Travma çoğu zaman zihinsel bir deneyim olarak düşünülür. Yaşanır, üzerinden zaman geçer ve kişi bir noktada “artık geçti” dediğini fark eder. Ancak travmanın gerçekten geride kalıp kalmadığı sorusu, çoğu zaman bedende verilen tepkilerle yeniden gündeme gelir. Kişi yaşananları düşünmediğini söylese bile, beden bu deneyimi hatırlamaya devam ediyor olabilir.
Travmatik bir deneyim sonrasında, kişi kendisini tetikleyen bir durumla karşılaştığında kalp çarpıntısı, titreme, nefes alamıyormuş gibi hissetme ya da ani bir gerginlik yaşayabilir. Oysa zihinsel olarak travmanın aşıldığı düşünülür. Bu durum, travmayı zihinle mi atlattığımız, yoksa beden ve zihnin bu süreci ayrı ayrı mı yaşadığı sorusunu akla gelir.
Travmanın Bedensel Hafızası Üzerine
Travma anında beden, tehlike algısıyla birlikte yoğun bir alarm hâline geçer. Sinir sistemi, kişiyi korumak için savaş, kaç ya da don tepkilerini devreye sokar. Bu tepkiler her zaman bilinçli olarak kontrol edilemez ve travma yeterince işlenmediğinde bedende kayıtlı kalabilir. Tehdit geçmiş olsa bile beden, benzer bir durumu yeniden tehlike olarak algılayabilir. Bu nedenle travma hatırlanmasa bile bedensel düzeyde kendini tekrar edebilir.
Travmanın bedende saklanması, yalnızca yoğun kriz anlarında değil, günlük yaşamın küçük detaylarında da kendini gösterebilir. Kişi belirgin bir tehlike olmamasına rağmen sürekli tetikte hissedebilir, kalabalık ortamlarda huzursuzlaşabilir ya da bedensel olarak rahatlamakta zorlanabilir. Bazı insanlar için bu durum uyku problemleri, iştah değişiklikleri ya da sürekli bir yorgunluk hissi şeklinde ortaya çıkar.
Bedenin Sessiz Dili ve Belirtiler
Bu tepkiler çoğu zaman kişinin bilinçli olarak farkında olmadığı travmatik yaşantılarla ilişkilidir. Günlük hayatta anlam verilemeyen bu bedensel tepkiler, bedenin geçmişte yaşanan bir deneyimi hâlâ çözmeye çalıştığını gösterebilir. İnsan duygularını inkâr edebilir, hatta uzun süre düşünmemeye çalışabilir; ancak bedenini aynı şekilde susturamaz. Duygular bastırıldıkça ortadan kaybolmaz, aksine bedende kendini daha güçlü bir şekilde göstermeye başlar.
Ne kadar görmezden gelinirse, beden o kadar ısrarcı olur. Açıklanamayan fiziksel ağrılar, bitmeyen yorgunluklar ya da bedensel gerginlikler, çoğu zaman zihinsel bir çöküşün sessiz işaretleri olabilir. Belki de beden, dile getirilemeyen duyguların yükünü taşımaya çalışıyordur. Birçok insan yaşadığı travmayı zihinsel olarak anlamaya çalışırken, bedeniyle olan bağını göz ardı eder. Oysa beden, yaşananları çoktan kaydetmiştir. Sürekli kasılan omuzlar, rahatlayamayan bir nefes ya da hiç geçmeyen bir huzursuzluk hâli, bedenin “burada çözülmemiş bir şey var” deme biçimi olabilir.
İyileşme Süreci ve Bedensel Farkındalık
Duygularla temas kurmak zor geldiğinde, beden bu duyguları kendi diliyle ifade etmeye devam eder. Bu nedenle iyileşme süreci yalnızca konuşmaktan ibaret değildir; bedeni fark etmek ve onun verdiği sinyalleri dinlemek de sürecin önemli bir parçasıdır. Beden gerçekten travmayı unutuyor mu, yoksa biz zihinsel olarak “geçti” dediğimizde her şey bitmiş mi oluyor? Bir travmamız varsa ve bizi tetikleyen bir durumla karşılaştığımızda kalp çarpıntısı, titreme, nefes alamıyormuş gibi hissetme gibi tepkiler ortaya çıkabilir. Oysa kişi yaşanan travmayı atlattığını düşünebilir.
Tam da bu noktada insanın aklına şu soru gelir: Travmayı zihinle mi atlatıyoruz, yoksa beden ve zihin bu süreci ayrı ayrı mı yaşıyor? Travmatik anlarda beden, tehlike algısıyla harekete geçer ve bu tepki çoğu zaman bilinçli kontrolün dışındadır. Zihinsel olarak olay geçmişte kalmış olsa bile, beden benzer bir tehdidi algıladığında aynı alarm sistemini devreye sokar. Bu nedenle travma, hatırlanmasa bile bedensel düzeyde yeniden yaşanabilir. Bedenin verdiği bu tepkiler, kişinin zayıflığı değil; aksine hayatta kalmak için geliştirdiği bir savunma mekanizması dır.
Sonuç
Travmayı atlatmak ya da gerçekten iyileştirmek için yalnızca anlamaya çalışmak yeterli olmayabilir. Belki de bedenimizi dinlemeyi öğrenmemiz gerekiyordur. Bedenin verdiği tepkiler, bastırılan ya da görmezden gelinen duyguların bir yansımasıdır. Bu sinyalleri susturmaya çalışmak yerine fark etmek, travmayla temas kurmanın daha şefkatli bir yolu olabilir. İyileşme her zaman hatırlamakla değil; bazen bedene alan açmakla ve onun anlattıklarına kulak vermekle başlar.
Kaynakça
-
Yalom, I. D. (2017). Varoluşçu Psikoterapi (Çev. Z. Babayiğit). İstanbul: Kabalcı Yayınları.
-
Tarhan, N. (2018). Travma Sonrası Stres Bozukluğu. İstanbul: Timaş Yayınları.
-
Van der Kolk, B. (2015). The Body Keeps the Score: Brain, Mind, and Body in the Healing of Trauma. New York: Viking.
-
Levine, P. A. (2010). In an Unspoken Voice: How the Body Releases Trauma and Restores Goodness. Berkeley: North Atlantic Books.
-
Ogden, P., Minton, K., & Pain, C. (2006). Trauma and the Body: A Sensorimotor Approach to Psychotherapy. New York: W. W. Norton & Company.
-
American Psychiatric Association. (2022). DSM-5-TR: Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders (5th ed., text rev.). Washington, DC.
-
Schore, A. N. (2012). The Science of the Art of Psychotherapy. New York: W. W. Norton & Company.


