Çarşamba, Mayıs 6, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Narsisizm Etiketinin Aşırı Kullanımı: Klinik Bir Kavramın Toplumsal Dile Sızışının Sonuçları

Giriş

Son yıllarda klinik dilin toplumsal söyleme hızla karışmasıyla birlikte bazı kavramların anlamı genişlemeye ve bulanıklaşmaya başladı. Bu genişleme özellikle “narsisizm” kavramı etrafında belirginleşiyor. DSM-5-TR’de açık tanı ölçütleri olan bir kişilik bozukluğunun, sosyal medyada incinme, hayal kırıklığı veya iletişim zorluklarını tanımlamak için sıkça kullanılması dikkat çekici bir dönüşüm yaratıyor (American Psychiatric Association, 2022). Haslam’ın (2016) “concept creep” olarak adlandırdığı bu eğilim; psikolojik terimlerin kapsamının genişlemesi ve daha sıradan deneyimleri kapsayacak şekilde yayılmasıyla sonuçlanıyor.

Klinik Tanı İle Duygusal Tepkinin Karıştırılması

Narsisistik kişilik bozukluğu; süreklilik gösteren, işlevselliği bozan ve çok boyutlu örüntülerle tanımlanan klinik bir durumdur (Ronningstam, 2016). Buna karşın gündelik hayatta kavram çoğu zaman bağlamsal insan davranışlarını açıklamak için kullanılmaya başlandı. Empati kurmamak, geri çekilmek, eleştiriye duyarlılık göstermek veya kendi ihtiyaçlarını öne almak gibi davranışlar, popüler söylemde hızla “narsizm” başlığı altında toplanabiliyor.

Oysa bir davranış kişinin duygusal ihtiyaçlarını karşılamadığı için acı verici olabilir; bu, davranışı otomatik olarak kişilik bozukluğu düzeyine taşımaz (Haslam, 2016).

İlişkilerde Etiketlemenin Yarattığı Körlük

İlişkisel alan, bu kavram karmaşasının en çok hissedildiği yerlerden biridir. Partnerlerin ihtiyaç çatışmaları, bağlanma stilleri, iletişim örüntüleri ve duygusal yükleri çoğu zaman davranışların temelini çok daha isabetli şekilde açıklar (Mikulincer & Shaver, 2019).

Ancak “narsist” etiketi, ilişkisel dinamiklerin incelikli analizini gölgede bırakabilecek kadar güçlü bir kestirme yol haline geliyor. Kişiler, karşısındakinin kişilik özelliğini adlandırmaya çalışırken kendi duygusal deneyimlerini anlamlandırma fırsatını da kaçırabiliyor.

Artan Şüphe, Azalan Güven

Sosyal medya kültürü, tehdit algısının artması ve kişilerarası ilişkilerin daha fazla şüpheyle değerlendirilmesi gibi sonuçlar doğuruyor (Fardouly & Vartanian, 2016). Bu değişim klinik pratikte de gözlemleniyor:

Birçok kişi ilişkisel zorluklarını açıklarken ilişkisel bağlamı değil, partnerinin olası psikopatolojisini öne çıkarıyor. Bu da güveni aşındıran, ilişkilerin doğal akışını bozan ve karşılıklı anlamayı zorlaştıran bir belirsizlik yaratıyor. Etiketlerin bu kadar hızlı dolaşıma girmesi, kişilerarası güven üzerinde görünmez bir erozyon oluşturuyor.

Etik Açıdan Neden Sorunlu?

Klinik değerlendirme yapılmadan herhangi bir tanı etiketinin kullanılması hem bilimsel hem etik açıdan sakıncalıdır. Bir kişiyi “narsist” olarak tanımlamak, onu sabit bir kategoriye yerleştirmek anlamına gelir; bu, değişim olasılığının görülmesini zorlaştırır (Zimmerman, 2020).

Terapi sürecinde danışanlara çoğu zaman şu soruyu yöneltmek dönüşüm sağlar:

“Bu kelimeyi bir duygu deneyimini tanımlamak için mi kullanıyorsunuz, yoksa gerçekten bir kişilik bozukluğu olup olmadığını mı merak ediyorsunuz?”

Bu ayrım, kişinin hem kendisine hem karşı tarafa daha adil yaklaşmasını kolaylaştırır.

Daha Sağlıklı Bir Dil için Öneriler

  1. Etiketten kaçının, davranışı tanımlayın: “Narsist” yerine davranışın kendisini açıklamak daha gerçekçi bir içgörü sağlar.

  2. Duygunuzu merkeze alın: “Kendimi görülmemiş hissediyorum” gibi ifadeler ilişkiyi açar.

  3. Klinik tanıyı uzmanlara bırakın: Kişilik bozukluğu değerlendirmesi, kapsamlı bir klinik görüşme gerektirir.

  4. Kavramı hafife almayın: Her incinme, kişilik bozukluğu belirtisi değildir.

Sonuç

“Narsisizm” kavramının gündelik dile yoğun şekilde sızması, klinik anlamın bulanıklaşmasına ve ilişkisel sorunların tek bir başlık altında toplanmasına yol açmaktadır. Etiket kullanımının yaygınlaşması ise bireylerin hem kendilerini hem ilişkilerini anlamlandırma biçimini daraltmakta ve güvensizliği artırmaktadır.

Klinik yaklaşım, bireyi sabit bir kategoriye hapsetmeden, davranışı bağlamı içinde yorumlamayı gerektirir. Daha özenli ve etik bir dil kullanmak; hem duygusal deneyimlerin doğru anlaşılmasını hem de ilişkisel iletişimin güçlenmesini sağlar.

Kaynakça

  • American Psychiatric Association. (2022). Diagnostic and statistical manual of mental disorders (5th ed., text rev.).

  • Cain, N. M., Pincus, A. L., & Ansell, E. B. (2019). Narcissism at the crossroads: Developmental origins and current social trends. Personality Disorders: Theory, Research, and Treatment, 10(6), 501–510.

  • Fardouly, J., & Vartanian, L. R. (2016). Social media and body image concerns: Current research and future directions. Current Opinion in Psychology, 9, 1–5.

  • Haslam, N. (2016). Concept creep: Psychology’s expanding concepts of harm and pathology. Psychological Inquiry, 27(1), 1–17.

  • Mikulincer, M., & Shaver, P. R. (2019). Attachment in adulthood: Structure, dynamics, and change (3rd ed.). Guilford Press.

  • Ronningstam, E. (2016). Narcissistic personality disorder: A clinical perspective. Journal of Psychiatric Practice, 22(7), 498–505.

  • Zimmerman, M. (2020). Integrating clinical and research perspectives in personality disorders. Journal of Clinical Psychiatry, 81(4), 19m13182.

okan göklen
okan göklen
Okan Göklen, lisansını Psikoloji, yüksek lisansını Klinik Psikoloji alanında tamamlamış bir klinik psikologdur. Altı yıllık özel klinik deneyime sahiptir. Bilişsel davranışçı terapi, aktarım odaklı terapi, aile ve çift terapisi, EMDR ve cinsel terapi alanlarında uzmandır. Çalışmaları travma sonrası stres bozukluğu (TSSB), kaygı bozuklukları, depresyon ve kişilik bozukluklarına odaklanır. TPD ve TPÖÇG’de gönüllü projelerde yer almıştır. Onkoloji hastalarına danışmanlık sunmakta ve online platformlarda seans yürütmektedir. Psikolojiyi erişilebilir kılmayı ve bireylerde farkındalık geliştirerek ruh sağlığını güçlendirmeyi hedefler.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar