Perşembe, Haziran 11, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

İsimsiz Canavarın Hikayesi : Nihilizm

İsimsiz canavar bir gün dünyayı dolaşmaya karar verir fakat dünya çok büyük olduğundan kendisini ikiye böler ve bir yarısı doğuya diğer yarısı batıya gider. Doğuya giden canavarın ilk durağı küçük bir köydür. Köydeki oduncunun yanına gider ve ‘’ Eğer senin içine girmeme izin verirsen seni bu köyün en güçlü kişisi yaparım’’ der oduncu kabul eder ve gerçekten de köyün en güçlü kişisi olur. Gün gelir ve oduncu köydekilere ‘’Bana bakın içimdeki canavar kocaman oldu.’’ der. Bunun üzerine canavar adamı içten yemeye başlar ve adamı yutar. Köydeki terziyi, ayakkabıcıyı ve diğerlerini de aynı şekilde yutar. Köyde kimse kalmayınca köyün yukarısındaki kaleye gider ve kalenin küçük prensine ‘’Eğer senin içine girmeme izin verirsen seni iyileştiririm.’’ der. Küçük prens kabul eder ve gerçekten de iyileşir. Günler geçer ve küçük prensin karnı acıkmaya başlar. Bir gün kaledekilere ‘’Bakın içimdeki canavar kocaman oldu.’’ diyerek kaledeki herkesi yemeye başlar. Kalede prens haricinde kimse kalmayınca eskisi gibi dolaşmaya devam eder ve batıdaki canavarla karşılaşırlar. Doğudaki canavar ‘’ Bak artık çok güzel bir ismim var.’’ der. Batıdaki canavar ise ‘’Benim bir ismim yok ve ben bunu kabul ediyorum bizler isimsiz canavarlar olarak isimsiz olduğumuzu kabul etmeliyiz.’’ der. Bunun üzerine doğudaki canavar batıya giden canavarı da midesine indirir. Sonra etrafına bakar artık isimsiz canavar değildir ama ona ismiyle seslenecek kimse kalmamıştır.

Nihilizm en temelinde öldükten sonra yeni bir başlangıcın olmayışını, sonun soğuk ve yok olmak anlamına geldiğini söyler. Nietzsche nihilizm için iki adımdan oluşan bir çözüm sunar. Bunlardan ilki hayatınızı olumlamaktır yani hayatınızı iyisiyle kötüsüyle kabul edip bütünüyle yaşamaktır. İkincisi kendi değer yargılarınızı oluşturarak kendi yolunuzdan gitmektir. Yani Nietzsche’ye göre nihilizmi aşmanın bir yolu varsa bu da hayatın tüm acılarını benimseyip kabul etmekten ve kendi yolunuzda ilerlemekten geçmektedir.

Johan Liebert ve Nihilizmin Karanlık Yüzü

Nihilizmin vücut bulmuş örneklerinden biri olan Johan Liebert için konuşalım. Johan bir seri katildi. Kendisindeki nihilizm düşüncesini başkalarının zihinlerine ekerek zihinlerini bulandırır ve onlara elini sürmeden öldürürdü. Johan kurbanlarına yaklaşırken onların psikolojik olarak en kötü oldukları zamanları seçer ve o zaman yaklaşırdı. Kurbanının acizliğinden ve düşmüşlüğünden yararlanır, zafiyetlerini bilir ve kurbanlarının ahlaki olarak kafa karışıklığı yaşadıkları olayları irdelerdi. Yaşanan olayları kurbanının yüzüne ifşa ederken kurbanının değer yargılarıyla çelişkili olan davranışlarını da yüzüne vururdu. Yani Johan aslında kurbanlarına ‘kırılma anı‘ dediğimiz durumu yaşatıyordu.

Johan’ın psikolojik olarak sağlıklı olmadığını ve kullandığı yönteminin ne kadar etkili olduğunu anlatabilmek için farklı bir örnek vereceğim. Johan kurbanlarını yaş, cinsiyet veya başka değişkenlere bağlı seçen biri değildi. Johan’ın kurbanlarından biri annesini kaybeden küçük bir çocuktu. Johan annesini bulmak isteyen çocuğa annesinin onu istemediğini ve bu yüzden ölmesi gerektiğini söyledi. Çocuk karşı çıktı. Sonrasında Johan çocuğu hayat kadınlarının olduğu bir fuhuş merkezine gönderdi ve çocuk orada kadın satıcılarının ve fahişelerin arasında derinlemesine travmatize oldu. Bu olayın ardından çocuk intihar girişiminde bulundu.

Johan Liebert’ın Psikolojik Analizi ve Motivasyonu

İşte Johan’ın bulunduğu nokta bu kadar karanlık. Peki Johan tam olarak ne yaşıyordu? Johan bütün seri boyunca yaptıklarından keyif almayan bir karakterdi. Evet insanları bunalıma sürüklüyor ve sonunda öldürüyordu ama bundan tatmin olmuş gibi gözükmüyor ruh hali donuk ve boş hissettiriyordu. Bakıldığında Johan’ın gerçekte bir ismi yoktu kayıtlarda ismi geçmiyor bütün hikayede ana karakter olmasına rağmen var ile yok gibi gösteriliyordu. Johan çevresindeki hiç kimseye değer göstermeyen, çevresine ve kendisine yabancılaşmış biriydi. Bu noktada Johan’ın davranışlarına bakıldığında DPDR dediğimiz depersonalizasyon-derealizasyon rahatsızlığını yaşadığını söyleyebiliriz.

Peki Johan bu rahatsızlığı neden yaşamış olabilir? Johan küçükken kız kardeşiyle beraber annesinin ikisi arasında seçim yapacağı bir olay yaşadı. Annesi önce Johan’ı sonra kardeşini seçtiğini söyledi ve Johan gerçekte annesinin kimi seçtiğini anlayamadığı için daha çocukken bir kırılma anı yaşadı. Burada Johan annesiyle olan ilişkisinin çarpıklığından etkilendi.

Johan’ın yönteminde vurucu nokta her zaman kurbanlarının değerleri ve kabul noktaları olmuştur. Kurbanlar değerlerinin sorumluluğunu alabilmişlerse Johan’ın söylemlerinden çok da etkilenmiyorlar, alamamışlarsa derinden sarsılıyorlardı. Yine kurbanlar yaşamlarında başlarına gelen olayları kabul ettiklerinde o kadar da etkilenmiyorlar fakat kabul etmeyenler anlam krizine girerek kendileri için cezalandırıcı bir sürece hapsoluyorlardı.

Şemsi Sinem Korkut
Şemsi Sinem Korkut
Şemsi Sinem Korkut şu anda Hasan Kalyoncu Üniversitesinde İdari İktisadi ve Sosyal Bilimler Fakültesi Psikoloji bölümünden mezun olmuştur. Okuma sürecince alet çantasına yeni malzemeler eklemeyi seven Sinem hem yapay zeka alanında hem de psikolojinin diğerlerine nazaran daha az bilinen alanlarında araştırma yapmayı sürdürüyor. İdea psikolojide bütünsel psikoloji, çocuk psikolojisi, BDT, varoluşsal terapi ekolleri ile ilgili giriş seviyesinde eğitim almıştır. Sinem Gaziantep’te yaşamını sürdürmekte olup kendini geliştirmek ve diğer insanların öğrendiklerini aktarmak ve nasıl yararlanabileceklerini öğretmek için araştırmacı bir kişilik, akademisyen olma serüvenini sürdürüyor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar