Perşembe, Haziran 11, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Consent: Küçük Bir Soru, Büyük Bir Fark

Consent, son zamanlarda daha sık duyduğumuz bir kelime. Genelde belirli bağlamlarda kullanılıyor; çoğu zaman romantik ya da fiziksel ilişkilerde. Ancak aslında bundan çok daha fazlası. Consent, sadece “izin almak” değil; birinin alanını fark etmek, onun sınırlarını kabul etmek ve en önemlisi, onun da bir seçme hakkı olduğunu bilmektir. Birine sarılmadan önce durmak, bir şey anlatmadan önce “uygun mu?” diye sormak ya da sadece karşı tarafın rahat olup olmadığını düşünmek, küçük gibi görünen ama büyük anlamlar taşıyan anlar. Ve belki de en ilginç kısmı şu: Consent, zaten hayatımızın içinde. Sadece biz her zaman fark etmiyoruz.

Böyle konularda ne olduğunu anlatmak kadar, ne olmadığını söylemek de önemlidir. Consent, bir şeyi yapmak zorunda hissetmek değildir. Eğer bir noktada kendinizi mecbur hissediyorsanız, orada ya gerçek bir izin yoktur ya da verilen izin sadece göstermeliktir. Gerçek bir izin, özgür iradeyle verilir; bilinçli bir şekilde, neye “evet” dendiğini bilerek. Ve belki de en önemlisi: Size ait olduğu için, istediğiniz zaman geri çekebilirsiniz. Bu sınırı geri çektiğinizde, herhangi bir sözlü ya da fiziksel baskıyla karşılaşmamanız gerekir. Çünkü consent, devam eden bir süreçtir; bir kere verilmiş olması, sonsuza kadar geçerli olduğu anlamına gelmez. Kişi neye izin verdiğini bilmeli ve o sınırın dışına asla çıkılmamalıdır. Ayrıca izin açık ve net olmalıdır; “Ben öyle algılamıştım” denebilecek bir şey değildir. Çünkü biri, sizinle ilgili çok özel bir alanı açıyordur.

Consent Sadece Romantik Değildir

Bazen görmüyoruz, bazen de bunun bir “izin” olduğunu fark etmiyoruz. Genelde aklımıza romantik durumlar geliyor; sevgililerin yakınlaşmadan önce birbirlerinden izin alması gibi. Ancak consent, bundan çok daha fazlasıdır. Günlük hayatta da sürekli karşımıza çıkar. Birine sarılmadan önce durmak, birinin eşyasını kullanmadan önce sormak, hatta bazen sadece “şu an konuşmak senin için uygun mu?” demek… Bunların hepsi consent’ın bir parçasıdır. Çünkü consent, sadece fiziksel değil, duygusal da olabilir. Hatta çoğu insanın deneyimlediği çok daha temel bir örnek var: Doktora gittiğinizde sizi muayene etmeden önce sizden izin isterler. Bu o kadar normaldir ki, çoğu zaman fark etmeyiz bile. Ama bu aslında bir prosedür değil, bir saygı biçimidir; sizin bedeninizin size ait olduğunu kabul etmektir. Bu da consent’ın en net örneklerinden biridir.

Neden Bu Kadar Zor?

Peki, eğer consent bu kadar hayatımızın içindeyse, neden bu kadar zor? Belki de çünkü durmayı gerektiriyor. Biz çoğu zaman düşünmeden hareket etmeye alışığız. Sarılıyoruz, dokunuyoruz, sorular soruyoruz… Ama o küçük duraksama — “uygun mu?” diye sormak — her zaman aklımıza gelmiyor. Reddedilmekten korkuyoruz. Birine “sarılabilir miyim?” diye sormak, aslında “hayır” cevabını da kabul etmeye hazır olmak demek. Ve bu, çoğu zaman düşündüğümüzden daha zor. İzin istemek çoğu zaman düşündüğümüz kadar doğal gelmiyor. Hatta bazen garip hissettiriyor; sanki mesafe koyuyormuşuz gibi ya da karşımızdakini kıracakmışız gibi. Ama aslında durum tam tersi. Birine sormak, onu dışlamak değil — onu sürece dahil etmek.

Birçok kişi “hayır” demeyi değil, “evet” demeyi öğrenerek büyüyor. Kırmamak için, ayıp olmasın diye, karşı taraf üzülmesin diye… Bu da sınır koymayı zorlaştırıyor. Özellikle büyürken bize öğretilenler… “Git öp, sarıl, ayıp olur.” Kimse “ister misin?” diye sormaz. Ve belki de tam burada sorun başlıyor. Çünkü consent, erken yaşta öğrenilmesi gereken bir şey. Ama aynı zamanda çok soyut bir kavram. Bir çocuğa sınır nedir, alan nedir, “hayır” demek ne demek… bunları anlatmak kolay değil. Yine de öğretmemiz gerekiyor. Çünkü kendi sınırlarını bilmek, kendi haklarını tanımak ve gerektiğinde kendini koruyabilmek… bunlar sonradan bir anda gelişen şeyler değil; zamanla öğreniliyor. Ve belki de bu yüzden bugün yetişkin olarak zorlanıyoruz.

Bir de şunu yapıyoruz: Kendi sınırlarımızı başkalarına göre genelliyoruz. “Ben olsam sorun etmezdim” diye düşünüyoruz. Ama herkesin sınırı aynı değil. Ve belki de en zor kısım da bu: Karşımızdakinin sınırının bizimkinden farklı olabileceğini kabul etmek.

Çocuklara Neden Öğretmeliyiz?

Sınır dediğimiz şey, sonradan bir anda öğrenilen bir şey değil. Zamanla, küçük küçük öğreniliyor. Bir çocuğun “istemiyorum” demesine izin vermek, onu zorlamamak, “hadi sarıl” demek yerine gerçekten isteyip istemediğini sormak… Bunlar küçük gibi görünen ama çok büyük anlamlar taşıyan şeyler. Çünkü o an çocuk sadece bir davranışı öğrenmiyor; kendi bedeniyle ve alanıyla ilgili bir hakka sahip olduğunu öğreniyor. Ve belki de daha da önemlisi: o hakkı kullanabileceğini. Birine “hayır” dediğinde dünyanın yıkılmadığını, kimseyi kırmak zorunda olmadığını ve kendi sınırlarının geçerli olduğunu. Ama aynı zamanda şunu da öğreniyor: başkalarının sınırlarının da en az kendi sınırları kadar önemli olduğunu. Consent tam olarak burada şekillenmeye başlıyor. Sadece kendini korumakla ilgili değil, başkalarının alanına saygı duymayı da öğrenmekle ilgili. Ve belki de yetişkinlikte zorlandığımız birçok şeyin kökü burada. Çünkü çoğumuz bu dili hiç öğrenmedik; ne sormayı ne de “hayır” demeyi.

Küçük Bir Sahne, Büyük Bir Mesaj

Consent çok soyut bir kavram olduğu için, ne olduğunu ya da ne olmadığını anlatmak bazen özellikle çocuklar için boşlukta kalabiliyor. Bu yüzden görseller, hikâyeler ve animasyonlar bu konuda çok daha öğretici olabiliyor. Çünkü soyut olan bir şeyi, somut bir an üzerinden görmek, anlamayı kolaylaştırıyor. Bunu bana en net hatırlatan şeylerden biri de bir animasyon sahnesi oldu. Sahne çok basit aslında; bir karakter, soğukta hayatta kalabilmek için diğerine sarılmak zorunda. Yani ortada gerçekten hayati bir durum var. Ama buna rağmen, sarılmadan önce izin istiyor. “Buna ihtiyacım var, ama senin için uygun mu?” der gibi. Ve bu anın en etkileyici kısmı şu: Bu sahne ne romantik bir bağla ilgili, ne de özel bir yakınlıkla. Sadece bir ihtiyaç ve o ihtiyacın içinde bile karşı tarafın sınırlarını gözetmek. Belki de bu yüzden bu sahne bu kadar doğru hissettiriyor. Çünkü consent, sadece “ideal” anlarda değil, en zor anlarda bile var olabilen bir şey.

Son Bir Düşünce Belki de consent dediğimiz şey, düşündüğümüz kadar karmaşık değil. Sadece bir duraksama, bir soru, bir alan tanıma. Karşımızdakini varsaymak yerine sormak; bildiklerini sandığın yerde, bir adım geri çekilmek. Çünkü kimseyi tam olarak bilemeyiz. Ama saygı gösterebiliriz. Ve belki de en önemlisi şu: Consent, sadece bir sınır değil, aynı zamanda bir güven duygusudur. Birinin sana “soruyor” olması, seni önemsediğini gösterir. Ve bazen, bu küçük soru — “izin var mı?” — insanı düşündüğünden çok daha güvende hissettirir.

Burcu Tugasaygi
Burcu Tugasaygi
Burcu Tuğasaygı, Koç Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden mezun olup yüksek lisans eğitimine Exeter Üniversitesi’nde Klinik Psikoloji alanında devam etmektedir. Moodist ve Lape Fransız Hastanesi’ndeki stajlarıyla klinik gözlem deneyimi kazanmıştır. Araştırma odağı; travma ve özellikle kadınlarda travma deneyimleri, ikili ilişkiler, cinsellik, erken yaşam stresinin etkileri ve travma sonrası stres özellikleridir. Psychology Times Türkiye’de travma, ilişkiler, genç yetişkinlik psikolojisi ve kadın ruh sağlığı üzerine içerikler üretmeyi hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar