiftin oluşumu, küçük çocuklu aileler, ergen çocuklu aileler, çocukları evden ayrılan aileler ve yaşamlarının son dönemindeki aileler. Bahsedilen bu altı evrenin her birinde uyum sağlamayı gerektiren krizler, aile üyelerine düşen görevler ve bu dönemi sağlıkla atlatabilmek için yapılması gereken değişiklikler ortaya çıkar. Bireysel yaşam döngüsü açısından bakıldığında bebeklik, ergenlik gibi dönemlerin ihtiyaçları nasıl farklılaşıyorsa, farklı yaşam döngüsündeki ailelerin de ihtiyaçları ve istekleri farklılık gösterir.
Genç yetişkinlikle birlikte evden ayrılma evresinde en temel gelişimsel görev, aileden ayrımlaşmak ve farklı bir düzeyde aile ile tekrar bağ kurmaktır. Bu evredeki bağımsız kimlik gelişimini Murray Bowen, bütünlüklü benlik geliştirme olarak kavramsallaştırmıştır. Bireylerin aile oluşumu öncesindeki bu evrede kendilerine ait hedefler, değerler ve inançlar geliştirmeleri gerekmektedir. Kariyer, evlilik hedefleri ve özgürlük arasında denge sağlanmalıdır. Bu dönemde evlenmek, evlenmeden birlikte yaşamak ya da bekâr kalmak tercih edilen durumlar arasında olabilir. Bu dönemde yaşanan krizler; aileden kopmakta zorlanma, yeni sosyal ilişkiler kurmada zorluk, aile kurma konusunda kişinin değerleri ve çevre baskısı arasında kalması, zayıf kişisel benlik algısı şeklinde görülebilir.
Yeni çiftin oluşumu evresi, partnerlerin birbirlerini uygunluk açısından denedikleri bir süreçle başlar. Daha sonrasında evlilik veya birlikte yaşama yoluyla kişilerarası etkileşim artar. Yeni bir çift olma süreci, yoğun bir şekilde uyum sağlama süreci gerektirir. Eşlerin kariyerlerine, birbirlerine ve sosyal yaşamlarına ideal zamanı ayırmaları ve bu süreçleri dengelemeleri gereklidir. Tüm bu görevler, hem kendilerini hem de birbirlerini daha iyi tanıyıp uzlaşmaları sürecini içerir. Bu dönemde yaşanabilecek krizler; çift olarak yaşamaya uyum sağlayamama, akraba ve köken ailelerle yaşanabilecek sıkıntılar, köken ailelerden getirilen gelenek ve rollerin esnek olmamasıyla yaşanacak sorunlar, etkili iletişim kuramama ve problem çözme konusunda başarısızlıklar, çocuk sahibi olup olmama ya da bu durumun zamanı konusunda anlaşmaya varamamak şeklinde görülebilir.
Küçük çocuklu evresinde olan aileler, fiziksel, psikolojik ve sosyal açıdan köklü değişimlere maruz kalırlar. Ev düzeni, çift ilişkisi, cinsel yaşam ve ekstra sorumlulukların paylaşımı gibi konularda değişiklikler yaşanarak yeni bir yaşam tarzı oluşturulmuş olur. Bebeğin güvenli bağlanmasının sağlanacağı bir koşul oluşturmak temel döngüsel görevlerden biridir. Bu aşamada kriz yaşanabilecek alanlar; ebeveyn rollerine uyum sağlamaya çalışmak, ilişkiye ve günlük etkinliklere yeniden şekil vermek durumunda olmak, küçük çocuğu yetiştirmeyle ilgili yaşanabilecek sorunlar, genç çiftin aile büyüklerinin müdahalelerine karşı koyamaması, evlilik doyumunda yaşanan değişimler ve çalışma hayatında ekonomik sorunlardır.
Ergen çocuklu aileler bu evreyi yaşarken hem kendilerine, hem ergen çocuklarına, hem de bakıma muhtaç olan kendilerinden bir üst nesle bakmak ve ilgi vermek durumunda kalırlar. Bu aşamanın temel zorluğu pek çok farklı alanda sorumlulukların bulunmasıdır. Bu nedenle bu kuşak, sandviç kuşağı olarak kavramsallaştırılmıştır. Aile yaşam döngüsünün en aktif zamanlarından biridir. Bu dönemde ergenler ve aile üyeleri arasında yaşanan çatışmalar, ailede gerilimi ve anlaşmazlıkları tetikleyebilir. Ergen bireylerin özerklik ve bağımsızlık çabaları ile ailedeki kurallar ters düşebilir. Bu nedenle eskisi gibi mutlak otorite sağlanamayabilir ve kurallar esneklik gösterip değişime uğramak zorunda kalabilir. Aileler bu dönemde; aile bireyleri arasındaki ilişkilerin dengesiz hale gelmesi, sınırlar belirleme, ailede oluşabilecek koalisyonlarla mücadele etme, biriktirilen kızgınlıkların çözümlenmesi, yaşlı ebeveynlere bakım sorunlarının çözümlenmesi ve yükümlülükleri dengeleme gibi farklı krizlerle mücadele etmek durumunda kalabilirler.
Aile yaşam döngüsünde çocukların evden ayrılmasıyla görülen evre, boş yuva sendromu olarak adlandırılmaktadır. Çocukların farklı nedenlerle evden ayrılmasından sonra, evde çocuklarla ilgili sorumlulukların olmadığı bir boşluk dönemi yaşanır. Bu dönem, çiftlerin birbirlerini yeniden keşfetmeleri için bir fırsat olarak görülebilir. Ancak çiftler bu boşluk dönemini iyi yönetemezse depresyon, bağımlılık ve boşanma gibi krizler de ortaya çıkabilir. Bu evrede ekonomik, sosyal, psikolojik gibi farklı sebeplerle evden ayrılamayan veya geri dönen bumerang çocukların varlığı da aile içi gerilimi arttırabilir. Bu dönemde görülebilecek temel krizler; evden ayrılan aile üyeleriyle birlikte yaşanan kayıp duygusu, evden ayrılamayan çocuklarla yaşanan gerginlikler, kişinin hedefleri ve yaşadığı hayat arasındaki farklara daha çok odaklanması ve sonucunda ortaya çıkan pişmanlık, kızgınlık gibi duygularla baş etmeye çalışmaktır.
Aile yaşam döngüsünün son evresi olan geç yaşam dönemi, yani yaşlılıkta bireyler yaşamlarının son dönemlerini yaşarlar. Bu dönemde genellikle emeklilik dönemlerini yaşamaktadırlar. Bu dönemde yaşanabilecek en büyük zorluk, fiziksel olarak güçten düşmektir. Hastalıkların artması ve iş yaşamından çekilme ile birlikte ekonomik problemler de ortaya çıkabilir. Bu dönemde eş kaybı yaşanması, yaşanabilecek en önemli krizlerden biridir. Bu nedenle sosyal destek ağının gelişmiş olması ve sosyal becerilerin korunması, bu dönemde koruyucu etki sağlayabilecek gelişimsel ödevlerdendir. Bir diğer ödev ise sağlığa özen göstermektir. Bireyler bu evrede torunlarla vakit geçirmek, daha önce vakit bulamadıkları aktiviteleri yapmak gibi avantajlara sahip olabilirler. Bu dönemde görülebilecek krizler; çocuklar ve torunlarla iyi ilişkiler kuramama, aile meselelerinin dışında bırakılma, yaşanan kayıplardan dolayı boşluk duygusu, yaşamdan zevk almama ve ölüm gerçeğiyle baş edememe şeklinde görülebilir.
Aile üyelerinin yaşam döngüsünün gidişatı hakkında bilgi sahibi olması, içinde bulundukları dönemde yaşanabilecek sorunlar ve ortaya çıkacak krizlerle ilgili farkındalığın olması, tüm bu zorlu süreçlerin daha kolay atlatılabilmesini desteklemektedir. Aile üyeleri, yaşanan bu ailevi sorunların diğer aileler için de geçerli olduğunu ve yalnız olmadıklarını bildiklerinde, yaşanan durumun geçici ve atlatılabilir bir süreç olduğunu fark ettiklerinde olaylara daha çözümcü yaklaşabilmekte ve sorun çözme becerileri ile duygusal dayanıklılık kapasitelerinin arttığı gözlemlenmektedir.


