Salı, Haziran 9, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Herkesi Memnun Etmeye Çalışmanın Bedeli

Günlük hayatınızda yapmak istemediğiniz işlere veya bulunmak istemediğiniz ortamlara maruz kalıyor musunuz? Hayır diyebilmek sizin için bir saygısızlık göstergesi ya da ‘ayıp’ mı geliyor? Kendi ihtiyaçlarınızı ve isteklerinizi sürekli erteliyor musunuz? Çoğu zaman bu tür davranışlar nezaket, fedakarlık veya iyi niyet olarak adlandırılır. Oysa bazı durumlarda bu davranış, kişinin kendi sınırlarını kaybettiği ve hatta kendini sabote ettiği derin bir psikolojik örüntüye işaret eder.

Herkesi memnun etmeye çalışmak dışarıdan bakıldığında olumlu bir kişilik özelliği olarak görünse de uzun vadede ciddi bir duygusal yük yaratır. Bu kişiler genellikle yoğun değersizlik ve yalnızlık duygularıyla içsel bir boşluk yaşayabilirler. Duygusal ihtiyaçların bastırılarak ve görmezden gelinerek kurulan ilişkilerde tam olarak kendini var etmek ve ait hissetmek zorlaşır.

Peki, neden sürekli başkalarını öncelik haline getiririz? Bu sorunun cevabı, kişinin öznel deneyimleri, yaşantısı ve sosyal çevresi gibi faktörlerle değişebilir; ancak çoğunlukla cevabı çocukluk dönemindeki deneyimlerde buluruz. Carl Rogers (1959), çocukların ebeveynin onayına, koşulsuz sevgisine ve desteğine ihtiyaç duyduğunu vurgular. Sevgi, onay göremeyen ve yalnızca ebeveyninin isteklerini karşıladığında ‘aferin’ alabilen çocuk, toplumda kabul görebilmek ve var olabilmek için kendi ihtiyaçlarını geri plana atmayı öğrenir. Bu durum, John Bowlby (1969) tarafından tanımlanan ‘kaygı temelli bağlanma’ stilleriyle ve düşük benlik saygısıyla doğrudan ilişkilidir. Kişi yetişkinlik dönemine geldiğinde, sevgi, şefkat ve onay gibi duygusal ihtiyaçlarını kendisini geri plana atarak karşılamaya çalışır. Jeffrey Young (1990) ise bu durumu ‘boyun eğicilik (Subjugation) ve kendini feda (Self-Sacrifice) şemaları’ olarak tanımlar. Zihnin derinliklerinde yer alan ‘insanları memnun edersem beni sever, sayar ve kabul ederler’ inancı, bireyin sağlıklı ilişkiler kurabilmesini önemli ölçüde etkiler ve bu döngüde olmanın bir bedeli vardır.

Başkalarının isteklerini ve ihtiyaçlarını ön planda tutan bir yaşam tarzı, zamanla kişinin kendi benliğine uzaklaşmasına, ‘Ben ne istiyorum? Benim hayallerim neydi?’ gibi sorulara yanıt verememesine ve bu nedenle öfke, tükenmişlik hissi ve tahammül seviyesinde azalma yaşamasına neden olur (Karen Horney, 1937). İşte bu noktada önemli bir farkındalık gerekir.

Değişimin İlk Basamağı Paul Gilbert (2009), kendimizi öncelik haline getirmenin ve kendi ihtiyaçlarımızı önemsemenin ‘bencillik’ değil, şefkatli bir zihin yapısının gereği olduğunu vurgular. Bu yaklaşım, sağlıklı bir psikolojik iyi oluşun temelini oluşturur. Günlük yaşantımızda sıkça karşılaştığımız bir davranış örneği olarak; arkadaşlarınızla bir yemek yiyeceksiniz ve her zaman ‘bana fark etmez, senin canın ne istiyorsa o yemeği yiyelim’ demek yerine, ‘benim bugünkü seçimim şu restorandan yana ya da ben şu yemeği yemek istiyorum’ diyebilmelisiniz. Kendi ihtiyaçlarını fark edebilen bireyler, ilişkilerinde daha dengeli bağlar kurarlar. Çünkü ancak kendi varlığını kabul eden ve duygusal ihtiyaçlarına önem veren birey, başkalarıyla sağlıklı bir ilişki geliştirebilir. Kendini öncelik haline getirememek, öğrenilmiş bir hayatta kalma mekanizmasıdır. Değişim, kişinin kendisine şu soruyu sormasıyla başlar: ‘Ben gerçekten ne istiyorum, neye ihtiyacım var?’

Asıl mesele, herkes tarafından sevilmenin ve onaylanmanın aksine, kendinle olan ilişkini onarmaktır.

Psikolog Makbule Altay

Makbule Altay
Makbule Altay
Girne Amerikan Üniversitesi mezunuyum. Lisans süreci boyunca Pembe Köşk Psikiyatri Hastanesi,Akademya Psikoloji ve NPCYP Psikiyatri Merkezinde klinik stajlarımı tamamladım.Güncel almakta olduğum eğitimler;BDPD Temel BDT Eğitimi,Kıbrıs Ruh Sağlığı Enstitüsü, Naadac Madde Bağımlılığı Eğitimi

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar