Çalışma hayatı yalnızca ekonomik üretimin gerçekleştiği bir alan değildir. Aynı zamanda bireyin kimliğini inşa ettiği, sosyal ilişkiler geliştirdiği ve kendini gerçekleştirmeye çalıştığı önemli bir yaşam alanıdır. Bu nedenle iş yerinde yaşanan olumsuz deneyimler yalnızca mesleki yaşamı değil, bireyin psikolojik iyi oluşunu, sosyal ilişkilerini ve yaşam kalitesini de doğrudan etkiler. Bu olumsuz deneyimlerin başında ise çoğu zaman görünmeyen ancak etkileri oldukça yıkıcı olan mobbing ve cinsiyet temelli ayrımcılık gelmektedir.
Mobbing, en basit tanımıyla, bir kişiyi sistematik biçimde yıpratmayı, dışlamayı, değersizleştirmeyi veya psikolojik baskı altına almayı amaçlayan davranışların bütünüdür. Mesleki statü için tehdit, aşağılama, hakaret, izolasyon, aşırı çalıştırma ya da başarının yok sayılması bu davranışların en yaygın örnekleri arasında yer alır (Cowie vd., 2002). Tek başına yaşanan bir çatışma ya da anlaşmazlık mobbing olarak değerlendirilmese de, bu davranışların süreklilik kazanması bireyin psikolojik sağlığı üzerinde ciddi etkiler yaratmaktadır.
Özellikle kadınlar açısından değerlendirildiğinde, mobbing yalnızca bireysel bir sorun değil; toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin çalışma yaşamındaki yansımalarından biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Çünkü birçok kadın iş yaşamına yalnızca çalışan kimliğiyle değil, aynı zamanda toplumun kendisine yüklediği çeşitli cinsiyet rolleriyle birlikte katılmaktadır. Kadından hem başarılı bir çalışan hem iyi bir eş, anne ve topluma uyumlu bir birey olması beklenmektedir. Bu beklentiler, kadınların iş yaşamındaki deneyimlerini erkeklerden farklılaştırmaktadır.
Kadınların iş yaşamında karşılaştıkları ayrımcılık çoğu zaman açık biçimde ortaya çıkmaz. Bazen terfi süreçlerinde görünür olur, bazen ücret eşitsizliklerinde, bazen de karar alma mekanizmalarından dışlanma şeklinde kendini gösterir. Bu nedenle ayrımcılık çoğu zaman görünmezdir. Ancak görünmez olması etkisiz olduğu anlamına gelmez. Tam tersine, bireyin kendilik algısını, mesleki özgüvenini ve kuruma olan bağlılığını derinden etkilemektedir.
Psikolojik açıdan bakıldığında mobbingin en yıkıcı etkilerinden biri bireyin kendine olan güvenini aşındırmasıdır. Sürekli eleştirilen, değersizleştirilen veya dışlanan birey zamanla yaşadığı olumsuzlukların sebebini kendisinde aramaya başlayabilir. “Yeterince iyi değil miyim?”, “Bir şeyi yanlış mı yapıyorum?” gibi düşünceler kişinin öz saygısını zedeleyebilir. Uzun süre devam eden mobbing süreçlerinde depresyon, anksiyete, tükenmişlik sendromu, uyku bozuklukları ve stres kaynaklı fiziksel rahatsızlıklar ortaya çıkabilmektedir.
Sosyolojik açıdan değerlendirildiğinde ise mobbing yalnızca bireysel bir problem değildir. İş yerinin kültürü, örgütsel yapısı ve yönetsel anlayışı da bu süreçte belirleyici rol oynar. Yapılan araştırmalarda rekabetin yoğun olduğu, iletişimin zayıf kaldığı, adalet algısının düşük olduğu ve yönetsel denetimin yetersiz olduğu kurumlarda mobbing davranışlarının daha kolay ortaya çıkabildiği görülmektedir. Sessiz kalınan her mobbing vakası, kurum içerisinde bu davranışların normalleşmesine ve yeniden üretilmesine zemin hazırlamaktadır.
Kadınların çalışma yaşamında karşılaştığı mobbing ve ayrımcılık her zaman açık saldırılar şeklinde ortaya çıkmamaktadır. Bazen bu süreçler, kariyer gelişimini sınırlandıran daha örtük mekanizmalar aracılığıyla işlemektedir. Bu noktada “cam tavan” kavramı önemli bir örnek olarak karşımıza çıkmaktadır. Cam tavan, kadınların kariyerlerinde belirli bir noktaya kadar yükselebilmelerine rağmen üst düzey pozisyonlara ulaşmalarını engelleyen görünmez bariyerleri ifade eder (Aytaç, 2001). Yazılı kurallara dayanmayan bu engeller; önyargılar, toplumsal cinsiyet kalıpları ve kurumsal kültür aracılığıyla süreklilik kazanmaktadır. Kadınların karar alma mekanizmalarından dışlanması, yetkinliklerinin sorgulanması, terfi süreçlerinde geri planda bırakılması veya liderlik rollerine uygun görülmemesi, mobbing ve ayrımcılığın kurumsallaşmış biçimleri olarak değerlendirilebilmektedir.
Benzer şekilde, iş yaşamında tartışılan “kraliçe arı sendromu” da kadınların maruz kaldığı psikolojik baskı süreçleriyle ilişkilendirilmektedir. Erkek egemen örgütlerde yükselmeyi başaran bazı kadın yöneticiler, kendilerinden sonra gelen kadın çalışanları desteklemek yerine onları rakip olarak görebilmekte ve dışlayıcı tutumlar sergileyebilmektedir (Mengi, 2010). Bu durum her kadın yönetici için geçerli olmamakla birlikte, rekabetçi örgüt kültürünün ve sınırlı fırsat algısının kadınlar arasındaki dayanışmayı zayıflatabildiğini göstermektedir. Sonuç olarak kadınlar yalnızca erkek meslektaşlarından değil, kimi zaman aynı örgüt içerisinde bulunan diğer kadınlardan da psikolojik baskı, dışlanma veya yıldırma davranışlarına maruz kalabilmektedir. Bu nedenle cam tavan ve kraliçe arı sendromu, kadınların iş yaşamında karşılaştığı mobbing ve ayrımcılığın farklı görünümleri olarak değerlendirilebilir.
Mobbingin etkileri iş yerinin sınırları içerisinde kalmaz. Birey eve döndüğünde ya da işten ayrıldığında yaşadığı psikolojik yükü yanında taşımaya devam eder. Aile ilişkileri zarar görebilir, sosyal yaşam kısıtlanabilir, kişinin geleceğe yönelik planları sekteye uğrayabilir. Çünkü iş yalnızca gelir elde edilen bir alan değil, aynı zamanda bireyin sosyal statüsünü ve kimlik duygusunu şekillendiren önemli bir yaşam parçasıdır.
Bu nedenle mobbingi yalnızca “iş yerinde yaşanan bir sorun” olarak görmek yetersiz kalmaktadır. Mobbing, bireyin ruh sağlığını, sosyal ilişkilerini, yaşam doyumunu ve geleceğe dair umutlarını etkileyen ciddi bir psikososyal problemdir. Özellikle kadınlar açısından değerlendirildiğinde mobbing ve ayrımcılık, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin çalışma yaşamındaki görünür yüzlerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır.
Daha sağlıklı çalışma ortamlarının oluşturulabilmesi için yalnızca hukuki düzenlemeler yeterli değildir. Kurumsal kültürün güçlendirilmesi, eşitlikçi politikaların geliştirilmesi, yöneticilerin farkındalık kazanması ve çalışanların psikolojik güvenlik hissinin desteklenmesi gerekmektedir. Çünkü üretken, sağlıklı ve sürdürülebilir iş ortamları ancak bireyin kendisini değerli, güvende ve saygı görmüş hissettiği koşullarda mümkün olabilir.


