Cumartesi, Temmuz 25, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

5’te 5 Kuralı: Her Düşünce Üzerinde Durmaya Değer mi?

Bir hata yaptığında onu zihninde kaç kez yeniden yaşadığını hiç düşündün mü? Belki bir toplantıda ağzından çıkan tek bir cümle, belki cevapsız kalan bir mesaj ya da gün içinde yaşanan küçük bir yanlış anlaşılma… Olay çoktan sona ermiş olsa bile, zihnimiz onu tekrar tekrar canlandırmaya devam eder. Her seferinde farklı ihtimaller üretir, “Keşke böyle söyleseydim.”, “Acaba beni yanlış mı anladı?” ya da “Ya herkes bunu fark ettiyse?” gibi düşüncelerle bizi aynı döngünün içine çeker. Günün sonunda ise bizi yoran çoğu zaman olayın kendisi değil, ona zihnimizde tekrar tekrar verdiğimiz yerdir. Peki, neden bazı küçük olaylar zihnimizde bu kadar büyüyor ve neden onları bırakmak sandığımız kadar kolay olmuyor?

Çoğu zaman bizi yoran şey, yaşadığımız olaydan çok o olaya yüklediğimiz anlamdır. Gün içinde karşılaştığımız küçük bir aksilik, zihnimizde saatler süren bir sorgulamaya dönüşebilir. Bir arkadaşımızın mesajımıza geç cevap vermesi, toplantıda yaptığımız küçük bir hata ya da birinin söylediği tek bir cümle… Olay belki birkaç dakika sürmüştür ama biz onu zihnimizde defalarca yaşamaya devam ederiz. Her tekrar, yaşanan anı biraz daha büyütür ve farkında olmadan enerjimizi tüketir.

Elbette düşünmek hayatımızın doğal bir parçasıdır. Düşünmek, yaşadıklarımızı anlamlandırmamıza, hatalarımızdan ders çıkarmamıza ve gelecekte daha sağlıklı kararlar almamıza yardımcı olur. Ancak düşünmek ile aynı düşüncenin etrafında durmadan dönmek arasında önemli bir fark vardır. Bazen zihnimiz, çözüm aradığını sanırken aslında sadece aynı kapının önünde dolaşır. Ne olay değişir ne de hissettiklerimiz hafifler.

Tam da bu noktada son yıllarda sıkça dile getirilen “5’te 5 Kuralı”, olaylara farklı bir pencereden bakmayı önerir. Kural oldukça basittir: Eğer bugün seni üzen ya da zihnini meşgul eden bir durumun beş yıl sonra hayatında önemli bir yeri olmayacaksa, ona beş dakikadan fazla zihinsel enerji harcamaya gerçekten ihtiyaç var mı? Bu soru, yaşadığımız duyguları küçümsemek ya da “Bunu düşünme.” demek için değil; zihnimizin bazen küçük olaylara gereğinden fazla yer açtığını fark edebilmek içindir.

Elbette her yaşantıyı bu kuralın içine koymak doğru olmaz. Kayıplar, travmatik deneyimler, sağlık sorunları ya da yaşamımızı değiştiren önemli olaylar zaman ve duygusal alan ister. Ancak günlük hayatın içinde karşılaştığımız birçok küçük aksilik, çoğu zaman sandığımız kadar kalıcı değildir. Bugün bizi utandıran bir hata, birkaç ay sonra büyük ihtimalle kimsenin aklında bile olmayacaktır. Buna rağmen biz, o anı zihnimizde tekrar tekrar canlandırarak kendimizi yormaya devam edebiliriz.

Belki de kendimize zaman zaman küçük bir mola verip şu soruyu sormaya ihtiyacımız vardır: “Bu olay gerçekten düşündüğüm kadar büyük mü, yoksa ben ona gereğinden fazla mı anlam yüklüyorum?” Bu sorunun tek bir doğru cevabı olmayabilir. Ancak bazen yalnızca bu soruyu sormak bile, yaşadığımız olaya biraz daha uzaktan bakabilmemizi sağlar.

Hayatın içinde her zaman kontrol edemeyeceğimiz durumlar olacaktır. Fakat hangi düşünceye ne kadar yer vereceğimiz, zamanla geliştirebileceğimiz bir beceridir. Her olayı zihnimizde büyütmek yerine, gerçekten değer veren ve bizi geliştiren deneyimlere daha fazla alan açmak hem zihinsel yükümüzü hafifletebilir hem de bugünü daha sakin yaşayabilmemize yardımcı olabilir. Çünkü bazen huzur, her şeyi uzun uzun düşünmekten değil; neyin gerçekten düşünmeye değer olduğuna karar verebilmekten geçer.

Hayatımızın büyük bir kısmını gerçekten yaşadıklarımız değil, yaşadıklarımıza zihnimizde verdiğimiz anlam şekillendirir. Elbette her duygu hissedilmeyi hak eder ve her yaşantıyı hemen geride bırakmak mümkün değildir. Ancak bazen yaşadığımız olaya biraz daha uzaktan bakabilmek, aslında bizi yoranın olayın kendisi değil, ona yüklediğimiz anlam olduğunu fark etmemizi sağlar. Belki de zihinsel yorgunluğumuzu azaltmanın yolu, her düşünceyi susturmaya çalışmak değil; hangisinin gerçekten bize hizmet ettiğini ayırt edebilmektir. Çünkü bazı olaylar zamanla zaten önemini yitirir. Önemli olan ise, geçip gidecek olanın peşinden sürüklenmek yerine, enerjimizi bugünümüzü ve yarınımızı gerçekten şekillendirecek deneyimlere yönlendirebilmektir. Bazen kendimize verebileceğimiz en büyük iyilik, zihnimizin her çağrısına cevap vermek yerine, bazı düşüncelerin de usulca geçip gitmesine izin vermektir.

Esra KÖSEOĞLU
Esra KÖSEOĞLU
Esra Köseoğlu, eğitim yolculuğuna Çocuk Gelişimi alanında başlamış; akademik sürecini Psikoloji Çift Anadal Programı (ÇAP) ile sürdürmektedir. İnsan davranışını, ilişkileri ve bireyin gelişim sürecini daha bütüncül bir perspektifle anlayabilmek amacıyla disiplinler arası bir yaklaşımı benimsemektedir. Çalışmalarını tek bir alt alanla sınırlandırmak yerine, psikolojinin farklı kuramsal ve uygulamalı yönlerini keşfetmeye açık bir akademik çizgide ilerlemektedir. Akademisyen olma hedefi doğrultusunda ilerleyen Köseoğlu, psikolojiyi yalnızca akademik bir disiplin olarak değil; insanı anlamaya, sorgulamaya ve düşünmeye alan açan çok yönlü bir çalışma alanı olarak görmektedir. Psycholog Times’ta yazı yazmayı; düşüncelerini daha görünür kılmak, psikolojiye dair üretimlerini geliştirmek ve bu alandaki akademik-yazınsal yolculuğunu güçlendirmek açısından değerli bir fırsat olarak görmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar