Bazı yokluklar vardır; kapısı kapanmaz, sesi kesilmez, izi silinmez. Sadece mekân değiştirir. Bir odadan çıkar, evin içine dağılır. Sonra evin içinden insanın içine sızar. Görünmez olur ama kaybolmaz. Tıpkı rüzgâr gibi… hissedilir ama tutulamaz.
Baba figürü çoğu insanın hayatında böyle bir iz bırakır. Bir varlık gibi değil de bir alan gibi… içinde güvenin, yönün, alışkanlığın ve sessiz bir düzenin olduğu bir alan. İnsan o alanın içinde büyür, nefes alır, düşer kalkar. Ve çoğu zaman o alanın adını koymaz. Çünkü bazı şeyler ancak yok olduğunda fark edilir.
Bir gün o alan çekilir.
Ve geriye, yönünü kaybetmiş bir boşluk kalır.
Ev aynı evdir ama artık içinde başka bir sessizlik vardır. Duvarlar yerindedir ama yankı değişmiştir. Bir zamanlar sıradan gelen sesler—bir kapının açılması, bir adımın koridorda ilerleyişi, bir odadan diğerine taşan varlık hissi—artık yoktur. Ama ilginç olan şudur: yokluk bile ses çıkarır. Sessizliğin bile bir ağırlığı olur.
İnsan en çok da kapılarda fark eder bunu.
Bir kapı çalar.
Bir anlık duraksama olur.
İçeride zaman ince bir ip gibi gerilir.
Ve o çok kısa anda, kalbin en derin yerinde bir ihtimal belirir: “Belki…”
Sonra kapı açılır.
Ve her defasında aynı gerçek, yeniden yere düşer: O kapının ardında artık o yoktur.
Yokluk böyle bir şeydir; sürekli yeniden öğrenilen bir gerçekliktir. Bir kere anlaşılmaz, her defasında yeniden hissedilir. Sanki hayat, aynı sahneyi tekrar tekrar oynatır ama sonunu değiştirmez.
Zaman geçtikçe hatıralar da biçim değiştirir. Bir yüz, bir aynanın içinde netliğini kaybeder gibi olur. Bir ses, uzak bir tonda yankılanır ama tam yakalanamaz. İnsan zihni, sevdiği şeyleri bile yavaş yavaş flu bir camın arkasına çeker. Ama bu silinme değildir; daha çok, uzaklaşma halidir. Ve uzaklaştıkça insan daha çok arar.
Bazen bir gülüşün yarısı kalır akılda.
Bazen bir bakışın ağırlığı.
Bazen de sadece bir “çağrılma” hissi…
Adıyla seslenilmenin bıraktığı o küçük titreşim.
Ve insan fark eder ki, bazı sesler aslında kulakta değil, bedende kalır. Bir süre sonra duyulmaz ama hissedilir. Bir eksiklik gibi değil, bir alışkanlığın hayaleti gibi.
Yokluk, sadece birinin gitmesi değildir. Aynı zamanda insanın içindeki bazı yerlerin yön değiştirmesidir. Eskiden “orada” olan bir güven duygusu, şimdi içeride kendi kendine tutunmaya çalışır. Eskiden dışarıdan gelen bir dayanma hali, şimdi içeriden kurulmak zorundadır.
Bu yüzden bazı kayıplar insanı büyütmez; insanı yeniden şekillendirir. Bir heykel gibi… eksilerek oluşur. Fazlalıklar değil, boşluklar belirler formu.
Ve en tuhaf olanı şudur: insan zamanla yokluğa alışmaz, yoklukla yaşamayı öğrenir. Ama bu öğrenme, bir kabullenme değildir. Daha çok, taşıma biçimidir. Bir şeyin var olmamasını, varmış gibi hatırlayarak taşımak…
Bazı günler bu taşıma daha ağır olur. Özellikle bazı günler… isimlerin, rollerin, hatırlatmaların daha görünür olduğu günler. O günlerde yokluk daha çok hissedilir. Çünkü toplumun kutladığı şey, bazı insanların içinde sessiz bir boşluğa dönüşür. Aynı kelime, farklı dünyalarda bambaşka anlamlara açılır.
Ve insan o an şunu anlar: bazı bağlar fiziksel varlığa bağlı değildir. Bir bedenin yokluğu, o bağı tamamen bitirmez. Sadece şeklini değiştirir. Bir odadan çıkıp zihnin en kuytu yerine yerleşir.
Orada kalır.
Konuşmaz.
Ama hiç susmaz da.
Ve belki de en derin gerçek şudur: bazı yokluklar doldurulmak için değil, taşınmak için vardır.
İnsan da en çok, taşıyabildiği yerden büyür.
Ve geriye Babalar Günü kaldığında, aslında geriye sadece bir tarih kalmaz.
Bir takvim yaprağından ibaret gibi duran ama insanın iç dünyasında çok daha derin yerlere dokunan bir gün… Kimi için dolu bir evin sesi, kimi içinse sessizliğin daha ağır duyulduğu bir an. Aynı kelime, farklı kalplerde bambaşka anlamlara dönüşür.
Bazıları için bir kutlamadır bu.
Bazıları için bir hatırlama.
Bazıları içinse sadece sessizce içinden geçilen bir gün.
Ve belki de en doğrusu şudur: bu gün, tek bir duygunun değil; varlığın ve yokluğun aynı anda hissedilebildiği nadir zamanlardan biridir.
Çünkü bazı şeyler kutlanmaz.
Sadece hatırlanır.
Ve bazı yokluklar, en çok böyle günlerde kendini gösterir.


