Salı, Haziran 9, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Kadınların İlişkilerde Anne Rolüne Sıkışması

Bazı kadınlar ilişkilerde partner gibi değil, adeta bir duygusal ebeveyn gibi davranır. Sevgilisinin duygularını düzenler, krizlerini çözer, onu motive eder, toparlar; hatta bazen onun adına düşünür. İlk başta bu durum “fedakarlık”, “olgunluk” ya da “çok sevmek” gibi görünse de, zamanla ilişki romantik bir bağ olmaktan çıkar ve görünmez bir bakım verme döngüsüne dönüşür.

İşin daha çarpıcı kısmı ise şu: Bu kadınların çoğu, ilişkide neden sürekli yorulduğunu anlayamaz. Çünkü çocukluklarından beri sevmeyi, “yük taşımak” ile karıştırmış olabilirler. Psikodinamik kurama göre, çocuklukta ebeveynlerinin duygusal yükünü taşımak zorunda kalan bireyler, yetişkinlikte de benzer rolleri bilinçdışı şekilde tekrar etme eğilimindedir. Bu duruma literatürde “parentification” yani çocukken ebeveyn rolüne itilme denir.

Çocuk yaşta annesinin sırdaşı olan, babasının öfkesini yöneten ya da evde “olgun olmak zorunda bırakılan” kız çocukları, ilerleyen yıllarda ilişkilerde de partnerlerinin psikolojik yükünü sırtlanabilir. Ve çoğu zaman bu durum, “aşk” olarak adlandırılır. Çünkü onların zihninde sevgi; ilgilenmek, sabretmek, iyileştirmek ve terk edilmemek için güçlü olmak ile eşleşmiştir.

Bu nedenle bazı kadınlar sürekli problemli erkeklere çekilir. Duygusal olarak uzak, çocuk kalan, sorumluluk almayan ya da sürekli desteğe ihtiyaç duyan erkekler… Çünkü bilinçdışı tanıdık olanı tekrar etmek ister. İnsan zihni, sağlıklı olanı değil; tanıdık olanı güvenli sanır.

Yapılan araştırmalar, çocuklukta parentification yaşayan kadınların romantik ilişkilerde daha fazla kaygılı bağlanma geliştirdiğini ve ilişki doyumlarının düştüğünü göstermektedir. Özellikle baba-kız arasındaki rol değişiminin yetişkinlik ilişkilerinde güvensizlik ve aşırı bakım verme davranışlarıyla ilişkili olduğu bulunmuştur.

Bu kadınların en büyük problemlerinden biri, kendi ihtiyaçlarını fark etmekte zorlanmalarıdır. Çünkü çocukken ihtiyaçlarını bastırmayı öğrenmişlerdir. Evde bir kriz varsa önce annenin morali düzelmelidir. Baba sinirliyse ortam sakinleştirilmelidir. Küçük kardeş üzgünse onunla ilgilenilmelidir. Böyle büyüyen biri, yetişkin olduğunda da ilişkide otomatik olarak “bakım veren rolü”ne geçer.

Bir noktadan sonra ilişkide şunlar yaşanmaya başlar:

  • Sürekli anlayan taraf olmak
  • Partnerin duygularını yönetmek
  • Onun adına sorumluluk almak
  • Tükenmesine rağmen ilişkiyi ayakta tutmaya çalışmak
  • “Ben bırakırsam dağılır” hissi yaşamak

Bu kadınlar genelde “çok güçlü kadın” olarak tanımlanır. Ancak çoğu zaman o güç, sağlıklı sınırlardan değil; çocuklukta gelişmiş bir hayatta kalma mekanizmasından gelir. Romantik ilişki, bazen fark edilmeden anne-çocuk dinamiğine dönüşebilir. Kadın partnerini büyütmeye çalışırken, erkek giderek daha pasif bir role yerleşebilir. Bu durumda tutku azalır, kadın tükenir ve ilişki duygusal olarak ağırlaşır.

Çünkü kimse sürekli annelik yaptığı birine karşı romantik çekim hissedemez. İlişkide sürekli “taşıyan taraf” olmak sevgi değildir. Bazen bu, çocuklukta öğrenilmiş bir zorunluluğun yetişkinlikte tekrar edilmesidir. İnsan bazen partner seçmez; çocukluk yarasını seçer. Ve bazı kadınlar fark etmeden, çocukken alamadıkları sevgiyi bu kez “fazla vererek” almaya çalışırlar.

Uzm. Kln. Psk. Sibel Peköz Özkan
Mayıs 2026

Sibel Peköz Özkan
Sibel Peköz Özkan
Uzm. Kln. Psikolog Sibel Peköz Özkan, Okan Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden mezun olmuş ve aynı üniversitede Klinik Psikoloji yüksek lisans eğitimini tamamlamıştır. Akademik ve klinik eğitim süreci boyunca çeşitli hastane, danışmanlık merkezi ve klinik ortamlarda aktif olarak çalışıp deneyim edinerek çocuk, ergen ve yetişkin psikolojisine dair kapsamlı bir saha birikimi geliştirmiştir. Psikoterapi yaklaşımında ağırlıklı olarak psikodinamik ekolü benimsemekle birlikte; bilişsel davranışçı terapi gibi farklı ekolleri bütüncül bir çerçevede kullanarak çalışmaktadır. Bireyin geçmiş yaşam deneyimleri, bağlanma örüntüleri ve bilinçdışı süreçleri ile bugünkü duygu, düşünce ve ilişki dinamikleri arasındaki ilişkiyi derinlemesine ele almaktadır. Çalışma alanları oldukça geniş bir yelpazeye yayılmaktadır. Yetişkin, ergen ve çocuklarla yürüttüğü psikoterapi süreçlerinde; kaygı bozuklukları, depresyon, panik atak, obsesif kompulsif belirtiler, travma sonrası stres, özgüven problemleri, ilişki ve bağlanma sorunları, duygusal yeme davranışları, öfke kontrol güçlükleri ve içsel çatışmalar üzerine çalışmaktadır. Bunun yanı sıra kişilik örüntüleri, tekrar eden ilişki döngüleri, erken dönem çocukluk yaşantılarının yetişkinlik üzerindeki etkileri ve duygusal düzenleme süreçleri üzerine derinlemesine klinik çalışmalar yürütmektedir. Danışanlarının yalnızca mevcut semptomlarına değil, bu semptomların altında yatan yapısal ve duygusal dinamiklere de odaklanarak uzun vadeli ve köklü bir psikolojik iyileşme sürecini hedeflemektedir. Terapötik süreçte bireyin kendini anlama, içgörü geliştirme ve yaşamındaki tekrar eden örüntüleri fark etme kapasitesini güçlendirmeyi amaçlamaktadır. Aynı zamanda psikolojik bilginin daha geniş kitlelere ulaşması gerektiği inancıyla sosyal medya platformlarında psikoloji, insan davranışı ve ilişkisel dinamikler üzerine içerikler üretmektedir. Bu içeriklerde hem bilimsel bilgiyi sadeleştirmekte hem de günlük yaşamla doğrudan bağ kurarak psikolojiyi erişilebilir hale getirmeyi hedeflemektedir. Bunlara ek olarak Psychology Times platformunda blog yazarı olarak yer almakta; klinik psikoloji, insan davranışı ve psikoterapi süreçlerine dair bilimsel içerikleri herkesin anlayabileceği bir dille aktarmaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar