Travma sandığımız gibi sadece başımıza gelen olaylardan ibaret değildir. Bazen gördüğümüz, duyduğumuz, belki de şahit olduğumuz olaylardan doğar. Aslında bu olaylardan çok, o olayla baş edemediğimiz anda içimizde kalan izdir. Ve şüphesiz bazı acılar kapıyı çalmadan girer. Çünkü anahtarları zaten bizdedir. Nerede saklandığını, ne zaman can yakacağını biliriz. Yine de şaşırmış gibi yaparız. Travma böyle bir şeydir: Unuttuğumuzu sandığımız bir duygunun, başka bir zamanda ve başka bir yüzle karşımıza çıkması. Tanıdık bir sızıyla.
Travma her zaman bağırmaz. Bazen fısıldar. Gelin hep beraber göz atalım; acıyı tanımak bize hangi döngüyle gelir?
Travma Nedir?
Travma, öznenin yaşantısal sürekliliğinde meydana gelen bir kopuştan çok, sürekliliğin zoraki bir biçimde yeniden örgütlenmesidir. Olayın kendisi değil, olayın psişik aygıt tarafından temsil edilemeyen fazlası travmatik olanı üretir. Bu fazlalık bilinçaltı düzeyinde askıda kalır ve zamansal olarak şimdiki zamana sızar. Bu nedenle travma, geçmişte olup bitmiş bir olaydan çok, geçmişin bugüne sızma biçimidir.
Ama duralım. Çok ezber değil mi?
Travma böyle anlatılmaz. Böyle anlatınca anlaşılmaz; sadece uzaklaşır. Kavramlar çoğaldıkça acı silikleşir, travma gerçek hayattan kopar ve içimizden uzaklaşır. Bu yüzden bu durumu kendi iç sesimle birlikte metaforik bir anlatımla ele almak isterim.
Travma, anahtarı bizde olan ve sürekli kapısına baktığımız kilitli bir odadır. Kapısını yıllar önce kapatmışızdır. İçeride nelerin biriktiğini bilmeyiz; hatta bilmek istemeyiz. “Geçti” deriz, “artık etkilemiyor” deriz. Ama o oda evin tam ortasındadır. İçinden sızan sesler bütün evi dolaşır. Bazen geceleri sebepsiz bir huzursuzluk olur, bazen küçük bir söz fazlasıyla can yakar.
Anahtar cebimizdedir ama elimiz gitmez. Çünkü odayı açmak, bastırdığımız iç dünyaya akmak demektir. Travma unutulmaz; kilitlenir. Açılmadıkça içeride büyür, dışarıda yön belirler. Odaya girmek cesaret ister ama ev, ancak o zaman gerçekten bize ait olur. Bu noktada kapıyı zorla açmak değil; anahtarın bizde olduğunu fark etmek önemlidir.
Sahi, Odada ne Var?
O odada tek bir şey yoktur. Bir anı da yok belki. Orada yarım kalmış duygular vardır. Söylenmemiş cümleler, kimsenin duymadığı korkular… O odada en çok da yalnız bırakılmış bir hal durur.
Bazı köşelerde suçluluk vardır. “Benim yüzümden mi?” diye içimize yerleşmiş, ama kime ait olduğu belli olmayan bir yük. Belki bir rafta yıllarca kilitli kalmış bir öfke durur. O odada olduğumuz kişi değil; olmak zorunda kaldığımız kişi vardır.
Kapıyı açmamak, bunların odada olmadığı anlamına gelmez. Zaten travma da bizden her şeyi bir anda görmemizi istemez. O odada saklanan şey acının kendisi değil; bizim yarım kalan tarafımızdır. Ve ev, ancak o tarafla yeniden bağ kurduğumuzda tamamlanır.
Biz Neden Sürekli Aynı Kapının Önünde Duruyoruz?
Bilinçaltı yarım kalanı sevmez. Anlamlandıramadığı, baş edemediği deneyimleri askıda bırakır. Sonra da onları farklı kılıklarda tekrar tekrar karşımıza çıkarır. Buna tekrar zorlantısı denir.
Amaç acı çekmek değildir. Bilinçaltı, kontrol edemediği bir durumu yeniden yaşayarak bu kez yönetebileceğini sanır. Aynı duyguya, aynı sahneye geri dönmek “bu sefer farklı olsun” umududur.
Bilinçaltı tanıdık olanı seçme eğilimindedir. İnsan bilmediği iyilikten çok, bildiği acıya yönelir. Çünkü tanıdık olan can yaksa da öngörülebilirdir. Bilinçaltı için güvenli olan da budur. Bu yüzden benzer ilişkiler seçilir, aynı yerden kırılınır, aynı hayal kırıklıkları yaşanır. Acı bazen seçilmiş gibi görünür ama aslında tanınmıştır.
Baş Etmek: Acıyla Savaşmak Değil, Onu Tanımak
Travmayla baş etmek, onu bastırmak ya da “artık geçti” demek değildir. Aksine, en çok bastırılan şey kendini tekrar ettirir. Baş etmek, acıyı yok etmeye çalışmak değil; onun neden orada olduğunu anlamaya çalışmaktır.
Yapılması gereken ilk şey, bu döngüyü “neden tekrar ediyorum?” sorusuyla bastırmak değil; “tamamlanmak isteyen ne?” sorusuyla ele almaktır. Travma, yok edilmesi gereken bir parça değil; görülmesi gereken bir farkındalık alanıdır.
Bilinçaltıyla çalışmanın en temel yolu farkındalıktır. Hangi durumlarda yoğun tepki veriyorum? Hangi ilişkilerde aynı duygular tekrar ediyor? Bu farkındalık, otomatik tepkileri yavaşlatırken travmanın bugünkü yaşantılarla karışmasını ayırt etmeyi mümkün kılar.
Bir diğer adım, duygulara alan açmaktır. Travma çoğu zaman bastırılmış korku, öfke ya da utançla kendini gösterir. Bu duyguları yargılamadan tanımak, bilinçaltının kendini tekrar yoluyla ifade etme ihtiyacını azaltacaktır.


