Markette yere yatan, “hayır” denildiğinde daha da ısrar eden, kuralları zorlayan bir çocuk düşünün. Çevreden gelen bakışlar tanıdıktır. Ebeveynin içinden geçen cümle de öyle: “Neden bu kadar söz dinlemiyor?” Oysa çocukların çoğu, sandığımız gibi kurallara karşı değildir. Onlar kurala değil, sınırların nasıl durduğuna bakar. Ve bazen bir çocuğun “söz dinlememesi”, aslında sınırların nerede başlayıp nerede bittiğini anlamaya çalışmasıdır.
Çocuklar dünyaya sınır bilgisiyle gelmez. Bunu yaşayarak öğrenirler. Ne kadar ileri gidebilirim? Burada durmam gerekir mi? Biri beni durduracak mı? Bu sorular, çocuğun iç dünyasında sessizce dolaşır. Ve cevaplar genellikle davranışla aranır.
Sınırların Güven Veren Doğası
Bir çocuk kuralları sürekli zorluyorsa, çoğu zaman şunu soruyordur: “Beni tutabilecek biri var mı?” Ebeveynler çoğu zaman bu davranışı kişisel algılar. “Bana karşı yapıyor.” “Otoritemi test ediyor.” Oysa çocuk, ebeveyni değil; dünyayı test ediyordur. Sınırlar, çocuk için sadece yasak değildir. Sınırlar, güven hissidir. Net ama şefkatli sınırlar olan bir dünyada çocuk rahatlar. Sınırların belirsiz olduğu bir dünyada ise kaygı artar. Ve kaygı arttığında çocuk, sınırı daha çok zorlar.
Sınır İhlali ve Var Olma Çabası
Bazı çocuklar için sınır zorlamak, kontrol duygusunu ayakta tutmanın yoludur. Özellikle:
-
Gün içinde çok fazla yönlendirilen
-
Sürekli “yapma”, “dur”, “olmaz” duyan
-
Kendi kararlarına alan tanınmayan çocuklar
Sınırı ihlal ederek var olmaya çalışır. Bu bir şımarıklık değil, kendini hissettirme çabasıdır. Burada sık yapılan bir hata vardır: Sınır koymak ile cezalandırmak birbirine karıştırılır. Sınır koymak şunu söyler: “Buraya kadar ve ben buradayım.” Ceza ise şunu hissettirir: “Yanlış yaptın ve yalnız kaldın.” Çocuk için bu iki mesaj arasındaki fark çok büyüktür. Sınır, ilişkiyi korur. Ceza, ilişkiyi zedeler.
Güvenli Bir Çerçeve Oluşturmak
“Söz dinlemeyen” olarak etiketlenen çocuklar genellikle iki uçta sıkışır: Ya sınırlar çok esnektir ya da çok serttir. Her iki durumda da çocuk güvende hissetmez. Çok esnek sınırlar çocuğu boşlukta bırakır. Çok sert sınırlar ise çocuğu korkutur. Çocuk için güvenli olan, tahmin edilebilir bir yetişkindir. Ne zaman dur diyeceği belli olan, ne zaman yanında olacağı hissedilen bir yetişkin.
Peki ebeveyn ne yapabilir? İlk adım, sınırı sakin bir yerden koymaktır. Bağıraka koyulan sınır, sınır değildir; tehdittir. İkinci adım, sınırı koyduktan sonra geri çekilmemektir. Kararsız sınırlar, çocuğun kaygısını artırır. Üçüncü ve en zor adım ise şudur: Çocuğun duygusuna alan açmak ama davranıştan vazgeçmemek. “Buna kızdığını görüyorum ama bunu yapmana izin veremem.”
Bu cümle çocuğa şunu öğretir: Duygum kabul, davranışım sınırda. Bu ayrım, çocuğun iç dünyasında çok kıymetlidir. Yıllar içinde çocuklarla çalışırken şunu sıkça gördüm: Sınırı olan çocuk, sınırı zorlamaktan vazgeçer. Çünkü artık sınırı test etmek zorunda değildir. Orada biri olduğunu bilir. Sınır arayan çocuk, aslında tutunacak bir çerçeve arıyordur. Her karşı çıkış bir saygısızlık değildir. Her kural ihlali bir güç savaşı değildir. Bazen bu, “Beni burada tutabilecek misin?” sorusudur. Ve bu soruya verilen sakin, net ve ilişkisel cevap, çocuğu sandığımızdan çok daha fazla rahatlatır. Unutmayalım: Söz dinlemeyen çocuk yoktur. Sınır arayan çocuk vardır.


