Pazar, Haziran 28, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Lise ve Üniversite Sınavlarında Ailelerini Gururlandıramayan Gençler

Haziran ayı itibarıyla liseye geçiş sınavı ve üniversiteye giriş sınavları gerçekleştirildi. Soruların zorluğu, Türkçe’nin anlaşılabilirliği veya zamanın yetersizliği gibi konular gençlerin yaşadığı sorunlar arasında yer aldı. İnternet sayesinde birçok olaya dair anlık görüntülere ulaşabiliyoruz. Sosyal medyada gençler, sınav sorularını yorumluyor, sonuçları gördükleri anları veya ailelerinin tepkilerini paylaşıyor. Ancak bu paylaşımlar, kaybettiğimiz bir durumu gözler önüne seriyor. Sanırım çok uzun bir süre önce kaybettik. Gençleri sadece ergen olarak etiketlemekle kalmıyor, aynı zamanda şiddeti herkes için görünür hale getiriyoruz. Okullu veya alaylı fark etmeksizin, psikolojik şiddet çok yaygın ve kolay bir şekilde uygulanabiliyor. Sınavlar, sonuçlar ve yerleştirme süreçleri, bireysel süreçler olmanın ötesinde, gençlerin üzerine büyük bir yük bindiriyor. Gerçek sebep, çocukları suçlamak her zaman en kolay seçenek olduğu için bu yükü onlara yüklüyoruz.

Tablet, telefon ve televizyonla çevrili olan ebeveynler, çocuklarının her sınavda birinci olmasını bekliyor. Güzel sözlerden uzak olan baba, ilk fırsatta “yazıklar olsun emeğime” diyor. Komşu çocukları ise sürekli ilahlaştırılıyor. Anne, çocuğunu her sabah okula, hafta sonu kursa yolladığında her şeyin en iyisini hak ettiğini düşünüyor. Ancak ebeveynlerin haklı olup olmadığından önce, çocuklarının sağlığına öncelik vermek gerektiği pek de akla gelmiyor. Komşu çocukları mı yarışıyor, yoksa WhatsApp gruplarındaki veliler mi? Bir anne, “Sizin çocuğunuz sınavda ne yaptı?” sorusuna vereceği cevabı düşünerek ne kadar kaygılanıyor? Bir baba, “Bundan bir şey olmaz” demek için ne kadar sabırsızlanıyor?

Gerçek şu ki, çocuklarınız sizin malınız değil, yarış atı da değiller. Bu düşünce, bir türlü kavranamayacak. Sınavda beş yanlış yapan çocuk, anne babayı korkutuyor; ancak her gece ağlayarak uyuyan çocuk korkutmuyor. Çocuğun geleceği bir sınava bağlı değil, aynı zamanda ailenin itibarının da çocuğa bağlı olduğu gerçeği göz ardı ediliyor. On beş veya on yedi yaşındaki gençler, ebeveynleri için birer yük haline geliyor. Ebeveynlerin görmek istemediği gerçek, çocuklarının onların hayallerini gerçekleştirmek zorunda olmadığıdır. Eğer ebeveynler bu kadar haklıysa, neden etrafımızda bu kadar mutsuz çocuk var? Gençler, ebeveynlerinin potansiyellerine ihanet eden bir sistemin kurbanı oluyor. Katı kurallara sahip ebeveynler, çocuklarından uzaklaşıyor.

Peki, çocuk ebeveyninin tepkisini çekip paylaşarak yanlış mı yapıyor? Bu soruyu sormak, yukarıda bahsedilen şiddetten pek de farklı değil. Çocuk, neden böyle bir ihtiyaç duyduğunu sorgulamadan önce, anne babası rezil olduğu için düşünmek, yine bir hata yaptığımızı gösteriyor. Geçmişte doktor olamayan bir anne veya saygın bir iş adamı olamayan bir baba, çocuğun her şeyi aynı anda yapıp başarılı olmasını bekliyor. Ancak çocuk, ne çevresini ne de kendini memnun edebiliyor. Belki de gereksinim duyulan destek, çocuğa değil, ebeveynlere aittir. Çocuğunu aynı anda hem matematik hem yüzme hem de piyano kursuna yollamak isteyen ebeveyn, belki de kendisinin sevdiği şeyleri yapmaya ihtiyaç duymaktadır.

Sonuç olarak, çocuklar bu dünyanın zorluklarıyla karşılaşacak ve bunlara direnmeyi öğrenecekler. Sizin evde zorluğa alışsın idmanlarınız onu daha iyi yapmayacak. Dışarıdan başarılı görünen bir çocuk, iç huzurunu kaybetmiş olabilir. Sınav sonuçlarına göre değerlendirdiğiniz çocuk, her zaman nesne olacak, özne değil. Üstüne siz, “adam olamadı” diye onu suçlayacaksınız. Tüm bunlar sır değil; bu bilgiler ve deneyimler her yerde mevcut. Bugün sorulması gereken, ebeveynlerin gerçekleri görmeye ne kadar hazır olduklarıdır. Bu döngü kırılabilir. Müthiş okullarda okumak veya tuğla kitaplar koleksiyonuna sahip olmak gerekmiyor. Sadece, dünyaya getirdiğiniz çocuğunuzun size borçlu olmadığını kabul etmeniz yeterli.

Emine Kaya
Emine Kaya
Lisans eğitimimi Erciyes Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nde tamamladım. Yıldız Teknik Üniversitesi'nde Aile Danışmanlığı programını başarıyla bitirdikten sonra yüksek lisansımı Ankara Üniversitesi Aile Danışmanlığı bölümünde tamamladım. CİSED bünyesinde 12 ay profesyonel psikoterapi, 6 ay evlilik terapisi ve 6 ay cinsel terapi eğitimleri aldım. Ek olarak klinik görüşmelerde ilk görüşme teknikleri, çocuk, ergen ve yetişkinlerde bilişsel davranışçı terapi, çözüm odaklı terapi ve oyun terapisi eğitimlerini aldım. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'na bağlı kendi özel aile danışma merkezimi kurdum. Bugün hâlâ aile danışmanlığı mesleğinin sınırlarına uyarak, hasta ve danışan ayrımını en doğru şekilde yapabilmek ve danışanlarıma faydalı olabilmek adına kendimi geliştirmeye ve eğitimler almaya devam etmekteyim.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar