Çarşamba, Haziran 10, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Travma Sonrası Somatik Belirtiler: Nörobiyolojik Mekanizmalar ve Psikopatolojik Yansımalar

Travmatik yaşam deneyimleri, kişinin üzerinde psikolojik bir etki bıraktığı gibi bedensel da kalıcı izler bırakabilmektedir. Bu doğrultuda klinik gözlemler göz önünde bulundurulduğunda, travmatik deneyimler yaşayan bireylerin kronik ağrı, gastrointestinal sorunlar, kas gerginliği, baş dönmesi gibi somatik belirtiler yaşama ihtimalinin arttığı görülmektedir (Felitti et al., 1998; van der Kolk, 2014). Bu durum, travmanın bilişsel ve duygusal etkilerinin olduğu gibi, biyopsikososyal bir etkisinin olduğunu da göstermektedir.

Travma ve Bedensel Yük

Erken dönemlerde yaşanan travmatik deneyimlerin bireyin ilerleyen yaşantısında hem psikiyatrik hem de fiziksel sağlık sorunlarıyla yakından ilişkili olduğunu gösteren çalışmalardan biri Adverse Childhood Experiences (ACE) adlı çalışmadır. Bu çalışmaya göre, çocukluk çağında istismar ve ihmal gibi durumlar, bireyin ilerleyen yaşantısında kardiyovasküler hastalıklar, kronik ağrı sendromları, somatik belirti bozuklukları gibi hususlarla ilişkilidir (Felitti et al., 1998).

Somatik yakınmaların belirgin olduğu hastalık gruplarından biri, travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) dur. Bu bireylerde özellikle somatik belirtilere sıkça rastlanmaktadır. Verilere göre, TSSB yaşayan bireylerde inflamasyon belirteçleri ve otonom sinir sistemi düzensizlikleri arasında yakın bir ilişki olduğu görülmektedir (Passos et al., 2015). Böylelikle, psikolojik travmaların bedensel olarak da bazı negatif etkiler ortaya çıkardığı anlaşılmaktadır.

Nörobiyolojik Mekanizmalar: Otonom Sinir Sistemi ve Hpa Ekseni

Travmanın somatik belirtilerinin ortaya çıkarmasında otonom sinir sistemi merkezi de oldukça önemlidir. Bireyin travmatik bir deneyim sonrasında sempatik sinir sistemi aktif hale gelir. Dahası, parasempatik tonus aktivasyonu ise azaltabilmektedir. Bu iki sistem arasındaki dengesizliğin bir sonucu olarak kalp atım hızında değişiklikler ve düşüşler, gastrointestinal hassasiyet ve kas gerginliği gibi belirtiler görülebilmektedir (Thayer & Lane, 2000).

Hipotalamus-hipofiz-adrenal (HPA) ekseni ise travma sonrası yeniden düzenlenebilmektedir. Kronik strese maruz kalındığında, kortizol yanıtında düzensizlikler meydana gelir. Böylece hem bağışıklık sistemi hem de inflamatuar süreçler bu durumdan oldukça etkilenir (Yehuda, 2002).

Nörogörüntüleme çalışmaları incelendiğinde, travma sonrasında amigdalanın hiperaktivitesinde ve prefrontal korteks regülasyonunda azalma görülmüştür (Shin & Liberzon, 2010). Nörobiyolojik yapıların tehdit algısı ve fizyolojik uyarılma ile olan ilişkisi göz önünde bulundurulduğunda, kronik anlamda tetikte olma halinin somatik belirtilere sebep olduğu düşünülebilir.

Beden Hafızası ve Somatik Deneyim

Erken dönemde yaşanılan travmaların, bireyin bedeninde saklanması kavramı her zaman dikkat çekmiş ve tartışılmıştır. van der Kolk (2014), travmatik deneyimlerin sözel bellekte işlenmemesi durumunda, bu deneyimlerin ilerleyen dönemlerde kişide somatik belirtiler şeklinde yeniden ortaya çıkabileceğini savunmuştur. Dahası, travmatik olaylar ve tetikleyiciler, kişinin bedenindeki fizyolojik reaksiyonları kişi farkında olmadan yeniden aktive edebilir.

Kişinin bedeninde meydana gelen somatik belirtiler, genel olarak “tıbbi olarak tanınmayan semptomlar” olarak değerlendirilir. Ancak bu konudaki artan çalışmalar incelendiğinde, bu belirtilerin, stres yanıt sistemlerindeki değişikliklerle ilişkili olduğu anlaşılmaktadır (Bremner, 2006).

Klinik Yansımalar ve Müdahale

Travmatik yaşantılar sonrasında ortaya çıkan somatik belirtilerin, biyopsikososyal yaklaşımla bütüncül olarak ele alınıp değerlendirilmesi önemlidir. Bu belirtilerin azaltılmasında travma odaklı bir bilişsel davranışçı terapi ve duygu düzenleme temelli yaklaşımlar etkili bulunmuştur (Cloitre et al., 2012).

Ek olarak, mindfulness temelli müdahaleler ve beden odaklı çalışmaların da fizyolojik aşırı uyarılmayı azalttığı görülmüştür (Price & Hooven, 2018). Bu doğrultuda, travmanın hem fiziksel hem bedensel düzeyde değerlendirilmesi oldukça önemlidir.

Sonuç

Nörobiyolojik düzenekler, otonom sinir sistemi düzensizlikleri gibi sistemler, travma sonrasındaki somatik belirtilerin ortaya çıkışında önemli rol oynamaktadır. Özellikle sempatik sinir sisteminin tetikleyicilerle kronik olarak aktif hale gelmesi ve parasempatik regülasyonunun zayıflaması, gastrointestinal hassasiyet, kalp atım hızı değişiklikleri ve kas gerginliği gibi belirtilerin ortaya çıkış sıklığını artırabilmektedir. Dahası, HPA ekseninde meydana gelen düzensizlikler ve inflamatuar süreçlerindeki artış da bireyin travma sonrasında yaşayabileceği semptomların sıklığını artırabilmektedir. Bu sebeple travmanın değerlendirilmesinde, yalnızca bilişsel çarpıtmalar, duygu durum değişiklikleri gibi semptomlara odaklanmak yeterli olmayabilir. Değerlendirmelerde, deneyimin sinir sistemindeki etkileri ele alınarak, bedenin verdiği fizyolojik tepkiler de göz önünde bulundurulmalı ve klinik formülasyona dahil edilmelidir. Bu doğrultuda gelecekte yapılacak çalışmaların, fizyolojik düzenleme sistemleri arasındaki ilişkiyi daha detaylı biçimde incelemesi ve araştırması, daha sağlıklı bulguların elde edilmesinde önemlidir.

Kaynakça 

  • Bremner, J. D. (2006). Traumatic stress: Effects on the brain. Dialogues in Clinical Neuroscience, 8(4), 445–461.

  • Cloitre, M., et al. (2012). The ISTSS expert consensus treatment guidelines for complex PTSD. Depression and Anxiety, 29(8), 716–727.

  • Felitti, V. J., et al. (1998). Relationship of childhood abuse and household dysfunction to many of the leading causes of death in adults. American Journal of Preventive Medicine, 14(4), 245–258.

  • Passos, I. C., et al. (2015). Inflammatory markers in post-traumatic stress disorder: A meta-analysis. Molecular Psychiatry, 20, 1002–1012.

  • Price, C. J., & Hooven, C. (2018). Interoceptive awareness skills for emotion regulation. Frontiers in Psychology, 9, 798.

  • Shin, L. M., & Liberzon, I. (2010). The neurocircuitry of fear and anxiety disorders. Neuropsychopharmacology, 35, 169–191.

  • Thayer, J. F., & Lane, R. D. (2000). A model of neurovisceral integration. Biological Psychology, 54, 187–211.

  • van der Kolk, B. A. (2014). The Body Keeps the Score. Viking.

  • Yehuda, R. (2002). Post-traumatic stress disorder. The New England Journal of Medicine, 346(2), 108–114.

Emine Özge Duruklu
Emine Özge Duruklu
Kadir Has Üniversitesi İngilizce Psikoloji bölümünden 2026 yılında mezun oldum. Lisans eğitimim boyunca özellikle psikopatoloji, klinik psikoloji, nörobilim ve insan davranışları üzerine yoğunlaştım. Psikoloji yazarlığında; travma, kaygı bozuklukları, bağlanma stilleri, duygusal süreçler ve davranışın biyolojik temelleri üzerine içerikler üretmeyi amaçlıyorum. İnsan zihninin yalnızca görünen davranışlardan değil; geçmiş yaşantılar, öğrenilmiş örüntüler, nörobiyolojik süreçler ve duygusal deneyimlerden oluştuğuna inanıyorum. Akademik süreç boyunca farklı klinik gözlem deneyimlerinde bulunarak psikiyatrik değerlendirme süreçlerini, multidisipliner çalışma ortamlarını ve çeşitli psikolojik test uygulamalarını gözlemleme fırsatı elde ettim. Bunun yanında psikoloji yazarlığını; bilimsel bilgiyi daha anlaşılır, erişilebilir ve insan hayatına temas eden bir dile dönüştürmenin önemli bir yolu olarak görüyorum. Yazılarımda psikolojiyi yalnızca teorik bir alan olarak değil; insanın kendini anlamasına, duygularını fark etmesine ve yaşam deneyimlerini anlamlandırmasına yardımcı olan bir alan olarak ele alıyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar