Cumartesi, Eylül 5, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Zamanla Kurulan İlişki: Semptomların Ötesinde Kaygı

Zamanı çoğu zaman saatlerle, takvimlerle, teslim tarihleriyle düşünüyoruz. Dakikaları ölçüyor, günleri planlıyor, yılları sıralıyoruz. Modern dünyada hayat neredeyse tamamen mekanik bir zaman üzerinden organize oluyor. Geç kalmamak, yetişmek, verimli olmak, zamanı iyi kullanmak.

Oysa insanın zamanı deneyimleme biçimi bundan çok daha karmaşık. Çünkü insan zihni zamanı matematiksel değil, duygusal yaşıyor. Aynı bir saat bazen birkaç dakika gibi akıp geçerken, bazen de uzayıp bitmeyen bir bekleyiş gibi olabiliyor. İnsan için zaman, yalnızca dışarıda akan bir şey değil, içeride de yaşanan, hissedilen bir deneyim.

Bergson: Saat Zamanı ve “Süre”

Bu ayrımı en açık şekilde ortaya koyan düşünürlerden biri Henri Bergson’dur. Bergson zamanı ikiye ayırır: ölçülebilen zaman ve “süre” dediği yaşantısal zaman. Ölçülebilen zaman saatlerin gösterdiği kronolojik düzen; bölünebilir, hesaplanabilir, planlanabilir. Ama Bergson’a göre insanın gerçek deneyimi burada gerçekleşmez. İnsan zamanı kesintisiz bir iç akış olarak yaşar. Duyguların, düşüncelerin, anıların birbirine karıştığı bir akış. Bu yüzden sevdiğimiz biriyle geçirdiğimiz birkaç saat kısacık gelirken, bir haber beklediğimiz on dakika çok ağır hissettirebilir. İnsan zihni zamanı hesaplamaz, hisseder.

İşte zamanın bu öznel dokusu bizi varoluşumuzun en temel duygusu olan kaygıyla karşı karşıya getirir. Felsefeye baktığımızda Heidegger ve Kierkegaard, kaygıyı zaman üzerinden ve farklı perspektiflerden ele alırlar.

Heidegger: Sonluluk Kaygısı

Heidegger insanın zamansal bir varlık olduğunu söyler. Yani insan sadece “şu an” içinde yaşayan biri değil, sürekli geleceğe doğru yönelir. Hep henüz olmamış bir şeyle ilişkidedir. Ancak Heidegger için bu geleceğe yönlenme, insanın kendi sonluluğu yani ölümlü bir varlık olduğunu sezmesiyle derinden bağlantılıdır. Zaman kısıtlıdır ve akıp gitmektedir.

Birçok insan aslında bulunduğu anın içinde yaşamaktan çok, olması gerektiğini düşündüğü hayatın içinde yaşar. Yetişilmesi gereken bir yaş, tamamlanması gereken şeyler vardır. Geride kalmamak için devam ettirilen bir tempo yaratırız kendimize. Ve bazen insan gerçekten geç kaldığı için değil, sonluluğu hissedip belirli zamansal beklentilere geç kaldığını hissettiği için yorulur.

Heidegger’in düşüncesi çarpıcıdır: Çünkü insan geleceğe doğru ve kendi sonluluğunun bilinciyle yaşadığından dolayı, henüz gerçekleşmemiş nihai sonun gölgesi bile bazen bugünün kaygısını yaratabilir.

Kierkegaard: İhtimaller ve Özgürlük

Kierkegaard ise insanın kaygısını sonsuz ihtimaller üzerinden ele alır. Ona göre kaygı, sonluluktan ziyade özgürlükle ve olasılıklarla ilgilidir. İnsan seçim yapabildiği için kaygılanır. Önümüzde uzanan gelecek bir imkanlar denizidir ve insan yalnızca yaşadığı hayatı değil, yaşayabileceği bütün hayatları da zihninde taşır.

“Ya yanlış karar verirsem?”, “Ya başka bir ihtimal vardıysa ve ben onu kaçırdıysam?” soruları zihni doldurur. Kierkegaard buna “özgürlüğün baş dönmesi” der. Çünkü seçtiğimiz her bir yol, feda ettiğimiz diğer sonsuz ihtimalin ölümü demektir. Bazen bizi zorlayan şey yaşadığımız somut hayat değil, kaçırmış olabileceğimiz o diğer hayali hayatların ağırlığıdır.

Klinik Bakış: Zamanla Barışmak

Klinik açıdan baktığımızda, kaygıyı sadece kalp çarpıntısı, panik ataklar veya DSM kriterlerine sıkıştırılmış düzlemsel bir semptomlar bütünü olarak tanımlamak yetersiz kalır. Kaygı biyolojik bir mekanizmanın hata vermesinden çok daha fazlasıdır; insanın kendi zamansallığıyla, sonluluğuyla ve seçimlerinin ağırlığıyla kurduğu derin ilişkidir.

Örneğin, klinik olarak “belirsizliğe tahammülsüzlük”, aslında zihnin geleceği kontrol etme ve henüz yaşanmamış zamanı şimdiden güvenli kılma çabasıdır. Keza, insanları işlevsizliğe sürükleyen yoğun kararsızlıklar ve erteleme davranışları, Kierkegaard’ın bahsettiği “özgürlüğün baş dönmesidir.” Kişi bir seçim yaptığında, seçmediği diğer tüm potansiyel hayatları öldürdüğünü bilir ve zihin bu sorumluluğun ağırlığı altında ezilir. Sadece yaşanan hayatın değil, feda edilen o “hayali” hayatların yası tutulmadığı sürece, kaygı kronik bir seçim felcine dönüşebilir.

Benzer şekilde “Yaşıma göre geride kaldım” hissiyle ortaya çıkan panik durumları, Heidegger’in tanımladığı sonluluk kaygısının, modern dünyada beklenti ve zaman çizelgeleri altında sıkışmış bir versiyonu olarak görülebilir. Bu açıdan klinik düzeyde kaygı, zihnin kronolojik zamanın baskısı altında ezilmesi, geleceğin belirsizliğinde ya da geçmişe dair “keşke”lerde kaybolarak, “şimdi”yle bağını yitirmesi olarak değerlendirilebilir.

Bu bağlamda terapötik müdahale, sadece semptomları susturma ya da kaygıyı yok etme arayışı değildir. Gerçek ve otantik bir iyi olma hali, kişinin zamanı algılama biçimini ve en temelde onunla kurduğu bağı yeniden yapılandırmasıyla başlar.

Klinik bir olgu olan “belirsizliğe tahammülsüzlük”, aslında zihnin gelecekteki zamanı şimdiden kontrol etme, onu tahakküm altına alma ve denetleme çabasıdır. Psikolojik iyi oluş, Heidegger’in işaret ettiği sonluluk hissiyle barışıp hayatı bir “yetişme telaşı” olmaktan çıkarmakla, Kierkegaard’ın bahsettiği sonsuz ihtimaller denizinde boğulmadan kendi seçimlerinin sorumluluğunu cesaretle üstlenebilmekle mümkündür.

Aslında mesele zamanın amansızca akıp gitmesi değil; insanın zamanla kurduğu ilişkidir. Zamanı sürekli kontrol edilmesi gereken bir tehdit olarak gördüğümüz sürece, ürettiğimiz nevrotik kaygı kaçınılmazdır.

Dışarıdaki saatin mekanik ve dayatılmış baskısından sıyrılıp Bergson’un bahsettiği özgün, içsel “süre”ye, yani kendi gerçekçi varoluşsal ritmimize alan açabildiğimizde bu savaş son bulabilir. Bu bağlamda şifalanma, zamanı alt etmekte ya da geleceği evcilleştirmekte değil, zamanın akışıyla kurduğumuz ilişkiyi dönüştürebilmektedir.

Kaynakça

  • Başarır, D. Y. (Sunucu). (2025, 20 Nisan). Tatar Çölü (konuk: Yalın Alpay) [Sesli podcast bölümü]. Ben Okurum. Spotify. https://open.spotify.com/episode/23c8hvZb4QaKMlCVUXmrSh
  • Critchley, S. (2009, July 6). Being and Time, part 5: Anxiety | Simon Critchley. The Guardian. https://www.theguardian.com/commentisfree/belief/2009/jul/06/heidegger-philosophy-being ‌
  • Yıldırım, Ö. (2020, May 17). Kierkegaard’ın Felsefesi. Felsefe Hakkında Her Şey… https://www.felsefe.gen.tr/kierkegaardin-felsefesi/
Ebru Ekşi
Ebru Ekşi
Ebru, eğitimini Hollanda’da tamamlamış bir klinik psikologdur. Bilişsel davranışçı terapiyi temel alarak, özellikle şefkat ve bilinçli farkındalık odaklı araçlarla psikoterapi sunmaktadır. Akademik araştırmalara da ilgi duyan Ebru, araştırmacıların yöntemlerine odaklanan metodolojik bir tez yazmış ve Hollanda’da araştırma asistanı olarak çalışarak deneyim kazanmıştır. Şu anda sanat terapisi alanında kendini geliştirmeye devam ederken, ergen ve yetişkinlerle bireysel seanslar yürütmektedir. Ruh sağlığını destekleyen araçları daha fazla insana ulaştırmayı ve bireyleri hayatlarında anlamlı değişimler yaratmaya teşvik etmeyi hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar