Edebiyat tarihinin ikonikleşmiş masal karakteri olan Alice, bir kek yedikten sonra tavana kadar büyür; bir iksir içip fare kadar küçülürdü. Peki bu durum rastgele seçilmiş fantezi ögesi olmaktan ileri bir durum mu? Bugün ki yazımızda bunu tartışacağız…
Gerçeklik, beynimizin dış dünyadan gelen binlerce karmaşık sinyallerden anlamlı bir bütünü stabilize ettiği bir görüntüdür. Her yeni güne başlarken çevremizdeki nesnelerin ya da vücudumuzdaki organların boyutunun değişmeyeceğine dair bir inancımız vardır. Fakat bazı zihinlerde bu inanç aniden sarsılabilir. Alice Harikalar Diyarında Sendromu (AIWS), bizlere gerçekliğin aslında ne kadar pamuk ipliğine bağlı bir durum olduğunu gösteren en sarsıcı nörolojik durumlardan biridir.
Dev Odada Parmak Çocuk Olmak
Hayal dünyanızda küçük bir yolculuğa çıkalım. Her zaman oturduğunuz koltukta otururken bir anda koltuk devleşiyor ve siz bir parmak çocuk kadar küçülüyorsunuz veya karşınızda asılı duran tablo gittikçe küçücük kalırken elleriniz gittikçe büyüyor. Bu durum bir rüya değil, AIWS yaşayan bireylerin gerçekliğidir. Bu sendromu yaşayan kişilerin beyni zamanı, nesnelerin boyutunu, mesafesini hatalı işler hatta kendi vücut bütünlüğünü bile…
Bu sendromda nesnelerin olduğundan küçük görünmesine mikropsi, devasa görünmesine makropsi denir. Birey dünyayı bir lunaparkın ayna odasındaymış gibi algılar. Kendisini bir dev gibi görebilir ya da bir toz tanesi olduğuna inanabilir. Bu gözle veya görmekle alakalı bir sorun değildir; görüntüyü işleyen beynin yaptığı bir hatadır.
Lewis Carroll’un Algısal Kırılımı
İlginç bir teoriye göre Alice Harikalar Diyarında‘nın yazarı Lewis Carroll bu sendromu yaşıyordu ve nörobiyolojik durumunun bir dışavurumu olarak da bu masalı yazmıştı. Yazarın şiddetli migren atakları yaşadığı ve günlüğüne yaşadığı bu algısal değişimleri not ettiği bilinmektedir. Yazar, beynindeki algısal işlem hatasını bir hastalık olarak görmek yerine yaratıcılığını pekiştiren bir kaynak olarak görmüştür. Bu sanat ve psikolojinin nasıl birbirini beslediğinin en somut örneklerinden biridir.
Bu sendromun nedenlerine baktığımızda, yukarıda belirtilen üzere migren başlıca nedenlerindendir. Bilimsel olarak açıklamak gerekirse beynin arka bölümünde bulunan parietal lob ve görsel verileri işleyen oksipital lob arasındaki sinapsların arasındaki iletişimsizliğin bir sonucudur. Bu bölümler, nesnelerin büyüklüğünü ve uzamsal algıyı hesaplamakla görevlidir. Beynimiz dış dünyayı kendi içsel kurgusuyla yeniden yaratırken, algıdaki ufacık sapma bile tanıdığımız nesneleri birer birer yabancıya dönüştürebilir.
Migren beynin bu bölümlerinde elektriksel bir dalgalanma oluşturur ve beyin dış dünyayı yanlış algılamaya başlar. Bu soruna yalnızca migren sebep olmaz; epilepsi, çocuklukta geçirilen bazı viral enfeksiyonlar veya ani stres değişimleri bu sendromu açığa çıkarabilir.
Gerçekliğin Savunmasızlığı
Bu sendromdan öğrenilebilecek olgulardan biri de aslında gerçekliğin ne kadar öznel olduğudur. Beynimizdeki nöronların kuracağı yanlış bir köprünün, tanıdığımız dünyayı aniden 180 derece değiştirebileceğini aynı zamanda gerçekliğimizin nasıl savunmasız kalabileceğini anlamaktayız. Görebildiğimiz, duyabildiğimiz, tadabildiğimiz, dokunabildiğimiz her şey beynimizdeki nöronların kurduğu sağlıklı iletişimin bir sonucudur.
AIWS yaşayan bir birey için gerçek dediğimiz şey; odanın devleşmesi ve kendi bedeninin küçülmesidir. Bu bireyin deneyimi en az bizimki kadar gerçektir. Bu sendrom beynin kırılganlığını ve aynı zamanda esnek olabildiğini gösteren bir ayna gibidir. Bu sendrom korkutucu görünse de tehlikeli değildir. Belirli bir ilacı olmaksızın altta yatan neden tedavi edildiğinde (migren tedavisi, enfeksiyonun kontrolü) algı normale dönmektedir.
Sonuç
Alice Harikalar Diyarında Sendromu bize beynimizin gerçekliği inşa ederken ne kadar hassas bir denge üzerinde çalıştığını ve küçücük bir iletişimsizlikte nasıl muazzam bir yönetmen olacağını gösterir. Bazen yönetmen sahne kurgusunu hatalı yapıp, ölçekleri hatalı sunabilir. Ancak bazen bu hatalar insan doğasının başka özelliklerini gözler önüne sermektektedir.
Eğer bir gün dünyayı farklı görmeye başlarsanız bu yalnızca zihninizin karanlık yollarında yolunuzu kaybedeceğiniz anlamına gelmez. Kim olduğunuzu ve algılarınızın dünyanıza etkilerini keşfetmek için bir fırsat yakaladığınız anlamına da gelebilir. Dünyayı herkesin gördüğü gibi görmemek, bazen dünyayı herkesten derin hissettiğinizin bir sonucu olabilir. Alice’in dediği gibi ‘Sadece hayal gücü olmayanlar gerçekliğin tek bir yüzü olduğunu sanır. Hayal gücünün sınırlarında dolaşan her zihin kendi gerçekliğini yeniden yaratır.’



Harika bir yazı olmuş başarılarının devamını diliyorum 🤍