Hayatlarımızın hızlandığı, beklentilerin ağırlaştığı bu çağda hepimiz zaman zaman kendimizi iyi hissetmediğimiz günler yaşarız. Ne kadar çabalasak da bir türlü kendimizi toparlayacak gücü bulamadığımız, yorgunluğun ve kaygının içimizi doldurduğu, başarılarımızın dahi yeterli gelmediği zamanlar olur. Kaygı, üzüntü veya huzursuzluk gibi hisler sessizce içimizi sarar; bazen de öfke ya da hayal kırıklığı gözlerimizden okunacak kadar belirgindir.
Bunların yanında bir de hayatın üzerimize yüklediği görünmez bir beklenti var: Her zaman iyi olmak. Sanki yorgunluk göstermek ayıp, üzülmek zayıflık, duraksamak başarısızlık gibidir. Belki de çoğumuz, iyi olmadığımızı itiraf etmenin bizi daha savunmasız kılacağından korkuyor ve kendimize dahi bu hisleri itiraf edemiyoruz.
Bu yüzden acılarımızın da hayatın bir parçası olduğunu göz ardı ederek acılarımızı gülümsemelerin arkasına saklıyor, yorgunluğumuzu telaşlı bir tempoyla örtmeye çalışıyoruz. Böylelikle insan olmanın getirdiği en doğal hallerden biri olan duygusal iniş çıkışlar, bir tür başarısızlık göstergesine dönüşüyor. Kendimizi olumsuz duygularımızla savaşırken buluyoruz. Onları kabullenmek yerine inkâr etmeyi tercih ediyoruz. Ve içten içe böyle daha güçlü olduğumuza inanıyoruz.
Peki gerçekten psikolojik dayanıklılık dediğimiz şey “her koşulda dik durmak” mıdır?
Psikolojik Dayanıklılık
“Psikolojik dayanıklılık, olumsuz bir olay veya zorlu bir durum karşısında esnek kalabilme, etkili başa çıkma stratejileri kullanabilme ve bu süreçten olumlu deneyimler veya öğrenimler çıkarabilme kapasitesi olarak tanımlanır.” (Vella & Pai, 2019)
Dayanıklı bireyler acıyı bir düşmanmış gibi görmek yerine onu kabullenirler. Olumsuz durum ve olayların getirdiği duyguları bastırmak yerine onlarla yüzleşir ve uygun bir biçimde duygularını yönetmeye çalışırlar. Duygularını esnek bir biçimde ifade edip düzenleyebilme becerisi, özellikle olumsuz veya zorlu yaşam deneyimlerinden sonra uyum sağlamak açısından oldukça önemli görülmektedir (Gupta & Bonanno, 2011).
Bu noktada dayanıklılığın duyguları bastırmak ve onların bireyi hiç etkilememesi anlamına gelmediğini tekrar vurgulamak gerekir. Zorlu olaylar karşısında hiçbir olumsuz duygu belirtisi göstermemek ve durumdan etkilenmemek insan doğasına aykırı bir durumdur. Asıl mesele bu duygularla temas kurabilmek ve yaşamı kaldığı yerden devam ettirmek için bir içsel denge kurmaya çalışmaktır.
Toplumun “Her şeye rağmen dimdik duracaksın.”, “Senin güçlü olman gerek, herkes senden bunu bekliyor.”, “Güçlü dur ki kimse seni ezemesin.” gibi söylemleri ise bireylerin psikolojik dayanıklılık kavramını yanlış yorumlamasına neden olmaktadır. Bu durum, duygusal tepkisizliğin bir güç göstergesi olduğu yanılgısını yaratır. Oysa bu yaklaşım esneklikten ziyade katılık yaratır; katılık ise kırılganlık barındırır.
Unutmamak gerekir ki esneme payı olmayan şeyler herhangi bir baskıda kırılma riski taşır. Psikolojik dayanıklılık ise bunun tam tersine, esneklik üzerine kuruludur.
Psikolojik Esneklik ve Yardım İstemek
“Duygusal esneklik, bireyin zorlayıcı olaylar karşısında zorluklarla başa çıkabilme yetisidir. Bu, duygularını dengeli ve duruma uygun şekilde yaşayabilmeyi, sorunlar karşısında etkili çözümler üretebilmeyi ve hem zihinsel hem de bedensel olarak uyumlu ve canlı kalabilmeyi kapsar.” (Tunç & Özpolat, 2024)
Bu durumda esnek birey gerekirse zorluklar karşısında eğilebilir, durabilir, dinlenebilir, destek alabilir. Bu bir eksiklik değil; tam aksine uyum sağlama kapasitesinin göstergesidir. Bu nedenle dayanıklılık, sürekli dimdik durmak değil; gerektiğinde esneyebilmek, kırılganlık gösterebilmek ve ardından yeniden ayağa kalkabilmek anlamına gelir.
Bir diğer yanılgı ise yardım istemenin zayıflık olarak görülmesidir. “Kol kırılır, yen içinde kalır” gibi toplumsal öğretiler, dayanıklılığı kendi başına başa çıkma zorunluluğuna indirger. Oysa yardım istemek, bireyin içinde bulunduğu durumu fark ettiğinin ve çözüm arayışının bir göstergesidir.
Yardım dediğimiz şey her zaman terapi almak olmak zorunda değildir; bazen omzunda bir el hissetmek, bazen benzer süreçlerden geçen birinin varlığını bilmek bile kişinin yükünü hafifletebilir. Dolayısıyla psikolojik dayanıklılık, gerektiğinde destek almayı da kapsar.
Sonuç: Zayıflık Sandığımız Yanlarımız, Dayanıklılığın Temelidir
Yara da yaşamın bir dilidir. Ve biz o dili anlamaya başladıkça yaşama dair pek çok şey öğreniriz. Üzüntü, öfke, kaygı ya da hayal kırıklığı, hepsi bize neye ihtiyacımız olduğunu gösterir. Onları görmezden gelmek bizi güçlü kılmaz. Aksine gücümüzü artıran, duygularımızı kabullenmek ve ihtiyaçlarımızı anlamlandırabilmektir.
“Her zaman dimdik durmalıyım” gibi katı öğretiler dayanıklılık göstergesi değildir. İhtiyaç duyulduğunda eğilmek, bükülmek gerekir. Üstelik her bireyin zor süreçleri aynı şekilde yönetmesini beklemek gerçekçi değildir.
Güçsüz gözükme korkusuyla gözyaşlarımızı saklamak yerine onları paylaşmak ruhumuzu hafifletir. Yalnız olmadığımızı bilmek ise bize güç ve güven verir. Bütün bunlar sadece psikolojik dayanıklılık göstergesi değildir; aynı zamanda insan olduğumuzu hatırlatan unsurlardır.
İşte bu yüzden, kırılganlık sandığımız yanlarımız dayanıklılığımızın en değerli parçasıdır.
Kaynakça
Gupta, S. & Bonanno, G. A. (2011). Complicated grief and deficits in emotional expressive flexibility. Journal of Abnormal Psychology, 120(3), 635–643.
Tunç, A., & Özpolat, A. R. (2024). Baskın ben durumlarına göre psikolojik esneklik ve öznel iyi oluş düzeylerinin incelenmesi. Uluslararası Sosyal Bilimler ve Eğitim Dergisi – USBED, 6(11), 329–352.
Vella, S.-L. C., & Pai, N. B. (2019). A theoretical review of psychological resilience: Defining resilience and resilience research over the decades. Archives of Medicine and Health Sciences, 7(2), 233–239.


