Hayat öyle garip ki, bir günün diğerini tutmadığı anlara şahitlik ediyoruz. Belki bir gün sevinçten havalara uçacak kadar mutluyken, bir diğer gün yataktan çıkamayacak kadar mutsuzluk ve acı içerisinde kıvranabiliyoruz. Bir gün tıka basa yemek yiyebiliyor haldeyken, diğer gün canımız hiçbir şey çekmeyebiliyor. Günleri geçtim, saatler arasında bile modumuz değişebiliyor. Sabah ile gecenin arasında görünmez bir portal var gibi sanki. Gündüz saatlerinde kendimizi çok enerjik hissedebiliyorken, akşam vakitlerinde ise o enerjiden hiçbir şey kalmıyor gibi. Peki ya diğer insanlar? Onlarda da durum böyle midir ki? İster istemez sorguluyor insan.. “Bir tek ben mi böyle hissediyorum?” “Diğerleri de benim gibi mi?” “Ben miyim yanlış olan?” “Ben de mi bir sorun var?”.. Kapılıp gittiğimiz tüm bu sorgulamaların eşiğinde ise yanı başımızda olan telefonlarımız giriyor devreye. Kolay erişebiliyoruz ya hani her şeye artık, bakıyoruz sosyal medyaya. Kim neler paylaşmış, kim neler yapmış? Herkes geziyor gibi sanki. Yiyor, içiyor, eğleniyor.. Hayatlarında hiçbir sorun yok mu ki? Kutlamalar, sohbetler.. Her şeyi görmemizi istiyorlar. Görelim de tabii.. Eşimiz, dostumuz, arkadaşlarımız, ünlüler, merak ettiğimiz herkesin hayatına yakından şahit olalım. Haber alalım. Herkes nasıl bilelim. Belki ilham da alırız hem? Alırız ilham almasına da, hep iyiler mi ki bu insanlar? Haber almaya çalıştığımız eşimiz, dostumuz, arkadaşlarımız peki? Zaten sadece sanırım iyi hallerini görüyoruz. E bu kadarla mı sınırlı? Onlar sanırım hep mutlu. Hep gülüyorlar. Sanırım bir tek bizim hayatımız böyle. Sanırım bir tek biz mutsuzuz. Belki de sadece bizim ruh halimiz inişli çıkışlıdır. Onlar bizim gibi hissetmiyorlardır bile.
Sosyal Kıyaslama ve Dijital İllüzyon
Çok baskı var üzerimizde değil mi? Herkes bir yola koyulmuş. Herkes bir şeylerin peşinde. Herkes uğraşıyor, aktif, pozitif. Sen de ben de onlara ayak uydurmalıyız gibi sanki. Pekala; ama yorulmuyor mu bu insanlar? Yorulduklarını mı gizliyorlar yoksa? Biliyor musun? İnsanlar, yeteneklerini ve düşüncelerini diğer insanlarla karşılaştırarak değerlendirme eğilimindedir (Festinger, 1954). Her bilgiye bu kadar kolay erişebileceğin dijital bu çağda, bu kadar bilginin eşiğinde kıyaslamamak mümkün mü ki? Aksine, sosyal medyaya her girdiğimizde ve kendimizle de kıyasladığımızda bu insanları, mutlu da hissetmiyoruz ki, tamamen yük gibi. Bu insanların olumsuz herhangi bir tecrübesini göremiyoruz bile. Gülsünler evet, herkes mutlu olsun tabii.. Biz de isteriz, ama mutsuz olduklarını hiç göremediğimizde sanki bir illüzyondaymışız gibi. O güzel anıları, bizler kaçırıyoruz ve hiç de sahip olamayacakmışız gibi. Baksana yatağımızda uzanıyoruz. Onlar ise hep etkinlikteler, kendilerini hep geliştiriyorlar. Bizse oturmuş onları izliyoruz ve modumuzun tam da düştüğü o andayız.
FOMO ve Yaşam Doyumu Arasındaki İlişki
Bu durum ne peki biliyor muyuz ki? Başkalarının yaşamlarındaki olumlu deneyimlerden mahrum kalma korkusu (FOMO), sosyal kıyaslama mekanizmasıyla birleştiğinde bireyin yaşam doyumunu düşürmekte ve dijital dünyadaki mutluluk dayatmasına boyun eğmesine neden olmaktadır (Przybylski, Murayama, DeHaan, & Gladwell, 2013). Sosyal medya platformları, bireyleri sürekli olarak ‘yukarı doğru sosyal karşılaştırmaya’ maruz bırakmakta; bu durum, bireyin kendi yaşamını diğerlerinin idealize edilmiş sunumlarıyla kıyaslayarak yetersizlik hissetmesine yol açmaktadır (Vogel, Rose, Roberts, & Eckles, 2014). Sanırım yetersiz hissetmemiz de sırf bu yüzden. Gördüğümüz ve şahit olduğumuz hayatlar dışarıdan bakınca hep daha şatafatlı. Onlar bir tek bu hayatı sonuna kadar yaşıyor gibi. İster istemez; “ben onlar gibi değilim” “onlar hep mutlu, benim günlerimde ise dalgalanmalar var” diye düşünebiliyoruz. Fakat gerçek olan ne unutuyoruz. Gerçek olan sensin, benim, biziz. İnsan olmanın en büyük getirilerinden “duyguların”, “duygularımız”.. Belki kimse sosyal medyada ağladığı fotoğrafı paylaşmayacak, “ben bugün çok mutsuzum, yoruldum” demeyecek.. Bir ütopya gibi kalacak belki orası. Gerçek kimliklerin dışına çıkacak. Saklanacak. Kimse belki üzgün olduğu anları paylaşmak bile istemeyecek. İlham kaynağı olmanın, sadece kendilerinin mutlu anlarını paylaşarak olacağını düşünecekler ve “her zaman gülümsemeliyiz” algısını yaratacaklar. Farkına bile varmayacaklar belki de ilham oldukları kişilere sadece “mutluluk ütopyası” inşaa ettiklerinin.. Onlar olmasın ama sen ol istiyorum.
Kendi Gerçeğine İnanmanın Gücü
Kısacası, bil istiyorum. Yaşadıkların gerçek. Sen gerçeksin. Duyguların orada ve hissedilmeli. Hep mutlu olamayacaksın, olmayacaksın. Aynı benim gibi. Bizim gibi. Yansıtılmış illüzyonlardansa kendi gerçeğine inanmak ve kabul etmek, seni belki de hepsinden daha güçlü kılacak. Hem bana soracak olursan, sen gerçek olduğun için çok daha güzel ve özelsin.
Kaynakça
Festinger, L. (1954). A theory of social comparison processes. Human Relations, 7(2), 117– 140. https://doi.org/10.1177/001872675400700202 Przybylski, A. K., Murayama, K., DeHaan, C. R., & Gladwell, V. (2013). Motivational, emotional, and behavioral correlates of fear of missing out. Computers in Human Behavior, 29(4), 1841–1848. https://doi.org/10.1016/j.chb.2013.02.014 Vogel, E. A., Rose, J. P., Roberts, L. R., & Eckles, K. (2014). Social network sites and social comparison: The mediating role of self-esteem and relative deprivation. Psychology of Popular Media Culture, 3(4), 206–222. https://doi.org/10.1037/ppm0000047


