Duygularımız. Hayatımızın merkezinde yer alan ve sürekli bizimle birlikte olan yegane benliğimiz. Kendimizi ifade etme biçimimizin en temel aracı. Öfke, neşe, üzüntü, kırgınlık, başarı, mutluluk, heyecan… Her duyguyu deneyimlesek de, herkesin hayatında zaman zaman baskın olan farklı bir duygu var. Bu baskın duygu bazen yaşadığımız bir olaydan kaynaklı oluyor. Bazen de bulunduğumuz bir ortamdan. Bazen de kendimize bile ait olmuyor.
Literatürde bu konuya duygusal bulaşma diyoruz. Nasıl fiziksel bir hastalık bir kişiden diğerine geçebiliyorsa, duygularımızı da aynı şekilde başkalarına aktarabiliyoruz. Özellikle aynı ortamda yaşadığımız kişilerin duygularını farkında olmadan içselleştirerek sanki kendi duygularımız gibi hissedebiliyoruz. Burada önemli bir noktaya da değinmek isterim. Duygusal bulaşma sadece olumsuz duygular üzerinde olmaz. Elbette olumlu duygularımız üzerinde de gerçekleşir. Gülen birine bakarken istemsizce bizim de gülümsememiz gibi. Aynı zamanda bu süreç çoğu zaman farkında olmadan gerçekleşir. Fakat bugün burada duygusal bulaşmayı depresyon üzerinden değerlendireceğiz.
Bu noktada sormak isterim: Peki ya duygusal bulaşmaya çok uzun zamandır maruz kalıyorsak? Ya aslında büyüdüğümüz evde, bizi yetiştiren ebeveynlerin depresyonunu yaşıyorsak?
İlk Okulumuz: Evlerimiz
Duygusal bulaşmaya en fazla maruz kaldığımız ortam büyüdüğümüz evlerimizdir. Çocukluğumuzdan beri duyguları ilk öğrendiğimiz okullarımız diyebilirim. Bu süreçte eğer siz depresyonu olan bir ebeveyn ile büyüdüyseniz şu an yaşadığınız duygusal zorlukların bir kısmı bu süreçle ilişkili olabilir.
Diyelim ki; küçüklüğünüzden itibaren sosyal ilişkileri ve sosyalleşmeyi sevmeyen, öz bakımına özen göstermeyen, genellikle uyuklayarak ya da televizyon karşısında vaktini geçiren ve hatta bazen bir hafta boyunca evden çıkmayan bir ebeveyn ile büyüdünüz. Çocukluk döneminde bu durumları fark edip sorgulamadınız. Fakat yaş ilerledikçe bir anormallik olduğunu sezmeye başladınız. Zaman içerisinde fark ettiniz ki ebeveyniniz, depresif bir ruh hali içinde olmasının dışında çevresindeki bireylerin de benzer bir duygu durumunda olmasını isteme eğilimi gösteriyor. Özellikle çocuk, ebeveynin odak noktası haline gelir. Yönlendirebileceği, kontrol edebileceği ve kendi yaşam biçimine göre şekillendirmesini beklediği bir konuma yerleştirir. Ebeveyn sosyalleşmeyi sevmiyorsa, çocuğun da sosyalleşmesini istemez. Aksi durumda çocuğa suçluluk hissettirilir ya da yetersizlik duygusu aşılanır. Ebeveynin arkadaş çevresi yoksa, çocuğun da olmaması gerektiği konusunda bazen örtülü bazen açık ithamlarda bulunabilir. Ebeveyne göre çocuğun özel alanı, özel eşyası olamaz. Bu süreçler ihlal edilir ve bu ebeveynlik hakkı olarak görülür.
Genellikle ebeveynde sürekli en kötü senaryoları düşünmek gibi bir eğilim olur. Öyle ki çocukta ileriki dönemde, genç yetişkinlik döneminde bile, dünyanın yok olacağı ya da olağanüstü felaketlerin yaşanacağına dair inançlar gelişebilir. Tüm bunlar başlangıçta obsesif özellikler görülse de bu durum çoğu zaman depresif bir tablo ile ilişkili olabilir. Ve bu duruma çocuk, uzun yıllar maruz kalmıştır. Başkasının depresyonuna maruz kalmak aslında bazen sandığımızdan daha fazla etkili alan kaplıyor olabilir. Bu durum kişide zamanla bireyde kaygı bozuklukları gelişmesine neden olabilir. Gelecek kaygısı, geleceğe dair umutsuzluk, sürekli kötü bir şey olacak düşüncesi, bireyin kendi depresif süreçlerine girmesine zemin hazırlar. Yapılan etkinlikler dahi suçluluk duygusu eşliğinde deneyimlenir.
Peki Ya Kendi Duygularımı Nasıl Tanıyabilirim?
Elbette çoğu fiziksel hastalığın bir tedavisi olduğu gibi, duygusal bulaşmadan da kendimizi korumanın en etkili yolu farkındalık oluşturmaktır. Duygularımızı tanımak ve isimlendirmek bu süreçte en büyük yardımcılarımızdır. Özellikle bu süreçte yaşanan sınır ihlallerinin aslında normal olmadığını bilmek ve sağlıklı sınır çizmek için nasıl bir yol çizilmesi gerektiğini öğrenmek gerekir.
Ama en önemli nokta bu durumun oldukça yaygın olduğunu ve bu süreci tek başınıza atlatmak zorunda olmadığınızı bilmek. Alanında uzman kişilerden destek almak her zaman bir seçenektir. Benzer içerikler için instagramda @psikolog.simgeguney sayfamı takip edebilirsiniz. Bu yazının amacı herhangi bir ebeveyni suçlamak değil, kuşaklar arası aktarılan duygusal yükleri anlamlandırmak ve bireyin kendi duygusal deneyimini fark etmesine alan açmaktır.
KAYNAKÇA
Akın, A., Uysal, R., & Akın, Ü. (2015). Duygusal Bulaşma Ölçeği’nin Türkçe Formu’nun geçerlik ve güvenirliği. Anemon Muş Alparslan Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 3(2), 97-104.


