Salı, Temmuz 28, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Tanıdık Olanı Seçmek: İlişkilerde Geçmişin Görünmeyen İzleri

“Benzer ilişkileri neden tekrar tekrar yaşıyorum?” sorusu, birçok kişinin hayatının bir döneminde kendine yönelttiği önemli sorulardan biridir. Bazı bireyler sürekli olarak duygusal olarak ulaşılması zor kişilere yönelirken, bazıları ilişkilerinde fazla sorumluluk alan veya karşı tarafın ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarının önüne koyan bir rol üstlenebilir.

İnsan zihni yalnızca mutlu olduğu deneyimlere değil, tanıdık olan deneyimlere de yönelme eğilimindedir. Bu nedenle bazen sağlıklı olmayan ilişki biçimleri bile kişiye tanıdık geldiği için güvenli hissettirebilir. Tekrarlayan ilişki döngülerinin anlaşılabilmesi için bireyin geçmiş deneyimlerine, kendisi ve ilişkiler hakkındaki inançlarına bakmak önemlidir.

Çocukluk Deneyimleri ve İlişki Seçimleri

İnsanların ilişki kurma biçimleri, erken dönem bakım veren ilişkilerinden etkilenebilir. Bowlby’nin (1988) bağlanma kuramına göre çocukluk döneminde bakım verenlerle kurulan ilişkiler, bireyin kendisi ve diğer insanlar hakkında oluşturduğu temel beklentileri şekillendirir.

Örneğin, çocukluk döneminde sevgi ve ilginin tutarsız olduğu bir ortamda büyüyen bir birey, yetişkinlikte de sevgiyi kazanmak için çaba göstermesi gerektiğine inanabilir. Bu kişi, ilişkilerinde sürekli kendini kanıtlama ihtiyacı hissedebilir veya ilgisini göstermeyen kişilere daha fazla bağlanabilir.

Benzer şekilde, çocuklukta duygusal olarak mesafeli bir ebeveynle büyüyen bir birey, yetişkinlikte de duygusal olarak ulaşılması zor kişileri seçebilir. Bunun nedeni, bilinçli olarak “zor” ilişkiler istemesi değil, zihnin daha önce öğrendiği ilişki modelini tanıdık bulması olabilir.

Şemalar ve Tekrarlayan İlişki Kalıpları

Young ve arkadaşlarının (2003) geliştirdiği şema terapi yaklaşımına göre, erken dönem yaşantılar sonucunda bireylerin kendileri ve ilişkiler hakkında temel inançları oluşur. Bu inançlar, yetişkinlikte ilişki seçimlerini ve davranışlarını etkileyebilir.

Örneğin, “terk edileceğim” inancına sahip bir kişi, ilişkilerinde aşırı güvence arayabilir veya karşı tarafın küçük bir mesafesini bile reddedilme olarak yorumlayabilir. “Değersizim” şemasına sahip bir birey ise kendisine yeterince değer vermeyen kişilere yönelerek bu inancı farkında olmadan yeniden yaşayabilir.

Bazen insanlar, geçmişte çözümlenememiş duygusal deneyimleri, yetişkinlik ilişkilerinde tekrar ederek farklı bir sonuç elde etmeye çalışabilir. Ancak fark edilmediğinde bu durum, aynı döngünün devam etmesine neden olabilir.

İlişkilerde Tekrarlayan Döngüler Nasıl Görünür?

Tekrarlayan ilişki döngüleri farklı şekillerde ortaya çıkabilir:

Bir kişi sürekli olarak fazla veren, anlayış gösteren ve kendi ihtiyaçlarını erteleyen taraf olabilir. Zaman içerisinde karşılık göremediğinde kırgınlık yaşayabilir ancak benzer ilişki dinamiklerini tekrar edebilir.

Başka bir kişi ise yakınlık arttığında geri çekilebilir. Çünkü duygusal yakınlık onun için güven değil, kaygı anlamına gelebilir. Bu durumda kişi hem bağ kurmak ister hem de yakınlık arttığında kendini korumaya çalışır.

Bu döngüler, kişinin karakterinin bir sonucu olarak görülmemelidir. Daha çok geçmişte öğrenilmiş baş etme yöntemlerinin yetişkinlik ilişkilerinde tekrar ortaya çıkması olarak değerlendirilebilir.

Döngüyü Kırmak Mümkün mü?

Tekrarlayan ilişki kalıplarını değiştirmek için ilk adım farkındalıktır. Bireyin “Neden hep böyle insanlara yöneliyorum?” sorusunun yanında “Bu ilişkide hangi ihtiyacımı karşılamaya çalışıyorum?” sorusunu da kendisine sorması önemlidir.

Sağlıklı ilişkiler kurabilmek için kişinin kendi ihtiyaçlarını fark etmesi, sınırlarını belirlemesi ve geçmişten gelen inançlarını yeniden değerlendirmesi gerekir. Psikoterapi süreçleri de bireyin ilişki örüntülerini anlamasına ve daha işlevsel ilişki biçimleri geliştirmesine yardımcı olabilir.

Geçmiş deneyimler ilişkilerimizi etkileyebilir ancak gelecekte kuracağımız ilişkilerin tek belirleyicisi değildir. İnsan, farkındalık kazandıkça öğrendiği kalıpları değiştirme ve daha sağlıklı bağlar kurma kapasitesine sahiptir.

İlişkilerde sürekli benzer sorunların yaşanması çoğu zaman tesadüf değildir. Erken dönem deneyimler, bağlanma biçimleri ve kişinin kendisiyle ilgili inançları ilişki seçimlerinde önemli rol oynayabilir.

Kendimizi tekrar eden döngüler içinde bulduğumuzda amaç geçmişi suçlamak değil, bugünkü ilişkilerimizi daha bilinçli şekilde değerlendirebilmektir. Çünkü değişim, önce fark etmekle başlar.

Kaynakça

  • Kaynakça
  • Bowlby, J. (1988). A secure base: Parent-child attachment and healthy human development. Routledge.
  • Mikulincer, M., & Shaver, P. R. (2016). Attachment in adulthood: Structure, dynamics, and change (2nd ed.). Guilford Press.
  • Young, J. E., Klosko, J. S., & Weishaar, M. E. (2003). Schema therapy: A practitioner’s guide. Guilford Press.
  • Berk, L. E. (2018). Development through the lifespan (7th ed.). Pearson.
  • Hazan, C., & Shaver, P. R. (1987). Romantic love conceptualized as an attachment process. Journal of Personality and Social Psychology, 52(3), 511–524.
Mervenur Öncü
Mervenur Öncü
Mervenur Öncü, psikoloji lisans eğitimini tamamlamış psikologdur. Eğitim süreci boyunca hastaneler ve psikolojik danışmanlık merkezlerinde gerçekleştirdiği stajlarla; psikolojik değerlendirme, danışan takibi ve terapi süreçlerini yakından gözlemleme ve uygulama deneyimi kazanmıştır. Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ve Duygu Odaklı Terapi ekollerine yönelik eğitimler almış; özellikle anksiyete bozuklukları, kaygı yönetimi, özgüven sorunları, mükemmeliyetçilik, duygu düzenleme güçlükleri ve kişilerarası ilişki problemleri üzerine çalışmalar yürütmektedir. Yetişkinlerle bireysel psikoterapi süreçlerini sürdürürken, aynı zamanda öğrencilerle akademik motivasyon, sınav kaygısı, hedef belirleme ve psikolojik dayanıklılık alanlarında çalışmalar gerçekleştirmektedir. Psikolojiyi yalnızca klinik bir alan olarak değil; bireyin günlük yaşamına, ilişkilerine ve kendilik algısına dokunan bütüncül bir süreç olarak ele almaktadır. Bilimsel gelişmeleri takip etmeye, psikoloji alanındaki güncel bilgileri anlaşılır bir dille aktarmaya ve bireylerin psikolojik iyi oluşlarını desteklemeye önem vermektedir. Yazılarında ve çalışmalarında; insanın duygusal dünyasını, içsel çatışmalarını ve değişim potansiyelini sade, anlaşılır ve gerçek yaşamdan örneklerle ele almayı hedeflemektedir. Özellikle gençler ve genç yetişkinlerle yürüttüğü çalışmalarla; bireylerin kendilerini daha iyi tanımalarına, duygularını anlamlandırmalarına ve daha sağlıklı baş etme becerileri geliştirmelerine katkı sunmayı amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar