Hayatımız boyunca birçok insanla karşılaşır ve ilişkiler kurarız. Bu insanların bazılarının yanındayken kendimizi daha güçlü, huzurlu ve değerli hissederiz; bazıları ise farkında olmadan üzerimizde görünmez bir yük oluşturur. Özellikle sürekli şikâyet eden, hiçbir şeyden memnun olmayan, her durumda olumsuz bir yön bulan ve çevresindeki insanları eleştirmeyi alışkanlık haline getiren kişiler, zamanla ilişkilerde ciddi bir duygusal yorgunluk yaratabilir.
Bu insanlar çoğu zaman yaşadıkları olayların olumlu tarafını görmekte zorlanırlar. Hava güzel olsa sıcaklığından, yağmur yağsa ıslanacak olmaktan, işler yolunda gitse daha iyisinin olabileceğinden yakınabilirler. Herhangi bir sorun yaşadıklarında ise çözüm üretmek yerine şikâyetin içinde kalmayı tercih ederler. Dolayısıyla bir süre sonra sohbetler, ortak paylaşımlardan çok bitmek bilmeyen yakınmalara dönüşür.
Sürekli olumsuzluk üreten bu insanların en dikkat çekici özelliklerinden biri de başkalarının başarılarına karşı verdikleri tepkilerdir. Bir arkadaşınız yeni bir işe başlamıştır; onun adına sevinmek yerine işin zorluklarını anlatırlar. Bir hedefinizi gerçekleştirmişsinizdir; bunu takdir etmek yerine eksik kalan yönlerini vurgularlar. Bazen doğrudan eleştirmek yerine imalı sözler, küçük düşürücü şakalar ya da ince göndermeler kullanırlar. İlk bakışta masum görünen bu davranışlar, zamanla kişinin motivasyonunu düşürebilir, özgüvenini zedeleyebilir ve enerjisini tüketebilir.
Elbette bu tutumun altında farklı psikolojik nedenler yatabilir. Bazı insanlar kendi yaşamlarından memnun olmadıkları için çevrelerindeki insanların mutluluğuna tahammül etmekte zorlanabilir. Bazıları değersizlik duygularıyla mücadele ederken kendilerini daha iyi hissetmek için başkalarını küçümsemeye yönelebilir. Kimileri ise çocukluklarından itibaren eleştirel ve olumsuz bir iletişim ortamında büyüdükleri için bunu normal bir ilişki kurma biçimi olarak öğrenmiş olabilir. Ancak davranışlarının nedenini anlamak, bunların üzerimizde yarattığı etkiyi kabul etmek zorunda olduğumuz anlamına gelmez.
Bu tür ilişkiler, karşımızdakine anlaşıldığını hissettirirken bizim için ruhsal olarak riskli hale gelebilir. Zamanla kendi enerjimizden, sevincimizden ve motivasyonumuzdan uzaklaşabiliriz. Sürekli olumsuzluklara kulak açtığımız için, farkında olmadan kendi başarılarımızı küçümsemeye, hayallerimizi ertelemeye veya duygularımızı paylaşmaktan vazgeçmeye başlayabiliriz. Çünkü her paylaşımımızın ardından gelecek eleştiriye ya da olumsuz yoruma karşı kendimizi korumaya çalışırız.
Üzerimizde bu şekilde etkiler bırakan ve enerjimizi tüketen insanlar genellikle ilk anda fark edilmez. Çünkü bu kişiler çoğu zaman açıkça zarar veren, kırıcı olan ya da sınır ihlali yapan kişiler değildir. Aksine, hayatımızın içindedirler. Yakın bir arkadaş, bir aile üyesi, iş ortamından biri ya da duygusal olarak bağlandığımız kişi olabilirler. Onlarla ilişki kurmak başta samimi ve doğal gelir. Anlatırlar, paylaşırlar, dertleşirler; biz de dinleriz. Ancak zamanla ilişkide sessiz bir kayma yaşanır. Konuşmalar giderek onların ihtiyaçları etrafında şekillenmeye başlar. Onlar anlattıkça rahatlar, biz dinledikçe ağırlaşırız. Bu dengesizlik çoğu zaman fark edilmeden yerleşir ve ilişki yeni hâliyle normalleşir.
Özellikle empati düzeyi yüksek kişiler, bu ilişkideki yeni döngüye daha kolay kapılabilirler. Karşılarındaki insanı anlamaya çalışırken onun tüm duygusal yükünü de taşımaya başlarlar. Sürekli destek veren, dinleyen ve anlayış gösteren taraf olurlar. Dolayısıyla zamanla ilişkinin dengesi bozulur. Bir taraf sürekli alırken, diğer taraf sürekli vermeye başlar. Bu durum hem fiziksel hem de duygusal bir tükenmişlik yaratır.
Bu şekilde bize zarar vermeye başladığını fark ettiğimizde ise ilişki içerisindeki bazı tutumlarımızı değiştirmemiz gerekir. Sınır koyabilmek büyük önem taşır. Bazen bir konu hakkında konuşmak istemediğimizi belirtmek, bazen olumsuz sohbetleri sonlandırmak, bazen de mesafeyi artırmak ruh sağlığımızı korumak için gerekli olabilir. Çünkü sürekli eleştirilen, küçümsenen ya da enerjisi tüketilen bir ilişki biçimini normalleştirmemek gerekir. Ayrıca her davranışın sorumluluğunu üstlenmek zorunda olmadığımızı hatırlamak önemlidir. Birinin mutsuzluğu, öfkesi ya da memnuniyetsizliği bizim çözmemiz gereken bir problem değildir. Destek olmak ile kişinin olumsuzluklarının içine çekilmek arasında büyük bir fark vardır.
Sağlıklı ilişkiler yalnızca zor zamanları paylaşmakla değil, güzel anlara da ortak olabilmekle güçlenir. Başarıların takdir edildiği, mutlulukların paylaşıldığı, insanların birbirini küçültmek yerine desteklediği ilişkiler, psikolojik iyi oluşu besler. Bu nedenle çevremizdeki insanların bize nasıl hissettirdiğini fark etmek önemlidir.
Her ilişkide zaman zaman olumsuzluklar yaşanabilir. Ancak sürekli eleştiri, sürekli şikâyet ve bitmeyen memnuniyetsizlik bir ilişki biçimi haline geldiğinde bunun üzerimizdeki etkisini görmezden gelmemek gerekir. Çünkü bazen en çok yorulduğumuz şey yaptıklarımız değil, maruz kaldığımız duygusal atmosferdir. Kendimizi koruyabilmek ise kimi zaman başkalarını değiştirmeye çalışmaktan değil, kendi sınırlarımızı netleştirmekten geçer.


