Daha önce bedeninizde bir türlü anlamlandıramadığınız birtakım rahatsızlıklarla karşılaştınız mı? Bu durumun psikolojide bir karşılığı olduğunu biliyor muydunuz? Bu olgu, psikoloji biliminde somatizasyon bozukluğu olarak adlandırılmaktadır. DSM-5’te bu bozukluk, bedensel belirti bozukluğu olarak tanımlanmaktadır. Köroğlu’na (2014) göre, bedensel belirti bozukluğu, bedensel belirtilerin varlığından çok bireyin bu belirtilere yönelik geliştirdiği aşırı düşünceler, yoğun sağlık kaygısı ve işlevselliğini etkileyen davranışlarla karakterize edilen bir ruhsal bozukluktur.
Bazen hayatımızda bizi derinden etkileyen olaylar yaşıyoruz: kazalar, ölümler, kayıplar… Her ne yaşarsak yaşayalım, zamanla bu duruma alışır hale geliyoruz. Üstesinden gelemeyeceğimizi düşündüğümüz şeyleri bile zamanla atlatıyoruz. Ya da atlattık sanıyoruz. İşte bu atlattığımızı ”sandığımız” şeyler sadece bir düşünceden ibaretse ve bu durum zamanla günlük hayattaki işlevimizi bozuyorsa, burada durup vücudumuzda neler olduğunu gözlemlemeliyiz.
Beynimiz her ne kadar yaşadığımız şeyleri unutmaya meyilli olsa da, yaşadığımız her şeyin kaydını bedenimiz tutmaktadır. Bu noktada bedenimiz bize bazı sinyaller gönderir. Örneğin, çeşitli ağrılar, kramplar ve mide-bağırsak problemleri yaşanabilmektedir. Bu durumu yaşayan insanlar, bu problemlere bir çare bulmak için farklı doktorlara sık sık kontrole giderler. Kendilerinde tıbbi anlamda bir problem olup olmadığını merak ederler. Fakat tıbbi bir tanı alınacak kadar büyük herhangi bir sağlık problemiyle karşılaşmazlar. Bu arayışlarına karşılık bulamadıklarında ise kendilerini anlaşılmaz hissederler. Bu durum da onları daha çok strese sokar ve kısır bir döngüye girmelerine neden olur.
SOMATİZASYON BOZUKLUĞUNDA ETKİLİ OLAN FAKTÖRLER
Bu bedensel duyumun aşırı hissedilmesinde kişinin sinir sisteminin oldukça büyük bir etkisi vardır. Bu problemleri yaşayan bireylerin duyusal eşikleri oldukça düşüktür. Yani, en ufak bir ağrının şiddetli bir şekilde hissedilmesi demektir. Kişi hafif bir kalp çarpıntısı yaşasa bile kalp krizi geçirdiğini düşünebilir ve hem kendini hem de etrafındakileri telaşa sokabilir. Buna karşın bazı insanlar hastalığı o kadar çok dile getirir ki, kendisinin sadece bu şekilde dinlendiğini ve önemsendiğini düşünmektedir.
Bu fiziksel duyumun aşırılığında etkili olan bir başka durum daha vardır: HPA (Hipotalamus-Hipofiz-Adrenal) ekseni. Bu eksenin aşırı çalışması, kişinin stres düzeyini ciddi oranda arttırır ve bu durumda vücudumuzda ağrıyı yöneten kimyasalların dengesini bozar. Özetle, vücutta hissedilen ”sebebi bulunamayan” bu ağrıların harekete geçmesinde etkili olan en önemli biyolojik faktörlerden biri de HPA eksenidir.
Toparlayacak olursak, somatizasyon bozukluğu sadece ”zihin”de olan bir durum değil, biyolojik bir temeli de vardır. Tıbbi olarak karşılığı bulunmasa da, bireyin ciddi manada etkilendiği bir rahatsızlık türüdür. Bu bireyler, çevreleri tarafından ”abartıyor, hiçbir şeyi yok” gibi görünse de, aslında psikolojik ve biyolojik açıdan oldukça zor bir süreçten geçmektedirler. Bu süreçte onların yanında olmaya ve onları anlamaya çalışmalıyız. Elbette yaşamadığımız bir durumu anlamaya çalışmak zor bir şey; fakat en azından karşımızdakinin duygularını önemsemeli ve kabullenmeliyiz.
Terapi sürecinde ise bu bireylere günlük tutma önerilebilir. Olumsuz düşüncelerinin farkına varması ve bunu sağlıklı düşünce yapılarıyla değiştirmesi beklenmektedir.
Kaynakça
- Köroğlu, E. (2014). DSM-5 tanı ölçütleri başvuru el kitabı. Boylam Psikiyatri Enstitüsü Yayınları.


