Giriş
Çocuk Var Olmayı Nasıl Öğrenir?
Çocuk, kendilik duygusunu boşlukta inşa etmez; aksine kendini, duygularını, sınırlarını ve varoluşunu kendisine sunulan ilişkisel düzlemde tanır. John Bowlby’nin bağlanma kuramının temelini de bu oluşturur: Güvenli bağlanma deneyimi yaşayan çocuk, duygularını kapsayabilir, adlandırabilir ve düzenleyebilir. Çünkü bu duygular henüz çocuk tarafından taşınamazken, onları kapsayan ve dönüştüren bir “öteki” yanında var olmuştur.
Bu bağlamda eğer o kapsayıcı figür yoksa? Ya da fiziksel olarak var olmasına rağmen kendi iç dünyasıyla temas kuramadığı için duygusal olarak erişilmezse? Bu durumda çocuğa sunulan şey güvenli bir ilişki değil; bir boşluk ya da tehdit algısıdır. Çocuk, iç dünyasında anlamlandıramadığı bu boşluğu dış dünyaya davranışsal bir dışavurum olarak taşır. Agresyon, kural tanımazlık veya suç davranışı gibi eylemler içeride henüz inşa edilememiş bir kendiliğin ve düzenlenemeyen bir acının dışsal sinyalleridir.
Yetişkinin Varoluş Sorunu
Burada asıl soru şudur: Kendi duygularını tanımayan, kendi öfkesini düzenleyemeyen, kendi varoluşunu anlamlandıramamış bir yetişkin – çocuğa ne verebilir? Cevap nettir: Ancak sahip olduğunu verebilir. Kendi iç dünyası kaotik olan yetişkin, farkında olmadan bu kaosun taşıyıcısı olur. Örneğin şiddeti her zaman bilinçli üretmeyebilir; ancak düzenleyemediği öfke, bastırılmış acı ve çözümsüz çatışmalar, ilişki yoluyla çocuğa aktarılır. Bu aktarım çoğu zaman sessizdir, fakat etkisi derindir.
Michel Foucault, bireyin yalnızca büyük kurumlar tarafından değil – aile, okul, mahalle gibi – mikro iktidar alanları tarafından şekillendirildiğini ortaya koyar. Ev içi şiddet, bu alanların en yoğun ve en erken deneyimlenen biçimidir. Şiddetin olduğu bir evde çocuk şunu öğrenir: Duygular konuşulmaz, güç konuşur. Çatışmalar çözülmez, bastırılır ya da patlar. İlişki güven değil, tehdit ve belirsizlik üzerine kurulur. Albert Bandura’nın sosyal öğrenme kuramı bu durumu açıklar: Çocuklar gördüklerini model alır. Bu nedenle ev içi şiddet yalnızca anlık bir zarar değil, süreklilik gösteren bir öğrenme alanıdır. Çocuk neyin doğru olduğunu değil, neyin olağan olduğunu öğrenir. Ve eğer şiddet olağansa, o dil içselleştirilir.
Foucault’nun yaklaşımına göre iktidar yalnızca itaat üretmez; aynı zamanda direnç de üretir. Dışsallaştırma, çoğu zaman bu direncin davranışsal formudur. Agresyon, otoriteye karşı gelme ve suç davranışı; yalnızca bir “bozulma” değil, aynı zamanda bireyin maruz kaldığı yapıya verdiği bir yanıttır. Bu perspektif ile çocuk “neden böyle yapıyor?” değil, “bu davranış neyi ifade ediyor?” sorusuyla anlaşılabilir.
Meselenin Gerçek Ağırlığı
İç dünyada anlamlandırılamayan ve inşa edilemeyen her süreç, dış dünyada zorunlu bir davranışsal dışavurumla kurulmaya çalışılır. Bu durum, dışsallaştırmanın en yalın özüdür ve aynı zamanda ciddi bir uyarı niteliği taşır: Çocuğun sadece davranışını düzeltmeye odaklanmak, sorunun asıl kaynağını gözden kaçırmaktır. Temel mesele; o davranışı doğuran ilişkisel örüntüyü, öğrenme iklimini ve yetişkinin kendi varoluşsal zeminini dönüştürebilmektir. Çünkü şiddetin ve duygusal ihmalin hüküm sürdüğü bir iklimde çocuk yalnızca zarar görmekle kalmaz; o atmosferin dilini öğrenir ve hayatı boyunca öğrendiği bu dille var olmaya çalışır.


