Perşembe, Mayıs 7, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

4139 İzmarit ve Ayakkabı Teki

Son zamanlarda hepimizin ilgisini çeken, bizi o tozlu ve hüzünlü İstanbul sokaklarına götüren Masumiyet Müzesi’ni düşünelim. Fondaki o buğulu melodi eşliğinde Sezen Aksu’nun o her şeyi özetleyen cümlesi kulağımızda çınlıyor: “Seni kimler aldı, kimler öpüyor seni…” Kemal’in Füsun’a ulaşamadığı o sekiz yıl boyunca onun içtiği tam 4139 adet sigara izmaritini biriktirerek, dokunduğu her bir eşyayı kutsallaştırarak kurduğu o devasa müze aslında bize ne anlatıyor? Bu, yüzyılın en büyük aşk hikâyesi mi, yoksa bir zihnin ulaşılamayanı kutsallaştırma çabası mı? Bugün popüler kültürde “ölümsüz aşk” diye tanımlanan bu durumun arkasında, literatürde “Limerence” (Takıntılı Aşk) olarak adlandırılan ve kişinin hayatını felç edebilen psikolojik bir süreç yatıyor.

Ulaşamamanın Cazibesi

Aşk, doğası gereği karşılıklı bir paylaşımdır; oysa takıntılı aşk tek kişilik bir tiyatrodur. Kemal için Füsun, ulaşabildiği anlarda değil, ulaşamadığı o uzun boşluklarda devleşti. Takıntılı aşk sürecinde kişi, karşısındakini gerçek bir insan olarak değil, kendi eksikliklerini tamamlayacak bir “kurtarıcı” gibi görür. Ebru Gündeş’in o meşhur şarkısında sorduğu gibi: “Ölümsüz aşklar var da biz mi görmedik?” Belki de görmediğimiz şey aşkın ölümsüzlüğü değil, insanın bir saplantıyı yaşatma ve ulaşılamayanı kusursuzlaştırma iradesidir.

Peki, neden gerçek bir ilişki kurmak yerine ulaşılamayanın yasını tutmaya hapsoluruz? Psikolojik açıdan bakıldığında, ulaşılamayan aşk aslında bir “konfor alanı” olabilir. Çünkü gerçek bir ilişkide reddedilme, terk edilme ya da hayal kırıklığına uğrama riski vardır. Ancak ulaşılamayan birinde kontrol tamamen bizdedir; Kemal’in müzesindeki nesneler gibi, onu hayalimizde istediğimiz kadar kusursuzlaştırabiliriz.

Bağlanmanın Görünmez Zincirleri ve Güvenli Bağ Kavramı

Oyun terapisi alanında eğitim alan ve bu süreçlerin mutfağında olmaya gayret eden bir uzman adayı olarak biliyorum ki; yetişkinlikteki bu ‘vazgeçememe’ hallerinin kökleri genellikle çocukluktaki Bağlanma Stilleri ile doğrudan ilintilidir.

Güvenli Bağlanma (Sevginin Emniyet Kemeri, benim literatürümce): Güvenli bağlanmış bir birey, partnerine bağımlı olmadan bağlanabilir; hem yakınlıktan keyif alır hem de kendi bireysel alanını koruyabilir. Sevgiyi bir ‘açlık’ olarak değil, bir ‘paylaşım’ olarak görür.

Kaygılı Bağlanma: Eğer bir çocuk sevgiyi ancak ‘çaba sarf ederek’ alabildiyse, yetişkin olduğunda da ona mesafeli duran, ulaşılmaz olan kişilere çekilmesi kaçınılmaz olur. Kemal’in Füsun’un uzaklığında kendi çocukluk yankılarını araması tam olarak budur.

Kaçıngan Bağlanma: Kişi, ulaşamayacağı birine aşık olarak aslında gerçek bir yakınlığın getireceği sorumluluktan ve incinme riskinden kaçar.

Terapiste Gitmek İçin “Müze” mi Kurmak Gerekir?

Çevremde ve seans gözlemlerimde sıkça duyduğum bir soru var: “Alt tarafı bir aşk acısı çekiyorum, bunun için terapiye mi gidilir?” Aşk bir hastalık değildir, ancak hayatınızı bir ‘müze bekçisine’ dönüştürüyorsa bir yardım çığlığıdır. Terapi odasının sunduğu en büyük mucize ‘Kazanılmış Güvenli Bağlanmadır’. Kişi, bir terapistle kurduğu o tutarlı ilişki sayesinde, çocukluğunda alamadığı o görülme hissini deneyimler. Bu deneyim, ulaşılamayan kişilere duyulan o yıkıcı açlığı dindirir. Kemal’in nesnelerle kurduğu bağ, aslında Füsun’la kuramadığı o güvenli yakınlığın acı bir ikamesidir.

Müzeden Hayata Dönmek

Kemal, romanın sonunda “Herkes bilsin, çok mutlu bir hayat yaşadım” der. Ancak gerçek iyileşme, bir başkasının hatırasına hapsolarak değil, kendi varlığımızın değerini keşfederek mümkündür. Belki de ölümsüz aşk, başkasına ulaşmak değil; insanın kendi içindeki o derin boşlukla barışmasıdır. Ulaşamadığınız o kişi aslında sizin kendi hikayenizde eksik kalan bir parçayı temsil ediyor olabilir. O parçayı dışarıda değil, kendi içinizde bulduğunuzda, takıntı yerini gerçek bir özgürlüğe bırakacaktır. Unutmayın, ulaşamadığınız her hikâye aslında kendinize giden yolda bir duraktır.

Sevgilerimle Bahar,

KAYNAKÇA

Bowlby, J. (2012). Bağlanma. (Çev. Akşit, G.). Yapı Kredi Yayınları. Geçtan, E. (2010). İnsan Olmak. Metis Yayınları. Hazan, C., & Shaver, P. (1987). Romantic love conceptualized as an attachment process. Journal of Personality and Social Psychology. Heller, A. S., & Levine, R. S. (2020). Bağlanma: Aşkı Bulmanın ve Korumanın Bilimsel Yolları. (Çev. Atan, Ö.). Aganta Kitap. Özakkaş, T. (2004). Aşk, Evlilik ve Cinsellik. Litera Yayıncılık. Pamuk, O. (2008). Masumiyet Müzesi. İletişim Yayınları. Tennov, D. (1979). Love and Limerence: The Experience of Being in Love. Scarborough House. Yalom, I. D. (2018). Aşkın Celladı. Remzi Kitabevi.

Bahar Pançar
Bahar Pançar
Bahar Pançar, çocuk ve ergen ruh sağlığı alanında uzmanlaşmakta olan bir psikoloji öğrencisi ve köşe yazarıdır. Klinik çocuk psikolojisi, oyun terapisi ve kaygı bozuklukları üzerine çeşitli eğitimler almış; özellikle erken yaşlarda duygusal düzenleme ve bağlanma süreçlerine ilgi duymaktadır. Hastane stajları kapsamında öngörüşmeler gerçekleştirmiş; MMPI ve MMS gibi psikolojik testlerin uygulama ve yorumlanmasında deneyim kazanmıştır. Psychology Times Türkiye & UK platformlarında yayımlanan yazılarında, psikolojik kavramları sade bir dille aktararak çocukların iç dünyasına ve ailelerin karşılaştığı zorluklara ışık tutmayı amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar