Cuma, Şubat 20, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Sürekli Onay İhtiyacı: Güvensizlik mi, Öğrenilmiş Bir Davranış mı?

Bir karar alırken ilk refleksiniz birine sormak mı oluyor? Attığınız mesajdan sonra “Yanlış mı anlaşıldım?” diye tekrar tekrar düşünmek, biri size geç cevap verdiğinde hemen kendinizi sorgulamak ya da yaptığınız bir şeyden sonra mutlaka “İyi olmuş mu?” onayını almak… Bunlar günlük hayatta çok sıradan görünen ama altında güçlü psikolojik dinamikler barındıran davranışlardır.

Sürekli onay ihtiyacı çoğu zaman sadece “Özgüven eksikliği” olarak tanımlanır. Oysa bu yaklaşım, konuyu fazlasıyla basitleştirir. Çünkü birçok insan için onay arayışı, bir zayıflıktan ziyade öğrenilmiş ve bir dönem işe yaramış bir hayatta kalma stratejisidir. Bu yazıda, sürekli onay ihtiyacının kökenine inerek bunun gerçekten güvensizlik mi yoksa öğrenilmiş bir davranış mı olduğunu ele alacağız.

Onay İhtiyacı Nedir, ne Değildir?

Onay ihtiyacı, kişinin düşünce, duygu ve davranışlarının değerini büyük ölçüde başkalarından gelen geri bildirimlere göre belirlemesidir. Burada kritik bir ayrım vardır: Onay istemek sağlıklıdır, sürekli onay aramak ise kişinin kendi iç pusulasını kaybetmesi anlamına gelir.

İnsan sosyal bir varlıktır ve kabul görmek ister. Bu, Baumeister ve Leary’nin (1995) de vurguladığı gibi temel bir psikolojik ihtiyaçtır. Ancak sorun, kişi kendi değerlendirmelerini geçersiz kılıp başkalarının tepkilerini tek referans noktası haline getirdiğinde başlar. Bu noktada onay ihtiyacı, bir tercihten çok bir zorunluluk gibi yaşanır. Kişi onay almadığında huzursuz olur, kaygılanır ve kendini değersiz hissetmeye başlayabilir.

Çocukluktan Gelen Bir Öğrenme Süreci

Sürekli onay ihtiyacının temelleri çoğu zaman çocuklukta atılır. Özellikle sevginin koşullu olduğu aile ortamlarında büyüyen çocuklar, şu temel inançları geliştirir:

  • “Doğru davranırsam sevilirim.”

  • “Hata yaparsam değerim azalır.”

  • “Başkalarını memnun etmeliyim.”

Bu çocuklar için onay, sadece takdir edilmek değil, duygusal güvenliğin garantisidir. Zamanla kendi ihtiyaçlarını geri plana atmayı, uyumlu olmayı ve karşısındakini memnun etmeyi öğrenirler. Bu, o dönemde onları koruyan bir stratejidir. Ama yetişkinlikte aynı strateji artık işlevini yitirir. Kişi kendi sınırlarını tanıyamaz, ne istediğini bilmekte zorlanır ve ilişkilerde sürekli kendinden verir hale gelir. İşte burada onay ihtiyacı bir problem olarak karşımıza çıkar.

Güvensizlik mi, Yoksa Öğrenilmiş Bir Davranış mı?

Bu sorunun cevabı aslında ikisini de kapsar. Sürekli onay ihtiyacı, zamanla güvensizliği besler ama çoğu zaman başlangıç noktası doğrudan güvensizlik değildir. Başlangıç noktası, “Böyle davranırsam kabul görürüm” şeklindeki öğrenmedir.

Yani kişi güvensiz olduğu için değil, güvende kalabilmek için onay aramayı öğrenmiştir. Bu davranış kalıbı yıllar içinde otomatikleşir ve kişi artık neden böyle davrandığını bile fark etmeden sürdürür. Şema terapisi perspektifinden bakıldığında bu durum, onay arayıcılık ve kendini feda etme şemalarıyla ilişkilidir (Young, Klosko & Weishaar, 2003). Kişi kendi değerini, başkalarının takdirine bağladığında benlik algısı dışa bağımlı hale gelir.

Sosyal Medya ve Onayın Dijitalleşmesi

Günümüzde onay ihtiyacı yalnızca kişilerarası ilişkilerde değil, dijital dünyada da sürekli beslenmektedir. Beğeniler, yorumlar ve takipçi sayıları; değerin ölçülebilir hale gelmesine neden olur. Sosyal medyada görünür olmak, zamanla “Var olmak” ile eş tutulmaya başlanır. Özellikle genç yetişkinlerde, onay almak bir seçenek değil, psikolojik bir gereklilik gibi algılanabilir. Bu durum, zaten var olan onay ihtiyacını daha da pekiştirir.

Onay İhtiyacının Bedeli

Sürekli onay arayan bireyler:

  • Sınır koymakta zorlanır

  • “Hayır” dediklerinde yoğun suçluluk yaşar

  • Kendi ihtiyaçlarını bastırır

  • İlişkilerde tükenmişlik hisseder

Dışarıdan bakıldığında uyumlu ve anlayışlı görünen bu kişiler, iç dünyalarında değersizlik ve yetersizlik duygularıyla mücadele edebilir. Çünkü kendi değerleri, sürekli olarak başkalarının tepkilerine bağlıdır.

Sonuç

Sürekli onay ihtiyacı yalnızca bir güvensizlik göstergesi değildir; çoğu zaman öğrenilmiş, otomatikleşmiş ve geçmişte koruyucu bir işlevi olan bir davranış biçimidir. Ancak yetişkinlikte bu davranış, kişinin kendi benliğiyle bağını zayıflatır. Kişinin kendine sorması gereken temel soru şudur: “Bunu gerçekten ben istediğim için mi yapıyorum, yoksa onaylanmak için mi?”

Gerçek psikolojik güç, herkes memnun olmasa bile kendi duygularını geçerli kabul edebilmektir. Alkışlar sustuğunda da ayakta kalabilmektir. Ve evet, bu beceri sonradan öğrenilebilir.

Kaynakça

Baumeister, R. F., & Leary, M. R. (1995). The need to belong: Desire for interpersonal attachments as a fundamental human motivation. Psychological Bulletin, 117(3), 497–529. Beck, J. S. (2011). Cognitive behavior therapy: Basics and beyond (2nd ed.). Guilford Press. Deci, E. L., & Ryan, R. M. (2000). The “What” and “Why” of goal pursuits: Human needs and the self-determination of behavior. Psychological Inquiry, 11(4), 227–268. Leary, M. R., & Baumeister, R. F. (2000). The nature and function of self-esteem: Sociometer theory. Advances in Experimental Social Psychology, 32, 1–62. Young, J. E., Klosko, J. S., & Weishaar, M. E. (2003). Schema therapy: A practitioner’s guide. Guilford Press.

Hayrunnisa bingöl
Hayrunnisa bingöl
Psikoloji alanında lisans eğitimi almaktayım ve akademik ilgilerim özellikle klinik psikoloji, bağımlılık psikolojisi ve psikososyal müdahale yaklaşımları etrafında şekillenmektedir. Psikolojik sorunların yalnızca bireysel düzeyde ele alınamayacağına; biyolojik, bilişsel, duygusal ve çevresel etmenlerin karşılıklı etkileşimiyle anlaşılabileceğine inanıyorum. Bu nedenle çalışmalarımda biyopsikososyal bakış açısını merkeze almayı önemsiyorum. Lisans eğitimim süresince psikopatoloji, klinik değerlendirme ve psikolojik müdahale süreçlerine yönelik kuramsal bilgileri derinleştirmeye odaklandım. Öğrendiğim teorik çerçeveleri güncel bilimsel araştırmalarla desteklemeye, kanıta dayalı yaklaşımları takip etmeye ve farklı kuramsal perspektifleri karşılaştırmalı olarak değerlendirmeye özen gösteriyorum. Özellikle bağımlılık davranışlarının gelişimi, sürdürülmesi ve nüks süreçlerinde rol oynayan nörobiyolojik, bilişsel ve çevresel faktörler akademik ilgimin merkezinde yer almaktadır. Akademik gelişimimin önemli bir parçasını bilimsel okuma ve araştırma becerilerimi güçlendirmek oluşturmaktadır. Bu doğrultuda ulusal ve uluslararası literatürü düzenli olarak takip ediyor, araştırma yöntemleri ve istatistiksel düşünme becerilerimi geliştirmeye çalışıyorum. Bilimsel bilgiyi eleştirel bir süzgeçten geçirebilmenin, klinik uygulamalarda etik ve etkili müdahaleler geliştirebilmek açısından temel bir gereklilik olduğuna inanıyorum. Akademik yaklaşımım; sorgulayıcı, kanıta dayalı ve etik ilkelere bağlı bir çizgide ilerlemektedir. Teorik bilgi kadar sahadaki deneyimin de mesleki gelişim açısından belirleyici olduğunu düşünüyorum. Bu kapsamda Kızılay bünyesinde gönüllü çalışmalarda yer aldım ve farklı sosyodemografik özelliklere sahip bireylerle çalışma fırsatı buldum. Bu deneyimler, psikolojik desteğin yalnızca klinik ortamlarda değil, toplumsal bağlam içinde de ne kadar önemli olduğunu fark etmemi sağladı. Sahada edindiğim gözlemler, empati temelli bir yaklaşım geliştirmenin ve etik sorumluluk bilinciyle hareket etmenin mesleki kimliğimin ayrılmaz bir parçası olmasına katkı sundu. Psikoloji alanına yaklaşımımda, bireyi yalnızca semptomları üzerinden değerlendirmek yerine yaşam öyküsü, sosyal çevresi ve içinde bulunduğu koşullarla birlikte ele almayı 2 önemsiyorum. Klinik psikoloji alanında ilerlerken danışanla kurulan terapötik ilişkinin, değişim sürecindeki belirleyici rolünün farkındayım. Bu nedenle mesleki gelişimimde yalnızca teknik bilgiye değil; iletişim becerileri, etik farkındalık ve mesleki sınırlar konularında da kendimi geliştirmeyi hedefliyorum. Uzun vadede klinik psikoloji alanında uzmanlaşmayı; akademik bilgi ile uygulamayı bir araya getiren bir mesleki çizgide ilerlemeyi amaçlıyorum. Bilimsel araştırmalara katkı sunmayı, ruh sağlığı alanında kanıta dayalı uygulamaların yaygınlaşmasına destek olmayı ve psikoloji bilgisini toplumsal fayda üretecek şekilde kullanmayı hedefliyorum. Akademik yolculuğumu sürekli öğrenme, eleştirel düşünme ve etik sorumluluk ilkeleri doğrultusunda sürdürmeyi amaçlamaktayım.

1 Yorum

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar