Salı, Ağustos 25, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

The Psyche of a School Shooter

Giriş

Silahlı okul saldırıları, hiç şüphesiz modern toplumdaki en sarsıcı şiddet türlerinden biridir. Bir genç öldürmek amacıyla bir okula girdiğinde akla gelen ilk soru her zaman şudur: Bunun sebebi nedir? Cevap arayışı, bilim insanlarını pek çok farklı yola yöneltmiştir. Genel halk ise bu konuda hep suçlayacak bir şey bulmaya çalışıyor gibi görünüyor: bilgisayar oyunları, şiddet içerikli televizyon programları, zorbalık, çocuk istismarı, genetik, devlet politikaları, yoksulluk, silahlara kolay erişim ve daha fazlası. Ancak bilimsel olarak bazı örüntüleri tespit edebilsek de, okul saldırganlarının psikolojisi, birçok tartışmalı faktörün kesişiminden oluştuğu için, tek ve evrensel bir açıklamaya indirgenemez. Bu makale, okul saldırganlarının psikolojik yapısını, sosyal dünyalarını, onları şekillendiren kültürel faktörleri ve saldırılarının öncesinde sergiledikleri davranış örüntülerini incelemek üzere, okul saldırganları üzerine yapılan araştırmaları bir araya getirmektedir.

Saldırganların Sosyal Dünyası

Okul saldırganlarının belki de en tutarlı olarak belgelenmiş özelliği sosyal ortamlarda reddedilme deneyimleridir. Leary vd. (2003) inceledikleri 15 okul saldırısından 12’sinde faillerin kötü niyetli şakalar, zorbalık veya dışlanma döngüsüne maruz kaldığını bulmuştur. Vakaların yaklaşık yarısında, failler yakın zamanda şiddetli bir reddedilme deneyimi de yaşamışlardır; bu deneyimlerin en yaygını ise romantik ayrılıklardır. Sommer vd. (2014) 35 çalışmayı sistematik olarak inceledikleri derlemelerinde, faillerin %88,1’inin okul ortamında herhangi bir tür olumsuz sosyal etkileşim yaşadığını bildirmiştir. Buna karşın, Rocque (2012), zorbalık ile silahlı okul saldırıları arasındaki ilişkinin tek yönlü olmadığını belirtmiş; hatta bazı saldırganların kendilerinin de zorba olduğunu ya da akranları arasında oldukça popüler olduklarını kaydetmiştir. Sommer vd. (2014) de, az sayıda saldırganın örnek öğrenci olarak bile nitelendirildiğini belirtmiştir.
Baird vd. (2017) bir başka önemli çevresel boyutu daha eklemiştir. Silahlı saldırıların meydana geldiği okulların öğrenci sayısının ortalamadan önemli ölçüde yüksek olduğunu ve saldırganların, öğrenci-öğretmen oranının daha düşük olduğu, daha küçük ve daha destekleyici okullardan, daha büyük ve daha az kişisel okullara geçiş yapmış olma olasılığının daha yüksek olduğunu bulmuşlardır. Wike ve Fraser (2009) da benzer şekilde okul bağının önemini vurgulamış ve neredeyse tüm okul saldırılarında faillerin okullarına, öğretmenlerine veya akranlarına çok az bağlılık hissettiklerini belirtmiştir. Ayrıca, öğrencilerin öğretmenleriyle veya diğer yetişkinlerle endişelerini paylaşmaktan çekindikleri bu yüksek riskli okullarda “sessizlik kuralları (codes of silence)” olduğunu tespit etmiştir. 20 Amerikalı okul saldırganını inceleyen bir başka araştırma, büyük aile çatışmalarının da yaygın bir faktör olduğunu ortaya koymuştur; bu çatışmalar arasında boşanma, aile içi şiddet, madde bağımlılığı ve aile içinde sözlü taciz gibi ciddi ailesel sorunlar yer almaktadır (Vitz & Faria, 2020).
Bununla birlikte, reddedilme ve istismarın rolüne ilişkin çelişkili kanıtlar da bulunmaktadır. Langman (2008), vaka çalışmasında yer alan 35 saldırganın yalnızca %6’sının kendilerine sataşan öğrencileri özellikle hedef aldığını belirtmiştir. Saldırganların zorbalığın kurbanı olsalar bile, bu durumun saldırıya neden olduğu anlamına gelmediğini savunmuştur. Görünüşe göre, sosyal dışlanma her ne kadar açıkça önemli olsa da, vakalar arasında tek tip bir durum sergilemiyor ve şiddeti açıklamak için tek başına yeterli değil.

Saldırganlar Kendilerini Nasıl Görüyor?

Sosyal faktörlerin ötesine geçerek, narsisizm ve tehdit altındaki egoizmin rolünü incelemekte fayda var. Twenge ve Campbell (2003) dört çalışma aracılığıyla şiddetli narsistik özellikleri olan bireylerin sosyal reddedilme deneyiminden sonra toplum geneline kıyasla önemli ölçüde daha öfkeli ve saldırgan olduklarını göstermiştir. Bu konudaki en önemli nokta, narsistlerin sosyal kabul gördükten sonra daha saldırgan olmamalarıdır; bu da aslında şişirilmiş bir benlik algısı ile reddedilmenin birleşiminin şiddetin güçlü bir öngörücüsü olduğunu göstermektedir. Bu, Baumeister vd. (1996) tarafından önerilen daha geniş teorik çerçeveyle bağlantılıdır; yazarlar, geleneksel inanışın aksine şiddete neden olanın düşük benlik saygısı değil, tehdit altındaki egoizm olduğunu savunmuşlardır. Bir kişinin şişirilmiş benlik algısı, dışsal geri bildirimler tarafından sorgulanır veya çelişir hale geldiğinde, bu kişi üstünlük duygusunu geri kazanmak için agresif, hatta saldırgan tepkiler verebilir. Bandura (1999), bireylerin şiddete karşı ahlaki engelleri nasıl aştıklarına dair tamamlayıcı bir açıklama sunmuştur. Bandura’nın “Ahlaki Çözülme (Moral Disengagement)” olarak adlandırdığı teorisi, faillerin ahlaki gerekçelendirme, yumuşatma, sorumluluğu kaydırma veya yayma, sonuçları göz ardı etme, kurbanları insanlıktan çıkarma ve onları suçlama gibi mekanizmalar aracılığıyla insanlık dışı davranışlarını nasıl haklı ve yerinde gördüklerini açıklamaktadır.

Kültürel Faktörler: Toksik Maskülenite, Şöhret Peşinde Koşanlar, Sosyal Medya ve Şiddet

Saldırganların ırkı veya ekonomik durumu, özellikle de ABD’de kamuoyunun tartışmayı bir türlü bitiremediği bir konu olmuştur. Ancak aslında, tüm okul saldırılarında en yaygın olan gerçek örüntü, faillerin cinsiyetidir; zira neredeyse hepsi erkeklerden oluşmaktadır (Kimmel & Mahler, 2003). Kimmel ve Mahler (2003), saldırganların rastgele şiddet uyguladıklarını değil, belirli bir taciz biçimine tepki verdiklerini ortaya çıkardılar: cinsel ve cinsiyet kimliği üzerinden taciz. Utangaç, hassas, sanatsal ya da başka bir şekilde egemen erkeklik normlarına uymayan erkek çocuklar, gerçek cinsel yönelimlerinden bağımsız olarak acımasızca alay konusu yapılmış ve homofobik hakaretlere maruz kalmışlardır. Bu analizde, silahlı saldırılar, sorgulanmış olan erkekliklerini geri kazanmak için yapılan şiddet içeren bir girişim olarak değerlendirilmiştir. Rocque (2012), bu erkeklik kimliği açıklamasını çeşitli kültürel teorilerden biri olarak ele almış ve Kimmel’in çalışmasının, saldırganların cinselliklerinin sıklıkla sorgulandığı ve geleneksel erkeklik ile silah kültürüne daha fazla önem veren muhafazakâr eyaletlerden geldiklerini vurguladığını belirtmiştir.
Lankford (2016) başka bir kültürel unsur daha tespit etmiştir: şöhret arzusu. Araştırmasında, yazılarında veya ifadelerinde bu saiki açıkça dile getiren, şöhret peşinde koşan 24 saldırgan tespit etmiştir. Bu suçlular, diğer saldırganlara kıyasla önemli ölçüde daha gençtir (ortalama yaşları 20,4 iken diğerlerinin 34,5 idi) ve onlardan iki kat fazla kurbanı öldürmüş veya yaralamışlardır. Ayrıca, potansiyel okul saldırganlarının geçmişteki okul saldırganlarından etkilendikleri sıklıkla görülmektedir; onları “kardeş” veya hatta “öncü” olarak görme eğilimindedirler. Lankford ve Silva (2025), kitlesel saldırganlar arasında ideolojik aşırılıkçılığı (Neo-Nazizm, yabancı düşmanlığı, homofobi ve kadın düşmanlığı gibi) inceleyerek bu araştırma alanını genişletmişlerdir. Araştırmacılar, ABD’deki saldırganların yaklaşık dörtte birinin ekstrem ideolojik görüşleri benimsediğini ve bunların %72’sinin ideolojik nedenlerle saldırı gerçekleştirdiğini tespit etmiştir. Günümüzde sosyal medya ile de birlikte çeşitli platformlar, birçok çarpık görüş ve ekstrem ideolojilere sahip insanların olası sonuçları hiç sorgulamadan birbirlerini destekleyip cesaretlendirdiği bir yankı odası oluşturmaktadır. Ancak Lankford ve Silva (2025), birçok diğer saldırganın basit bir sınıflandırmaya uymayan farklı, hatta çelişkili inançlara sahip olması nedeniyle önemli bir ideolojik tutarsızlık da belgelemişlerdir.
Şiddet içeren medyanın okul saldırganları üzerindeki etkisi de geniş çapta tartışılmıştır. Anderson vd. (2017) şiddet içerikli ekran medyasının saldırganlığın artması için nedensel bir risk faktörü oluşturduğuna dair ikna edici kanıtlar sunmuş; bu medyanın saldırgan düşünceleri, öfke duygularını ve fizyolojik uyarılmayı etkilediğini, ayrıca prososyal davranışları ve empatiyi azalttığını ortaya koymuştur. Buna karşılık, Markey ve Markey (2010), belirli bir kişilik özellikleri kombinasyonuna (özellikle yüksek nevrotizm, düşük uyumluluk ve düşük vicdanlılık) sahip çok az sayıda bireyin şiddet içeren video oyunlarından olumsuz etkilendiğini göstererek önemli bir sınırlama getirmiştir. Fox ve DeLateur (2013) de benzer şekilde, şiddet eğilimli kişilerin genellikle şiddet içeren eğlenceye (diziler, oyunlar gibi) ilgi duyduklarını, ancak şiddet içerikli medya tüketicilerinin büyük çoğunluğunun olumsuz etkilenmediğini belirterek nedensel bir çıkarımın belirsiz olduğu konusunda uyarıda bulunmuştur.

Uyarı İşaretleri ve Saldırıları Önceden Tahmin Etmeye Çalışmak

Literatürde, okulda yaşanan silahlı saldırıların nadiren dürtüsel olduğu konusunda genel bir mutabakat vardır. Fox ve DeLateur (2013), kitlesel katillerin aniden “çıldırmadığını”, aksine saldırılarını günler, haftalar veya aylar boyunca planladığını belirtmiştir. Meloy ve O’Toole (2011), sızıntı olgusunu (bir hedefe zarar verme niyetinin üçüncü bir tarafa iletilmesi) hedefli şiddeti öngören birkaç uyarıcı davranıştan biri olarak belgelemiştir. Sızıntı, sözlü tehditlerden günlük yazıları, manifestolar, çevrimiçi paylaşımlar ve videolara kadar birçok farklı şekilde ortaya çıkabilmektedir. Bununla birlikte, araştırmacılar kritik bir zayıf noktaya da işaret etmişlerdir: Saldırganların bu “sızıntılarına” tanık olanlar, genellikle “Üçüncü Kişi Etkisi (Bystander Effect)” nedeniyle (diğer insanların varlığında bireylerin harekete geçme veya yardım etme olasılığının azalması) bu durumları önemsememekte, mantıklı gerekçelerle açıklamaya çalışmakta ya da bildirmemektedir. Wike ve Fraser (2009) da benzer şekilde, öğrencilerin akranlarıyla ilgili endişelerini güvenle bildirebilmeleri için “sessizlik kurallarını (codes of silence)” yıkmanın önemini vurgulamıştır.
Öte yandan, Swanson vd. (2015), mental sorunlar ve silahlı şiddet üzerine epidemiyolojik kanıtları incelemiş ve ciddi mental sorunların şiddet riskindeki artışla mütevazı bir şekilde ilişkili olduğunu, ancak mental sorunları olan kişilerin büyük çoğunluğunun başkalarına karşı asla şiddet uygulamadığını bulmuştur. Analizleri, mental sorunları olan kişilerde artmış şiddet riskinin genel nüfustaki ortalama riske indirgense bile, şiddet olaylarının tahmini %96’sının yine de devam edeceğini göstermiştir. Fox ve DeLateur (2013), ruh sağlığı hizmetlerinin genişletilmesinin kendi başına değerli bir hedef olmakla birlikte, silahlı saldırıları gerçekleştiren kişilere ulaşmayabileceğini, çünkü bu kişilerin suçu dışsallaştırma eğiliminde olduklarını ve sorunu kendilerinde değil başkalarında gördüklerini savunmuştur. Bu kişiler, kendilerini ve toplumu algılama biçimlerinde bir sorun olduğu yönündeki önerilere muhtemelen direneceklerdir. Fox ve DeLateur (2013) de, sansasyonel medya haberlerine rağmen, olay sayısının son birkaç on yıldır nispeten sabit kaldığını göstererek, toplu silahlı saldırıların arttığı yönündeki görüşe itiraz etmişlerdir. Bununla birlikte, Katsiyannis vd. (2018), 21. yüzyılda okullarda meydana gelen toplu silahlı saldırıların ölüm oranının arttığını gösteren veriler sunmuştur. Bulgulardaki bu tutarsızlık, sorunun kötüye gidip gitmediği ya da sadece daha fazla ilgi gördüğü konusundaki süregelen tartışmayı vurgulamaktadır; ancak her iki bakış açısı da, sıklığına bakılmaksızın bu olayların yıkıcı etkisini kabul etmektedir.

Çıkarım

Genel olarak, araştırmalar şiddete giden çok sayıda yolu ortaya koymaktadır; her biri bireysel psikoloji, sosyal deneyim ve kültürel bağlamın kendine özgü bir kombinasyonunu içermektedir. Bu farklı vakaları birbirine bağlayan şey, saldırganlar tarafından gerçek ya da algılanan sosyal acı deneyimidir. Saldırganlar genellikle kendilerini dışlanmış, aşağılanmış ve görünmez hisseden bireylerdir. Zihinlerinde kendilerince bu tür bir intikam eylemini haklı kılan sebepler biriktirirler.
Önleme konusunda karşılaşılan zorluk ise, risk faktörlerinin giderek daha iyi anlaşılmasına rağmen, bunların öngörü değerinin sınırlı olmasından kaynaklanmaktadır. Rocque’nin (2012) belirttiği gibi, birçok öğrenci bu risk faktörlerini paylaşmaktadır, ancak çok küçük bir kısmı kitlesel şiddet eyleminde bulunmaktadır. Dahası, okul saldırganlarına ilişkin verilerin çoğunun ABD’den gelmesi, farklı kültürlere sahip diğer ülkeler için önleyici modeller oluşturmayı daha da zorlaştırmaktadır. Ancak şu ana kadar en umut verici yaklaşımlar, bireyleri profillemek yerine risk birikimini azaltan ortamlar yaratmaya odaklanmaktadır. Örneğin, zorbalık kültürünü ele almak, hiçbir öğrencinin isimsiz kalmayacağı daha küçük ve daha destekleyici okul toplulukları oluşturmak, sızıntı gibi uyarı işaretlerinin ciddiye alınmasını ve bunlara göre hareket edilmesini sağlamak, ebeveynlerin çocuklarıyla ilgili ve sağlıklı ilişkiler kurmasını sağlamak ve çevrimiçi alanların (özellikle daha fazla anonimlik vaat eden ve tehlikeli, hatta kült benzeri topluluklar için bir merkez oluşturabilecek platformların) bu konuda yaratabileceği etkiyi dikkate almak gibi. Ayrıca, silahları kısıtlayan politikaların önemli olmakla birlikte tek başına sorunu çözemeyeceğinin kabul edilmesi de gereklidir (Swanson vd., 2015). Son olarak, medyada bu tür yıkıcı vakaları haber yaparken, saldırganın hayatına tam anlamıyla spot ışığı tutarak potansiyel failleri cesaretlendirmek yerine, kurbanların hayatlarına ve bu olaylar sonucu onların ellerinden ne alındığına odaklanmak önemlidir. Sonuçta, bir okul saldırganını neyin yarattığını anlamak, mazur görülemez olanı mazur görmek değil, gelecekteki trajedileri önlemek için bilgi birikimi oluşturmaktır.

Kaynakça

  • References
  • Wike, T. L., & Fraser, M. W. (2009). School shootings: Making sense of the senseless. Aggression and Violent Behavior, 14(3), 162–169. https://doi.org/10.1016/j.avb.2009.01.005
  • Lankford, A., & Silva, J. R. (2025). What effect does ideological extremism have on mass shootings? An assessment of motivational inconsistencies, risk profiles, and attack behaviors. Terrorism and Political Violence, 37(6), 749–768. https://doi.org/10.1080/09546553.2024.2372427 Anderson, C. A., Bushman, B. J., Bartholow, B. D., Cantor, J., Christakis, D., Coyne, S. M., Donnerstein, E., Brockmyer, J. F., Gentile, D. A., Green, C. S., Huesmann, R., Hummer, T., Krahé, B., Strasburger, V. C., Warburton, W., Wilson, B. J., & Ybarra, M. (2017). Screen violence and youth behavior. Pediatrics, 140(Supplement_2), S142–S147. https://doi.org/10.1542/peds.2016-1758t
  • Markey, P. M., & Markey, C. N. (2010). Vulnerability to violent video games: A review and integration of personality research. Review of General Psychology, 14(2), 82–91. https://doi.org/10.1037/a0019000
  • Meloy, J. R., & O’Toole, M. E. (2011). The concept of leakage in threat assessment. Behavioral Sciences & the Law, 29(4), 513–527. Portico. https://doi.org/10.1002/bsl.986
  • Bandura, A. (1999). Moral disengagement in the perpetration of inhumanities. Personality and Social Psychology Review, 3(3), 193–209. https://doi.org/10.1207/s15327957pspr0303_3
  • Lankford, A. (2016). Fame-seeking rampage shooters: Initial findings and empirical predictions. Aggression and Violent Behavior, 27, 122–129. https://doi.org/10.1016/j.avb.2016.02.002
  • Fox, J. A., & DeLateur, M. J. (2013). Mass shootings in America. Homicide Studies, 18(1), 125–145. https://doi.org/10.1177/1088767913510297
  • Twenge, J. M., & Campbell, W. K. (2003). “Isn’t it fun to get the respect that we’re going to deserve?” Narcissism, social rejection, and aggression. Personality and Social Psychology Bulletin, 29(2), 261–272. https://doi.org/10.1177/0146167202239051
  • Leary, M. R., Kowalski, R. M., Smith, L., & Phillips, S. (2003). Teasing, rejection, and violence: Case studies of the school shootings. Aggressive Behavior, 29(3), 202–214. Portico. https://doi.org/10.1002/ab.10061
  • Baumeister, R. F., Smart, L., & Boden, J. M. (1996). Relation of threatened egotism to violence and aggression: The dark side of high self-esteem. Psychological Review, 103(1), 5–33. https://doi.org/10.1037/0033-295x.103.1.5
  • Swanson, J. W., McGinty, E. E., Fazel, S., & Mays, V. M. (2015). Mental illness and reduction of gun violence and suicide: Bringing epidemiologic research to policy. Annals of Epidemiology, 25(5), 366. https://doi.org/10.1016/j.annepidem.2014.03.004
  • Langman, P. (2008). Rampage school shooters: A typology. Aggression and Violent Behavior, 14(1), 79-86. https://doi.org/10.1016/j.avb.2008.10.003
  • Sommer, F., Leuschner, V., & Scheithauer, H. (2014). Bullying, romantic rejection, and conflicts with teachers: The crucial role of social dynamics in the development of school shootings – A systematic review. International Journal of Developmental Science, 8(1–2), 3–24. https://doi.org/10.3233/DEV-140129
  • Katsiyannis, A., Whitford, D. K., & Ennis, R. P. (2018). Historical examination of United States intentional mass school shootings in the 20th and 21st centuries: Implications for students, schools, and society. Journal of Child and Family Studies, 27(8), 2562–2573. https://doi.org/10.1007/s10826-018-1096-2
  • Baird, A. A., Roellke, E. V., & Zeifman, D. M. (2017). Alone and adrift: The association between mass school shootings, school size, and student support. The Social Science Journal, 54(3), 261–270. https://doi.org/10.1016/j.soscij.2017.01.009
  • Rocque, M. (2012). Exploring school rampage shootings: Research, theory, and policy. The Social Science Journal, 49(3), 304–313. https://doi.org/10.1016/j.soscij.2011.11.001
  • Kimmel, M. S., & Mahler, M. (2003). Adolescent masculinity, homophobia, and violence. American Behavioral Scientist, 46(10), 1439–1458. https://doi.org/10.1177/0002764203046010010
  • Vitz, P. C., & Faria, A. A. (2020). The absence of positive psychosocial characteristics in the lives of mass school shooters. Journal of Police and Criminal Psychology, 37, 17–37. https://doi.org/10.1007/s11896-020-09413-y
Elif Eker
Elif Eker
Başkent Üniversitesi Psikoloji Departmanında 3. sınıf öğrencisi olarak lisans eğitimime devam etmekteyim. Devamlı olarak bilgi ve yeni bakış açıları edinip paylaşmayı temel hedefim olarak görüyorum. Gelecekte de, bilime elimden gelen en büyük katkıyı sağlayabileceğime inandığım akademik bir kariyer hedefliyorum. Sosyal psikoloji ve nörobilim kesişimine büyük ilgi duymaktayım.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar