Duygular, bireyin içsel yaşantıları ile çevresel uyaranlar arasındaki etkileşimi düzenleyen temel psikolojik süreçler arasında yer almaktadır. Psikoloji literatüründe duygular; fizyolojik tepkiler, bilişsel değerlendirmeler ve davranışsal eğilimlerin eş zamanlı olarak ortaya çıktığı çok boyutlu deneyimler şeklinde ele alınmaktadır. Bu yönüyle duygular, yalnızca anlık tepkiler değil; bireyin çevresini anlamlandırmasına, uyum sağlamasına ve ilişkisel bağlar kurmasına hizmet eden işlevsel mekanizmalardır. Duyguların 3 önemli noktası vardır:
-
Uyarıcı bir fonksiyonu vardır.
-
Bağlantı kurmayı sağlar bu noktada kişi hem kendiyle hem de kendini dışarı sunmayla bu bağlantıyı sağlar.
-
Motivasyonel bir etkisi de vardır.
Duyguların Adaptif Fonksiyonu ve Evrimsel Temelleri
Duyguların uyarıcı fonksiyonunu evrimsel olarak bulunduğumuz ortama adaptasyonumuzu sağlayan adaptif bir sistem olarak açıklayabiliriz. Hayatta kalmayı temel alan ve gelişimi amaçlayan bir yönü vardır duyguların. Duyguları beynin belli bölgeleri işler. Amigdala limbik sistemin en önemli bölgesidir ve korkunun işlendiği alandır. Korku içeren bir durum ile karşı karşıya kalan insan zihni savaş ya da kaç modundan birini açar ve birini seçmemizi ister, bu noktada hayatta kalma olasılığımız hangisinde daha fazla ise beyin bizi o karara yönlendirir. Örneğin karşınızda bir aslan olduğunu hayal edin. Bir aslanla savaşmak biyolojik olarak insanın üzerinden gelebileceği bir durum değildir bu nedenle korku duygusu amigdala tarafından işlenir. Beyin savaş ya da kaç modunu sempatik sistem tarafından aktifleştirir. Kaçış için periferik sinir sisteminden gelen bilgiler beyne kan akışını hızlandırır ve hızlı karar verme adına bu durum bir an önce beyinde işlemlenir. Kan akışının beyne hızla aktarılmasından dolayı el ve ayaklarda bir soğuma gerçekleşir. Stres ve korku anında ellerin ve ayakların soğumasın temel nedeni budur beynin kararına ihtiyaç vardır bu nedenle tüm kan beyne iletilir. Ardından beyin korku duygusunu bilişsel olarak işler ve kişi ortamdan uzaklaşmak adına kaçma davranışını sergiler. Buradan duygular davranışı tetikleri anlamlandırmış olduk. Yine bir örnek üzerinden duygu şemalarını da anlamlandırabiliriz. Geçmiş deneyimlere dayalı organize duygu kalıplarıdır şemalar. Artık aslan gören insan; korku eşittir aslan, aslan eşittir kaç üçlemesini zihnine işlemiştir. Duygular dönüşümlere de neden olur yine bu örnek üzerinden gidecek olursak kişi aslanın kendine zarar verebileceğinin farkına varmıştır ve artık aslanın olduğu bir ortamda bulunmayacaktır örneğin ormana gitmeyecektir.
Bilişsel Değerlendirme ve Duygusal Bellek
Duygu birine veya bir şeye yönelen yoğun hislerdir, duygu bir reaksiyonun özelliklerine sahiptir ve oluşan reaksiyon hem dışarıdan aldığı bilgiyi hem de ruhani olarak hissedilenlerin birlikte harmanlandığı ve bunların eyleme yöneldiği bir durumdur (Frijda, 1993). Yani duygu durumu bilişseldir ve bu durum düşüncelere, olaylara yüklediğimiz anlamlara da atfedilebilir (Ekman ve Davidson, 1994). Örneğin çocuklukta bir misafirliğe gittiğinizde o evde hoşunuza gitmeyen bir durum yaşadığınızı varsayalım. Yıllar sonra yetişkin biri olduğunuzda ve o eve tekrar gittiğinizde duygularınızın bilişsel olarak kaydettiklerini, o ortama atfedilen duyguyu yıllar sonra dahi olsa benzer olarak deneyimleyebilirsiniz. Bu noktada verilecek bir örnek daha var. Çok sevdiğiniz birini kaybetmeden önce onunla eşleştirdiğiniz bir kokuyu hatırlayın. Bu kişiyi kaybettiğinizde, bu kişi ve onun hissettirdiği duyguları atfettiğimiz o koku her burnunuza geldiğinde o kişiyi hatırlayacaksınız. Çünkü koku duyusu hariç tüm bilgiler kaydedilmeden önce talamusa uğrar ardından depolanır ama koku direkt (talamusa uğramadan) depolanır bu da kokunun neden direkt bize duyguları, anları, kişileri hatırlattığını açıklar.
Psikolojik Bütünlük ve Katarsis
Sonuç olarak duygular, insanın yaşam deneyimini anlamlandırmasında ve psikolojik bütünlüğünü korumasında temel bir rol üstlenmektedir. Duyguların bastırılması ya da yok sayılması, kısa vadede işlevsel görünse de uzun vadede bireyin hem ruhsal hem de bedensel iyi oluşunu zedeleyebilmektedir. Buna karşılık duyguların fark edilmesi, kabul edilmesi ve düzenlenmesi, bireyin yaşantılarıyla daha sağlıklı bir ilişki kurmasına olanak tanımaktadır. Yaşamın katarsisi olarak değerlendirilebilecek bu süreç, bireyin acı, kayıp ve belirsizlikle temas ederek dönüşmesini mümkün kılar. Dolayısıyla duygular, yalnızca geçici içsel durumlar değil; bireyin yaşam devamlılığını, psikolojik gelişimini, ilişkisel kapasitesini ve anlam arayışını şekillendiren temel yapı taşlarıdır. Aslında duygular sandığımız gibi kalbin değil beynin işidir. Yani beyin tanır; duruştan, sesten, kokudan ve gider o bildiği tanıdığı yoldan; kalp de ardı sıra sürüklenir peşinden.


