Cuma, Haziran 26, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Bir İlişkinin Sessiz Dönüşümü: Eşlikten Ebeveynliğe

“Sessizce değişen roller, ilişkinin yönünü değiştirir.”

Sessizce Değişen Roller

Romantik ilişkiler, yalnızca sevginin değil; karşılıklı sorumluluğun, eşitliğin ve iş birliğinin de üzerine inşa edilir. Ancak zamanla bu denge fark edilmeden değişebilir. Başlangıçta sevginin doğal bir ifadesi olarak görülen küçük fedakârlıklar, giderek tek taraflı bir sorumluluk üstlenişine dönüşebilir. Böylece taraflardan biri ilişkiyi taşıyan, planlayan ve hatırlatan kişi olurken; diğeri daha çok takip eden ya da yönlendirilmesini bekleyen bir konuma yerleşebilir. Bu dönüşüm çoğu zaman büyük krizlerle başlamaz. Aksine, günlük yaşamın içinde tekrar eden küçük davranışlarla sessizce şekillenir. Yapılacak işleri sürekli hatırlatmak, ortak sorumlulukları tek başına üstlenmek, ilişkinin duygusal yükünü taşımak ya da sorunları sürekli çözen taraf olmak zamanla ilişkinin doğasını değiştirebilir. İlişkide rollerin bu şekilde farklılaşması, yalnızca iş bölümünü değil, tarafların birbirini algılama biçimini de etkiler. Bir süre sonra partnerler birbirlerini eş olarak görmekten uzaklaşabilir; biri kendisini sürekli bakım veren ya da yöneten tarafta, diğeri ise yönlendirilen tarafta bulabilir. Oysa romantik yakınlığı besleyen en önemli unsurlardan biri, iki yetişkinin birbirini eşit bir özne olarak deneyimleyebilmesidir.

Bu nedenle ilişkilerde yaşanan yorgunluk her zaman sevginin azalmasından kaynaklanmaz. Bazen asıl yorucu olan, fark edilmeden değişen rollerin ilişki içinde oluşturduğu görünmez yükü taşımaktır.

Birlikteliğin Kırılan Dengesi

İlişkilerde denge, sorumlulukların kusursuz biçimde paylaşılması anlamına gelmez. Asıl denge; her iki partnerin de ilişkinin yükünü, kararlarını ve duygusal sorumluluğunu birlikte taşıyabildiği bir karşılıklılık halidir. Bu karşılıklılık zedelendiğinde ise sorun yalnızca işlerin paylaşılmaması değildir; tarafların ilişki içindeki konumları da değişmeye başlar. Bir partner sürekli ilişkiyi ayakta tutmaya çalışan kişi olduğunda, zamanla yorulan yalnızca kendisi olmaz; ilişkinin romantik dokusu da bu yükten etkilenir. Takdir edilmediğini hisseden taraf giderek tükenirken, diğer partner çoğu zaman bu değişimin farkına varmayabilir. Çünkü dengenin bozulması çoğunlukla tek bir olayın sonucu değil, uzun süre devam eden küçük eşitsizliklerin birikimidir. İşte bu noktada ilişki, iki yetişkinin omuz omuza yürüdüğü bir birliktelikten uzaklaşabilir. Yerini, biri sürekli üstlenen, diğeri ise çoğu zaman üstlenileni doğal kabul eden bir örüntü alabilir. Oysa romantik yakınlığı besleyen şey yalnızca sevgi değil; görüldüğünü, yükün paylaşıldığını ve ilişkinin iki kişi tarafından birlikte taşındığını hissedebilmektir.

Kaybolanı Yeniden Bulmak

Her ilişki zaman zaman dengesini yitirebilir. Önemli olan, bu dengesizliği bir kusur olarak görmekten çok, ilişkinin bize ne anlatmaya çalıştığını duyabilmektir. Çünkü kimi zaman kaybolan şey sevgi değildir; birlikte hareket edebilme duygusu, karşılıklılık ve birbirini eş olarak görebilme hâlidir. İlişkiler, değişen yaşam koşullarına uyum sağlarken roller de zaman zaman yeniden şekillenir. Ancak bu değişim konuşulmadığında, fark edilmediğinde ya da tek bir tarafın omuzlarında taşınmaya devam ettiğinde, duygusal mesafe giderek artabilir. Oysa karşılıklı farkındalık, açık iletişim ve ortak sorumluluk duygusu, ilişkinin yeniden nefes almasına alan açabilir. Bazen yeniden bulunması gereken şey, ilişkinin başındaki heyecan değil; birlikte yürüyebilme hissidir. Çünkü romantik bağ, yalnızca aynı yolu paylaşmakla değil, o yolu birlikte taşıyabilmekle güçlenir.

Vaka Örneği

Danışanların çift terapisine başvuru nedenlerinden biri, “Eşim bana zaman zaman bir partnerden çok annem gibi davranıyor.” ifadesiydi. Sürekli hatırlatılmaktan, yaptığı ya da yapmadığı her şeyin kontrol edilmesinden ve kendisini sık sık uyarılan biri gibi hissetmekten rahatsız olduğunu dile getiriyordu. Kadın eş ise bu durumu farklı bir yerden anlatıyordu. Günlük yaşamın sorumluluklarını tek başına üstlenmekten yorulduğunu, birçok konuda ilk adımı atan, planlayan ve takip eden kişinin kendisi olduğunu ifade ediyordu. Seanslar ilerledikçe, tarafların birbirlerine yönelik niyetlerinden çok, ilişki içinde zamanla üstlendikleri roller görünür hâle geldi. Kadın eş, ilişkinin yükünü tek başına taşıdıkça daha fazla kontrol etmeye başlamış; erkek eş ise giderek daha edilgen bir konuma çekilmişti. Böylece biri istemeden ebeveyn rolünü üstlenirken, diğeri farkında olmadan bu rolün karşılığı olan konuma yerleşmişti. Terapi sürecinde amaç, tarafların birbirini değiştirmesi değil; ilişkinin kurduğu bu döngüyü birlikte fark edebilmeleriydi. Sorumluluklar yeniden konuşulup paylaşılmaya başlandıkça, kontrol etme ihtiyacı azaldı; hatırlatmalar yerini ortak planlamaya bıraktı. Birbirlerini yeniden “eş” olarak görebildiklerinde ise, yalnızca iletişimleri değil, duygusal yakınlıkları da güçlenmeye başladı.

Son Söz

Belki de bazı ilişkilerde yeniden bulunması gereken şey sevgi değildir. Sevgi çoğu zaman oradadır; kaybolan, iki yetişkinin birbirine eş olarak eşlik edebilme hâlidir. Peki siz, ilişkinizde hâlâ birbirinizin eşi misiniz, yoksa fark etmeden başka rollere mi büründünüz?

Damla Belis Çağlar
Damla Belis Çağlar
Damla Belis Çağlar, 2020 yılında psikoloji lisans eğitimini tamamlamıştır. Mezuniyetinin ardından çocuk, ergen ve ailelerle çalışma deneyimi kazanmış; mesleki gelişimini çeşitli eğitim ve seminerlerle desteklemiştir. Ankara Üniversitesi’nde yüksek lisans eğitimini yüksek onur derecesiyle tamamlayan Çağlar, özellikle aile içi iletişim, ebeveyn-çocuk ilişkileri ve kişilik gelişimi alanlarına yoğunlaşmıştır. Hâlen bireyler ve ailelerle görüşmeler yürütmekte; aile dinamiklerinin ruh sağlığı üzerindeki etkilerini çalışmalarında merkeze almaktadır. Mesleki yaklaşımında bilimsel temelli uygulamaları, etik ilkeleri ve sürekli öğrenmeyi önemsemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar