Pazartesi, Haziran 8, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Bir Kaybın İnsan Ruhundaki İzleri

Yas, insan olmanın en evrensel deneyimlerinden biridir; ancak bu evrenselliğine rağmen herkes için aynı şekilde yaşanan bir süreç değildir. Her bireyin yas deneyimi kendine özgüdür. Yas, yalnızca ölümle alakalı değildir; her kaybın bir yası vardır. Bu nedenle yas, yalnızca ölüm sonrasında yaşanan bir süreç olarak değerlendirilmemelidir. Bir ilişkinin ya da evliliğin sona ermesi, sağlık veya iş kaybı, taşınma, geleceğe dair beklentilerin yıkılması ya da kişinin eski yaşam düzeninden uzaklaşması da yas tepkilerini ortaya çıkarabilir. Çünkü insan, yalnızca sahip olduğu kişileri değil; aidiyet hislerini, yaşam rollerini ve geleceğe dair hayallerini kaybettiğinde de yas tutabilir (Worden, 2018).

Kayıp deneyimi, aynı zamanda kişinin yaşamın anlamını yeniden sorgulamasını da beraberinde getirebilir (Yalom, 1980). Bu nedenle yas, yalnızca duygusal bir acıdan ziyade kişinin yaşamını yeniden anlamlandırmaya çalıştığı psikolojik bir uyum süreci olarak ele alınmaktadır (Neimeyer, 2019). Yas tutmak, bizden gidenlere karşı verdiğimiz psikolojik bir yanıttır. Bizler, bu kaybı içsel yaşantılarımız ile gerçek dünya arasında uyum sağlayarak kabullenmeye çalışırız. Kaybettiğimiz şey ne olursa olsun, yas çoğu zaman acı doludur ve sağlıklıdır; bu noktada asıl tehlikeli olan, yaşanamayan yastır. İfade edilemeyen yas, zamanla hayatımızda boşluk hissi, mutsuzluk ve anlamsızlık olarak kendini gösterebilir. Görünürde hayat devam eder, ancak cansız ve ruhsuz bir şekilde sürer. Bu nedenle kaybın ardından yas tutmak, bizlerin hayatına ruhsal olarak da canlı bir şekilde devam edebilmesi açısından oldukça önemlidir. Shear’a (2015) göre sağlıklı yas süreci, kişinin kaybın gerçekliğini zamanla kabul ederek yaşamla yeniden bağ kurabilmesini içerir. Bu süreçte iyileşme; acının tamamen ortadan kalkması değil, kişinin kaybıyla birlikte yaşamayı öğrenebilmesi anlamına gelir.

Yas sürecinde bireyler, inkâr, öfke, pazarlık, depresyon ve kabullenme gibi çeşitli duygusal tepkiler yaşayabilirler (Kübler-Ross, 1973). İnkâr aşamasında kişi, kaybın gerçekliğini kabul etmekte zorlanırken; öfke aşamasında yaşadığı kaybın neden kendi başına geldiğini sorgulayabilir. Pazarlık aşamasında kaybın gerçekleşmemiş olmasını dileyen düşünceler ortaya çıkabilirken, depresyon aşamasında yoğun üzüntü hissedilebilir. Kabullenme aşamasında ise kişi, yaşadığı kaybın gerçekliğiyle daha sağlıklı bir ilişki kurmaya başlar.

Bununla birlikte güncel çalışmalar, yas deneyiminin her zaman bu aşamaları aynı sırayla ya da doğrusal bir şekilde takip etmediğini göstermektedir (Kübler-Ross & Kessler, 2005). Kişiler, bazı aşamaları tekrar yaşayabilir, bazılarını ise hiç deneyimlemeyebilir. Bu nedenle önemli olan, belirli bir sırayı takip etmekten ziyade kişinin yaşadığı kaybı duygusal olarak ifade edebilmesidir. Kaybın ardından öfkelenmek, kabullenmekte zorlanmak, yoğun üzüntü hissetmek ya da zaman zaman umutsuzluğa kapılmak, insan olmanın doğal parçalarıdır. İnsanlar, yaşamın zorluklarıyla baş edebilecek psikolojik kaynaklara sahiptir ve yas sürecinde ortaya çıkan bu tepkiler çoğu zaman iyileşmenin doğal bir parçasıdır.

Sonuç olarak, yas çoğu zaman kaçınmak istediğimiz bir deneyim olsa da yaşamın en insani parçalarından biridir. Kaybettiğimiz şeyin ardından hissettiğimiz acı, aslında kurduğumuz bağın ve verdiğimiz değerin bir göstergesidir. Bu nedenle yasın amacı, kaybı unutmak ya da yaşananları geride bırakmak değildir; kaybın hayatımızdaki yerini kabul ederek yaşamla yeniden ilişki kurabilmektir. Zamanla acı tamamen kaybolmayabilir, ancak değişir, dönüşür ve kişinin yaşam öyküsünün bir parçası haline gelir. Belki de iyileşmek, kaybettiğimiz şeyi ardımızda bırakmak değil, onunla birlikte yaşamayı öğrenerek hayatın içinde yeniden yer alabilmektir. Çünkü yasın sonunda kaybın yokluğu değil, insanın kendi yaşamıyla yeniden kurduğu bağ vardır.

Hatice Ateş
Hatice Ateş
Hatice Ateş, psikoloji alanında lisans eğitimini tamamlamıştır. Eğitim süreci boyunca çeşitli merkezlerde staj deneyimi kazanmış ve birçok sosyal gönüllülük projesinde aktif rol almıştır. Bu süreçte Dergipark gibi prestijli bir dergide yayımlanan bir makalede ve TÜBİTAK 2209-A kapsamında kabul edilen bir araştırma projesinde araştırmacı olarak yer almıştır. Mezuniyetinin ardından yetişkinlerle Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) yöntem ve teknikleri doğrultusunda çalışarak terapi süreçlerini aktif bir şekilde yürütmektedir. Aynı zamanda çeşitli eğitimlerle bilgi birikimini sürekli artırmakta ve mesleki gelişimini sürdürmektedir. Yazılarında, bilimsel bilgilerin geniş kitlelere ulaşmasını sağlamayı ve bireylerin psikolojik iyi oluşuna katkıda bulunmayı hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar