Birçok insan hayatının bir döneminde aynı düşünceye tutunur: “Belki zamanla değişir.” Bazen bir ilişkide, bazen bir arkadaşlıkta, bazen de aile içinde… Karşımızdaki kişinin bugün olduğu hâline değil, bir gün olabileceğini düşündüğümüz hâline odaklanmaya başlarız. Yaşadığımız hayal kırıklıklarını, tekrar eden davranışları ya da çözülemeyen sorunları görsek bile, değişme ihtimaline yer bırakırız. Çünkü umut etmek çoğu zaman vazgeçmekten daha kolaydır.
Peki, insanlar gerçekten değişebilir mi? Bu sorunun kısa cevabı evettir. İnsanlar değişebilir. Düşünceleri değişebilir, davranışları değişebilir, ilişki kurma biçimleri değişebilir. Ancak değişim, dışarıdan istenmesiyle değil; içeriden başlamasıyla mümkün olur.
Bir insanın değişebilecek olması ile değişmek istemesi aynı şey değildir. Bu ayrım çoğu zaman gözden kaçar. Çünkü birine değer verdiğimizde, onun potansiyelini de görmeye başlarız. Yapabileceklerini, farklı davranabileceğini, aslında daha iyi biri olabileceğini düşünürüz. Bu düşünceler ilk bakışta oldukça doğal görünür. Ancak bazen kişi, karşısındaki insanın mevcut davranışlarından çok, bir gün dönüşebileceği kişiye bağlanmaya başlayabilir. İşte bu noktada ilişki, gerçeklikten uzaklaşmaya başlar.
Çünkü ilişki artık kişinin bugün kim olduğu üzerinden değil, gelecekte kim olabileceği üzerinden kurulur. Birçok insanın zorlandığı noktalardan biri de budur. Karşısındaki kişinin davranışları tekrar tekrar aynı kalmasına rağmen, değişme ihtimaline yatırım yapmaya devam eder. Her özür yeni bir başlangıç gibi görünür. Her iyi dönem, bu kez gerçekten farklı olacağı hissini yaratır.
Ancak zaman geçtikçe kişi kendisini tuhaf bir döngünün içinde bulabilir. Beklemek, anlamak, şans vermek, biraz daha zaman tanımak ve yeniden beklemek… Bu döngü yalnızca ilişkilerde değil, arkadaşlıklarda, aile ilişkilerinde ve hatta iş hayatında da görülebilir. Çünkü bazen insanlar bir davranışın değil, o davranışın değişeceği ihtimalinin peşinden giderler.
Bunun altında yatan nedenlerden biri, vazgeçmenin zor olmasıdır. Bir ilişkiye, bir dostluğa ya da bir insana emek verdiğimizde, ondan uzaklaşmak yalnızca o kişiden değil, kurduğumuz hayallerden de vazgeçmek anlamına gelir. Zihin ise çoğu zaman kayıptan hoşlanmaz. Bu nedenle bazen mevcut durumu değerlendirmek yerine, gelecekte olabilecekleri düşünmeye devam ederiz.
“Belki biraz daha zaman gerekir.” “Belki şu an zor bir dönemden geçiyordur.” “Belki bir gün farkına varır.” Bu düşünceler her zaman yanlış değildir. İnsanlar gerçekten de değişebilirler. Ancak değişim, yalnızca bir başkasının isteğiyle gerçekleşmez. Bir insan ancak kendi davranışlarını fark ettiğinde, sorumluluk aldığında ve bunun için çaba göstermeye istekli olduğunda değişmeye başlayabilir.
Bu nedenle bir kişinin değişme potansiyeline sahip olması, değişim sürecinin başladığı anlamına gelmez. Potansiyel ve gerçeklik arasındaki fark tam da burada ortaya çıkar. Potansiyel, olabilecek olanı anlatır. Gerçeklik ise şu anda olanı. Bazen insanlar bu iki kavramı birbirine karıştırabilir. Karşılarındaki kişiyi olduğu gibi görmek yerine, olabileceği kişi üzerinden değerlendirebilirler. Bu da mevcut ilişkiyi değil, gelecekte kurulması umut edilen ilişkiyi yaşamalarına neden olabilir.
Oysa sağlıklı bir değerlendirme yapabilmek için bazen şu soruyu sormak gerekir: “Bu insanın bir gün değişeceğini varsaymasaydım, bugün sahip olduğumuz ilişki bana nasıl hissettirirdi?” Bu soru çoğu zaman önemli bir fark yaratır. Çünkü dikkati gelecekten bugüne getirir.
Belki de asıl mesele, insanların değişip değişememesi değildir. Belki de asıl mesele, değişim ihtimali ile değişimin kendisini birbirinden ayırabilmektir. İnsanlar değişebilir. Ancak bir insanın değişebilecek olması ile değişmeye hazır olması aynı şey değildir. Bazen kabul edilmesi en zor gerçek, karşımızdaki kişinin kim olduğu değildir. Onun kim olmasını umduğumuzdur.


