Günümüzde bireylerin fiziksel görünümü, toplumsal yaşamın içinde önemli bir değerlendirme ölçütü haline gelmiştir. Özellikle sosyal medya aracılığıyla oluşturulan “ideal beden” anlayışı, bireylerin beden algısını doğrudan etkilemektedir (Tiggemann, 2003; Thompson ve ark., 1999). Bu durum, fazla kilolu bireylerin toplum içerisinde önyargı, dışlanma ve ayrımcılığa maruz kalmasına neden olmakta; sonuç olarak, toplumun bireylere yönelik geliştirdiği olumsuz tutumlar yalnızca sosyal ilişkileri değil, bireyin psikolojik sağlığını ve benlik algısını da önemli ölçüde etkileyebilmektedir.
Toplumda şişman bireylere yönelik geliştirilen olumsuz stereotipler oldukça yaygındır ve fazla kilolu bireyler çoğu zaman iradesiz, tembel veya başarısız olarak değerlendirilmektedir. Bu tür önyargılar, bireyin sosyal çevresi tarafından dışlanmasına ve ayrımcılığa uğramasına yol açabilmektedir. Puhl ve ark. (2009) göre, kilo temelli ayrımcılık; eğitim, iş hayatı ve sosyal ilişkiler gibi birçok alanda bireylerin yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilemektedir. Özellikle çocukluk ve ergenlik döneminde bireylerin fiziksel görünümleri nedeniyle zorbalığa maruz kalmaları, psikolojik gelişim açısından ciddi sonuçlar doğurabilmektedir. Griffiths ve arkadaşları (2010), beden görünümü nedeniyle dışlanan bireylerde özgüven eksikliği ve sosyal kaygının daha sık görüldüğünü belirtmektedir. Toplumun ideal beden anlayışına uymayan bireyler, zamanla kendilerini yetersiz hissetmeye başlayabilmektedir.
Beden algısı, bireyin kendi fiziksel görünümüne ilişkin düşünce, duygu ve değerlendirmelerini ifade etmektedir. Modern toplumda medya tarafından sürekli olarak zayıf beden algısının topluma dayatılması, bireylerin bedenlerinden memnun olmamalarına neden olmaktadır. Sosyal medya platformlarında filtrelenmiş ve sıfır beden algısının öne çıkarılması, özellikle genç bireylerde ve fazla kilolu bireylerde değersizlik hissini artırabilmektedir (Tiggemann, 2003; Thompson et al., 1999). Cash ve Pruzinsky’e (2002) göre, beden algısına yönelik olumsuz düşünceler, bireyin benlik saygısını doğrudan etkilemektedir. Kişinin kendi bedenini beğenmemesi, zamanla özgüven kaybına ve sosyal ilişkilerden kaçınmaya neden olabilmektedir. Bu nedenle, kilolu bireyler toplum tarafından kabul görmek amacıyla aşırı diyet yapma, kendini aç bırakma veya sağlıksız yeme davranışları geliştirebilmektedir (Fairburn, 2008).
Toplumun şişman bireylere yönelik olumsuz tutumları, psikolojik sağlıkları üzerinde ciddi etkiler oluşturabilmektedir. Yapılan araştırmalar, kilo nedeniyle ayrımcılığa uğrayan bireylerde depresyon, anksiyete ve sosyal kaygı düzeylerinin daha yüksek olduğunu göstermektedir (Puhl & Heuer, 2009). Sürekli eleştirilme korkusu yaşayan bireyler, sosyal ortamlardan uzaklaşabilmekte ve yalnızlaşabilmektedir. Özellikle dış görünüşe dayalı yargılar, bireyin kendilik değerini zedeleyerek ruhsal dayanıklılığını azaltabilmektedir (Puhl & Heuer, 2009).
Bunun yanında, dışlanma duygusu bireylerde yoğun stres oluşturabilmektedir. Fairburn’e (2008) göre, bazı bireyler stres, üzüntü ve değersizlik hissiyle baş etmek amacıyla duygusal yeme davranışına yönelebilmektedir. Ancak bu durum, kısa süreli rahatlama sağlasa da uzun vadede suçluluk hissi, beden memnuniyetsizliği ve psikolojik sorunların artmasına neden olabilmektedir. Bu sebeple, kilo temelli ayrımcılığın yalnızca sosyal bir sorun değil, aynı zamanda ruh sağlığını etkileyen önemli bir risk faktörü olduğu görülmektedir.
Sonuç olarak, toplumun şişman bireylere yönelik geliştirdiği olumsuz tutumlar, beden algısı ve psikolojik sağlık üzerinde önemli etkiler oluşturmaktadır. İnsanların yalnızca fiziksel görünümlerine göre değerlendirilmesi; özgüven eksikliği, sosyal içe çekilme ve psikolojik rahatsızlıklar gibi ciddi sonuçlara yol açabilmektedir. Bu nedenle, toplumun beden çeşitliliğine saygı duyması, önyargılı tutumlardan uzaklaşması ve bireyleri fiziksel görünümlerinden ziyade kişilikleriyle değerlendirmesi büyük önem taşımaktadır.


