Perşembe, Haziran 4, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Özgüven mi Eylemi Doğurur, Eylem mi Özgüveni? – ‘Fake It Till You Make It’

Şöyle bir senaryo versem size, tanıdık gelir mi: Kişi özgüvensiz hissediyor ve bu histen kurtulmak için bir eylemde bulunması gerekiyor; fakat o eylemi gerçekleştiremiyor çünkü başarabileceğine dair özgüven eksikliği yaşıyor. Burada bir paradoks söz konusu, fark ettiyseniz. Özgüven kazanmak için özgüven gerektiren bir eylemde bulunması lazım, fakat eyleme geçmesi için ‘gereken’ güven yok. Böyle bir durumda bu kişi ne yapmalı?

a) Hiçbir eylemde bulunmamalı mı? (Konfor Alanı) – The Freeze Response
b) Özgüvenli ve hazır hissettiği bir dönemde o eylemi yapmak üzere ertelemeli mi? (Ertelemenin Entelektüel Kılıfı) – The Procrastination Trap
c) Başaramama ihtimaline rağmen o eylemde bulunmalı mı? (Kusurlu Eylemin Gücü) – The Power of Imperfect Action

Aslında burada asıl soru, “Hangi tarafa müdahale edersem döngü kırılır?” sorusudur. Hissedilen şeye (özgüven) müdahale etmek zor olabilir ama eyleme (adım atma haline) müdahale etmek mümkündür. Bazen kendimizi atmak istediğimiz bir adımı, yapmak istediğimiz bir şeyi yapabilecek kadar özgüvenli veya yeterli hissetmeyiz. “Özgüvensiz olduğum için yapamıyorum, yapamadığım için özgüvensizleşiyorum” durumu psikolojide bir atalet (inertia) halidir. Atalet, değişimden kaçınmak uğruna harekete geçmeme, eylemsizlik halidir.

Yukarıda verilen senaryo bir test sorusu olmadığı için net doğru bir cevabı yok tabii ki, ama seçeneklerin doğasını ve her birinin doğurabileceği sonuçları inceleyebiliriz.

A seçeneğini düşünelim. Konfor alanı içerisinde donma hali. Hiçbir şey yapmamak çoğu zaman en konforlu gelen seçenektir. İnsanlar belirli korkular denklemin içinde olduğunda hareketsiz kalmaya meyilli olabilir. En güvenli seçenek ‘olduğun yerde durmak’ gibi gelebilir. Güvenli olduğu doğrudur, ama verim konusunda kısıtlı bir doğası vardır. Bir ilerleme, büyüme, dönüşme ve öğrenme hali içermez. Kişi kendine bu dönemde ‘daha hazır hissettiğimde yapacağım’ diyebilir.

Bu da bizi B seçeneğine götürür; Ertelemenin Entelektüel Kılıfı. Bu durum, özellikle mükemmeliyetçi kişilik yapısına sahip insanların sıkça düştüğü bir tuzaktır. Daha hazır olunan bir an arayışı veya en uygun şartları oluşturma çabası… Fakat bu durum da A seçeneği gibi bir dönüşme ve ilerleme hali içermez. A ve B seçeneği, birbirini besleyen o döngüye sebebiyet verir aslında. Yapmak istediğimiz şeyleri daha ‘uygun’ bir zamana ertelediğimiz fakat o ‘uygun’ zamanın bir türlü gelmemesidir. En uygun an gelen bir şey midir peki? Eylemsiz olunmasına rağmen o ‘en uygun’, ‘en doğru’ an gelir mi yoksa o ‘an’lar yaratılır mı?

Bundan sonra C seçeneğine bağlanabiliriz. Kusurlu da olsa eyleme geçen kişi en iyi ihtimalle o eylemi başarıyla gerçekleştirir, kendine ve başarabilitesine olan güveni tazelenir ve başlangıç noktasından daha iyi bir noktada bulur kendini. En kötü ihtimalle ise o eylemde ‘başarılı’ olamaz ve zaten zayıf olan özgüveni biraz daha hasar alır. Fakat burada denkleme dahil edilmeyen bir şey vardır: deneyim. Kişi bu başarısızlıktan bile bir deneyim elde eder. Yani başlangıç noktasında değildir, daha ileridedir. Eski halinden farklıdır, ‘başarısızlığından’ bir şey öğrenmiştir, denemiş olan kişidir, eyleme geçmiş olandır. Diğer opsiyonlardan farkı budur. Beklemede değil, aksiyon halinde olmaktır.

Biz insanlar çoğu zaman motivasyon ve özgüvenin bir eylemi gerçekleştirmek için bir önkoşul olduğu yanılgısına düşüyoruz. Oysa motivasyon ve özgüven genellikle önkoşuldan ziyade bir sonuç oluyor. Kişinin küçük eylemleri tamamlamasından sonra kazanılan bir sonuç… Psikolojide (özellikle bilişsel psikolojide) ‘Davranışsal Aktivasyon’ ilkesi de tam olarak bunu diyor aslında. İçinde bulunduğunuz atalet (eylemsizlik) halini sadece düşüncelerinizi değiştirerek çözemezsiniz; çünkü o an zihniniz zaten felç edici bir duygunun esiridir. Müdahale edilmesi, yani o çomak sokulması gereken yer eylemdir. Nörobilimsel çalışmalar da bunu doğrular nitelikte; motivasyon kimyasalı olarak bildiğimiz dopamin, kusurlu da olsa o ilk adımı attığımız an salgılanmaya başlar. Albert Bandura’nın “Öz-Yeterlilik” teorisinde bahsettiği gibi, beynimiz somut kanıtlarla ikna olur. Siz o adımı attığınızda, beyin “Bak, bunu yaptık ve hayattayız” der ve özgüven orada yükselmeye, beslenmeye ve büyümeye başlar.

“Fake It Till You Make It” başlığının sebebi de aslında bu. Bu, kendimizi sahte bir kibirle kandırmak anlamında değil, tümüyle hazır hissetmesek bile ‘hazırmış’ gibi davranarak zihnimize eylemle yön verme anlamındadır. Eylem geldikten sonra duygu da gelecektir.

Ada Türkmen
Ada Türkmen
Ada Türkmen, Koç Üniversitesi Psikoloji Bölümünden mezun olmuş, Medya ve Görsel Sanatlar alanında yandal yapmıştır. Akademik hayatının bir dönemini Hollanda’daki Maastricht Üniversitesi’nde eğitim alarak geçirmiştir. Hollanda’da yaşadığı dönem boyunca psikoloji alanının uçsuz bucaksız doğasıyla tanışmış, bilişsel ve klinik psikolojiye hayranlık duymuş ve hayatın her alanındaki etkilerine tanık olmuştur. Eğitim hayatı boyunca ve sonrasında psikoloji alanında yaptığı çalışmalar ve parçası olduğu etkinlikler sayesinde alanda aktif kalmıştır. Okumayı ve yazmayı seven Türkmen; insanın çevresini ve en önemlisi kendisini anlayabilmesi için psikoloji ile ilgili konuların herkesçe anlaşılabilir bir dille yazılabileceğini savunur ve kendi yazılarında da bunu hedefler.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar