Bir çocuğun günlük yaşamına dikkatle baktığımızda giderek daha sık karşılaştığımız bir tablo vardır: Çocuk sıkıldığında ekran açılır, huzursuzlandığında yeni bir uyaran sunulur, istediği bir şeye ulaşamadığında ise beklemek yerine hızlıca alternatif bir çözüm bulunur. Çoğu zaman bu davranışlar kötü niyetle yapılmaz. Anne babalar, çocuklarının üzülmesini istemez; onların mutlu ve huzurlu olmasını arzu eder. Ancak farkında olmadan, çocuk gelişiminin önemli deneyimlerinden biri giderek hayatımızdan çekilmektedir: beklemek.
Beklemek yalnızca zaman geçirmek değildir. Beklemek, bir isteğin hemen gerçekleşmediği anlarda ortaya çıkan duygularla baş edebilmek demektir. Hayal kırıklığı yaşayabilmek, can sıkıntısına tahammül edebilmek ve ihtiyaçların ertelenebileceğini öğrenmek, çocuk gelişimi açısından son derece önemlidir. Özdenetim, sabır ve duygu düzenleme becerileri çoğu zaman tam da bu anlarda gelişir. Bir çocuk her istediğine anında ulaştığında, bekleme sırasında kazanabileceği birçok psikolojik beceriyi geliştirme fırsatını da kaçırabilir.
Günümüzde bu durumun değişmesinde dijital dünyanın önemli bir etkisi bulunmaktadır. Teknoloji sayesinde çocuklar bilgiye, eğlenceye ve oyuna saniyeler içerisinde ulaşabilmektedir. Beklemeyi gerektiren birçok süreç ortadan kalkmıştır. Bir zamanlar televizyon programının başlamasını bekleyen, arkadaşını görmek için sokağa çıkan ya da oyun kurmak için akranlarıyla bir araya gelen çocukların yerini, tek dokunuşla sayısız içeriğe ulaşabilen yeni bir kuşak almaktadır.
Bu dönüşüm yalnızca teknolojik değil, aynı zamanda kültürel bir dönüşümdür. Çünkü çocuklar sadece teknolojiyi kullanmayı öğrenmez; aynı zamanda teknolojinin sunduğu yaşam ritmine de uyum sağlarlar. Sürekli değişen görüntüler, kısa videolar, hızlı geri bildirimler ve anlık ödüller, çocukların dikkat süreçlerini ve beklentilerini şekillendirir. Böyle bir ortamda büyüyen çocuk için yavaş ilerleyen süreçler daha zorlayıcı hale gelebilir.
Bu durumun ilk yansımaları günlük davranışlarda görülmektedir. Çocuklar daha çabuk sıkılabilir, bir etkinlikten diğerine daha hızlı geçmek isteyebilir ve zorlandıkları durumlarda daha yoğun tepkiler gösterebilirler. Çünkü hızlı uyarana alışmış bir zihin için beklemek, düşünmek ve emek vermek daha fazla sabır gerektirir. Oysa yaşamın önemli bölümü beklemelerden oluşur. Arkadaşlıkların kurulması zaman ister, akademik başarı uzun süreli çaba gerektirir, mesleki gelişim yıllar içinde gerçekleşir ve sağlıklı ilişkiler emekle olgunlaşır.
Sosyolojik açıdan değerlendirildiğinde, her toplum kendi insan profilini üretir. Sanayi toplumlarında disiplin, sabır ve uzun vadeli planlama önemli değerlerdi. Günümüz dijital kültüründe ise hız, erişilebilirlik ve anında sonuç alma beklentisi daha görünür hale gelmiştir. Bu nedenle çocukların yaşadığı değişimi yalnızca bireysel bir mesele olarak görmek yeterli değildir. Çocuklar, aslında içinde yaşadıkları kültürün değerlerini öğrenmektedir.
Bu durumun etkileri yalnızca çocuklukla sınırlı kalmaz. Beklemekte zorlanan bireyler, ilerleyen yıllarda ilişkilerde, eğitim hayatında ve çalışma yaşamında da güçlük yaşayabilirler. Çünkü yetişkin yaşamı çoğu zaman anında sonuç vermez. İnsan ilişkileri sabır ister, güven zamanla oluşur ve birçok hedef uzun vadeli çabalar sonucunda gerçekleşir. Sürekli hızlı sonuca alışan bireyler, bu süreçlerde hayal kırıklığı yaşamaya daha açık hale gelebilir.
Sabrın azalmasının toplumsal sonuçları da vardır. İnsanlar farklı fikirlere daha az tahammül gösterebilir, ilişkiler daha kolay sonlandırılabilir ve uzun vadeli sorumluluklar daha zor taşınabilir. Böyle bir toplumda yalnızca bireysel dayanıklılık değil, toplumsal dayanışma da zayıflayabilir. Çünkü beklemek, aynı zamanda karşısındaki insanı anlamak, bir sürecin olgunlaşmasına izin vermek ve belirsizliğe tahammül edebilmek demektir.
Belki de en büyük kayıplardan biri can sıkıntısının ortadan kalkmasıdır. Oysa can sıkıntısı çoğu zaman yaratıcılığın başlangıç noktasıdır. Çocuk, dışarıdan sürekli uyaran almadığında kendi oyununu kurar, hayal gücünü kullanır ve iç dünyasıyla temas eder. Günümüzde can sıkıntısı hızla giderilmesi gereken bir sorun gibi görülse de aslında gelişim için değerli bir fırsat alanıdır.
Bu nedenle mesele, teknolojiyi hayatımızdan çıkarmak değildir. Asıl mesele, çocuklara bekleyebilecekleri alanlar bırakabilmektir. Çünkü sabır, doğuştan gelen bir özellik değil, deneyimle öğrenilen bir beceridir. Çocukların zaman zaman sıkılmasına, beklemesine ve bazı ihtiyaçlarının ertelenmesine izin verebildiğimiz ölçüde, onların yalnızca bugünkü mutluluğuna değil, gelecekteki psikolojik dayanıklılıklarına da yatırım yapmış oluruz.
Kaynakça (APA 6)
Baumeister, R. F., & Tierney, J. (2011). Willpower. Penguin.
Bowen, M. (1978). Family therapy in clinical practice. Jason Aronson.
Kağıtçıbaşı, Ç. (2010). Benlik, aile ve insan gelişimi. Koç Üniversitesi Yayınları.
Twenge, J. M. (2017). iGen. Atria Books.
Yavuzer, H. (2013). Çocuk psikolojisi. Remzi Kitabevi.
Cüceloğlu, D. (2016). Geliştiren anne-baba. Remzi Kitabevi.
Tarhan, N. (2012). Aile okulu. Timaş Yayınları.


