Bazı kadınlar ilişkilerde partner gibi değil, adeta bir duygusal ebeveyn gibi davranır. Sevgilisinin duygularını düzenler, krizlerini çözer, onu motive eder, toparlar; hatta bazen onun adına düşünür. İlk başta bu durum “fedakarlık”, “olgunluk” ya da “çok sevmek” gibi görünse de, zamanla ilişki romantik bir bağ olmaktan çıkar ve görünmez bir bakım verme döngüsüne dönüşür.
İşin daha çarpıcı kısmı ise şu: Bu kadınların çoğu, ilişkide neden sürekli yorulduğunu anlayamaz. Çünkü çocukluklarından beri sevmeyi, “yük taşımak” ile karıştırmış olabilirler. Psikodinamik kurama göre, çocuklukta ebeveynlerinin duygusal yükünü taşımak zorunda kalan bireyler, yetişkinlikte de benzer rolleri bilinçdışı şekilde tekrar etme eğilimindedir. Bu duruma literatürde “parentification” yani çocukken ebeveyn rolüne itilme denir.
Çocuk yaşta annesinin sırdaşı olan, babasının öfkesini yöneten ya da evde “olgun olmak zorunda bırakılan” kız çocukları, ilerleyen yıllarda ilişkilerde de partnerlerinin psikolojik yükünü sırtlanabilir. Ve çoğu zaman bu durum, “aşk” olarak adlandırılır. Çünkü onların zihninde sevgi; ilgilenmek, sabretmek, iyileştirmek ve terk edilmemek için güçlü olmak ile eşleşmiştir.
Bu nedenle bazı kadınlar sürekli problemli erkeklere çekilir. Duygusal olarak uzak, çocuk kalan, sorumluluk almayan ya da sürekli desteğe ihtiyaç duyan erkekler… Çünkü bilinçdışı tanıdık olanı tekrar etmek ister. İnsan zihni, sağlıklı olanı değil; tanıdık olanı güvenli sanır.
Yapılan araştırmalar, çocuklukta parentification yaşayan kadınların romantik ilişkilerde daha fazla kaygılı bağlanma geliştirdiğini ve ilişki doyumlarının düştüğünü göstermektedir. Özellikle baba-kız arasındaki rol değişiminin yetişkinlik ilişkilerinde güvensizlik ve aşırı bakım verme davranışlarıyla ilişkili olduğu bulunmuştur.
Bu kadınların en büyük problemlerinden biri, kendi ihtiyaçlarını fark etmekte zorlanmalarıdır. Çünkü çocukken ihtiyaçlarını bastırmayı öğrenmişlerdir. Evde bir kriz varsa önce annenin morali düzelmelidir. Baba sinirliyse ortam sakinleştirilmelidir. Küçük kardeş üzgünse onunla ilgilenilmelidir. Böyle büyüyen biri, yetişkin olduğunda da ilişkide otomatik olarak “bakım veren rolü”ne geçer.
Bir noktadan sonra ilişkide şunlar yaşanmaya başlar:
- Sürekli anlayan taraf olmak
- Partnerin duygularını yönetmek
- Onun adına sorumluluk almak
- Tükenmesine rağmen ilişkiyi ayakta tutmaya çalışmak
- “Ben bırakırsam dağılır” hissi yaşamak
Bu kadınlar genelde “çok güçlü kadın” olarak tanımlanır. Ancak çoğu zaman o güç, sağlıklı sınırlardan değil; çocuklukta gelişmiş bir hayatta kalma mekanizmasından gelir. Romantik ilişki, bazen fark edilmeden anne-çocuk dinamiğine dönüşebilir. Kadın partnerini büyütmeye çalışırken, erkek giderek daha pasif bir role yerleşebilir. Bu durumda tutku azalır, kadın tükenir ve ilişki duygusal olarak ağırlaşır.
Çünkü kimse sürekli annelik yaptığı birine karşı romantik çekim hissedemez. İlişkide sürekli “taşıyan taraf” olmak sevgi değildir. Bazen bu, çocuklukta öğrenilmiş bir zorunluluğun yetişkinlikte tekrar edilmesidir. İnsan bazen partner seçmez; çocukluk yarasını seçer. Ve bazı kadınlar fark etmeden, çocukken alamadıkları sevgiyi bu kez “fazla vererek” almaya çalışırlar.
Uzm. Kln. Psk. Sibel Peköz Özkan
Mayıs 2026


