Aşk, hepimizin hayatında derin izler bırakan, yoğunluğu ve değişkenliğiyle bilinen bir duygu. Ancak bu kadar çok biçime bürünen ve kişiden kişiye farklı şekilde hissedilen bir duygunun net bir tanımını yapmak oldukça zor. Yüzyıllar boyunca yazarlar, psikologlar, sosyologlar, filozoflar ve bilim insanları aşkın tek bir tanımını yapamadı. Çünkü aşk sadece bir histen öte, hayatımızı etkileyen, karmaşık ve gelişen bir deneyimdir. İnsanın doğasıyla iç içe geçmiş ve ondan ayrı düşünülmesi imkansız olan aşk, onu daha da anlaşılması zor hale getiriyor. Ucu bucağı belirli olmayan bir okyanusa benzeyen aşkı biraz olsun anlamaya yaklaşabilmek için bugün Psikolog Robert Sternberg’ün teorilerine başvuracağız.
Sternberg, “Aşk Üçgeni Teorisi”nde, aşkın üç temel duygunun çeşitli birleşimleriyle ortaya çıktığını ve bu birleşimlerin sekiz farklı aşk türüne yol açtığını savunur. Bu duyguları anlamadan aşkı tam olarak kavramak mümkün değildir: yakınlık, tutku ve bağlılık.
Yakınlık
Yakınlık, iki kişi arasında kurulan dürüst ve yargıdan uzak iletişimi ifade eder. Bu duygu, kişilerin birbirine rahatça açılabildiği, anlayış ve samimiyetle yaklaştığı bir ortam yaratır. Yakınlıkta bir miktar bağlılık da hissedilir, fakat bu bağ daha güçsüzdür. Açık iletişim ve karşılıklı sadakat, bu duygunun temel yapıtaşlarıdır. Sadakat ise sadece fiziksel sadakate indirgenmemelidir; duygusal devamlılık ve içtenlik de sadakatin önemli bir parçasıdır.
Tutku
Tutku, çoğu zaman hakkında konuşması zor ama hissedilmesi oldukça yoğun bir duygudur. Bilinçaltından gelen, fiziksel ve duygusal tepkilerle ortaya çıkan bu his, birine karşı duyulan fiziksel ve zihinsel çekimin en yoğun halidir. Cinsellik, ten uyumu, heyecan ve arzular tutkuyu besler. Freud’un da belirttiği gibi, cinsellik aşkın en temel ifade biçimlerinden biridir ve tutkuyu bu kadar güçlü kılan şey de bize cesaret aşılamasıdır.
Bağlılık
Bağlılık, zamanla gelişen ve diğer duygulara göre daha karmaşık olan bir yapıya sahiptir. Devamlılık, sorumluluk ve karşılıklı fedakarlık üzerine kuruludur. Bir ilişkiye emek vermeyi, uzun vadeli düşünmeyi ve duygusal derinlik yaratmayı gerektirir. Güven hissi ve karşılıklı büyüme arzusu bağlılığı anlamlı kılar.
Sekiz Aşk Türü ve Sternberg’in Tanımları
Sternberg, bu üç duygunun farklı oranlarda birleşmesiyle sekiz ayrı aşk biçimi ortaya çıktığını söyler. Bu çeşitlilik, ilişkilerdeki deneyimlerin neden bu kadar farklılaştığını da açıklar.
1) Aşık Olmama Durumu
Bu durum, aşkı oluşturan üç temel öğenin (yakınlık, tutku, bağlılık) hiçbirinin hissedilmediği ilişkileri tanımlar. Gündelik, yüzeysel bağlantılardır. Tanıdıklar, bazı iş arkadaşları ya da sosyal çevredeki kişilerle olan ilişkiler genellikle bu kategoridedir. Bu tür ilişkilerde romantik ya da duygusal bir derinlik yoktur.
2) Hoşlanma (Beğenme)
Sadece yakınlık duygusunun öne çıktığı bu türde, birine karşı içten bir sempati ve sıcaklık hissedilir. Kişi onunla konuşmaktan, paylaşmaktan keyif alır; duygusal olarak bir yakınlık kurar. Ancak ortada bir romantik bağ, tutku ya da uzun vadeli bağlılık henüz yoktur. Genellikle romantik bir ilişkiye geçişin ilk adımıdır.
3) Delicesine Aşk (Tutkusal Aşk)
Bu tür, yalnızca tutku üzerine kuruludur. Bedenin ve arzuların yoğun biçimde harekete geçtiği, mantığın devre dışı kaldığı bir durumdur. Karşı tarafa karşı yoğun bir fiziksel çekim vardır; ancak bu çekim, duygusal bağ veya uzun vadeli bağlılıkla desteklenmiyorsa hızla sönme ihtimali yüksektir. Ateşli ama kısa ömürlü olabilir.
4) Boş Aşk
Sadece bağlılık duygusunun bulunduğu aşk biçimidir. Zamanla tutku ve yakınlık kaybolmuştur ya da hiç olmamıştır. Bu, genellikle “alışkanlık ilişkisi” ya da “mantık evliliği” olarak adlandırılan birlikteliklerde görülür. İlişki sürer, çünkü taraflar birbirine bağlı kalmayı seçmiştir; ama arada canlılık ya da derin duygusal paylaşım eksiktir.
5) Romantik Aşk
Yakınlık ve tutku içeren bu tür, yoğun duyguların, şefkatin ve fiziksel çekimin bir arada yaşandığı aşktır. Taraflar birbirinin ruhuna ve bedenine hayrandır. Ancak ilişkiyi uzun süre devam ettirecek bağlılık eksikse, bu tür aşklar ne kadar güzel olursa olsun, zamanla savrulabilir. Yoğun ama kırılgan bir aşk formudur.
6) Dostça Aşk
Yakınlık ve bağlılık duygularının bir arada olduğu bu aşk türü, romantik ilişkiden çok güçlü bir arkadaşlığa benzer. Tutkunun zamanla azaldığı ya da hiç olmadığı ilişkilerde görülür. İki kişi arasında güven, sadakat ve samimiyet vardır; ancak fiziksel çekim ya da heyecan eksiktir. Genellikle uzun süreli ilişkilerin yaşlandıkça dönüştüğü hal budur.
7) Aptalca Aşk
Tutku ve bağlılık yoğunken, yakınlığın eksik olduğu aşk türüdür. Kişiler birbirine fiziksel olarak çekim hisseder ve ilişkiyi sürdürmeye kararlıdır ama duygusal bir bağ yeterince gelişmemiştir. Zemin sağlam değildir. Tutku azalınca, ilişki sallanmaya başlar. Çok hızlı başlayıp duygusal derinlik kazanmadan yıpranan ilişkiler bu türde örneklenebilir.
8) Mükemmel Aşk (Tam Aşk)
Yakınlık, tutku ve bağlılığın üçünün de tam olarak hissedildiği, ideal aşk türüdür. Hem arkadaşlık, hem fiziksel çekim hem de uzun vadeli bir ortaklık bu ilişkide vardır. Bu tür bir aşk, zamanla oluşur ve büyük çaba gerektirir. Sürdürülmesi kolay değildir, ama sürdürüldüğünde insanın hayatında gerçek bir huzur ve mutluluk kaynağı olabilir.
Aşkın Eşsizliği ve Deneyimsel Boyutu
Aşk, kişiye özeldir çünkü dünyayı algılayış şekline göre değişir. Geçmişimiz ve bugün yaşadıklarımız gelecekte yaşayacağımız aşk türünü de devamlı etkiler. Bir kişiyle ilişkiye başlamak, o insanın o güne dek yanında getirdiği bütün yükleri, düşünceleri, tabuları, düşünce yapılarını ve eşsiz yanlarını tanımayı ve bu tanıma ile ilişkiyi şekillendirmeyi getirir.
Bu sebeple her ilişki bir örüntü oluşturur ve bu örüntü bütün insanlar gibi eşsizdir. Biz aşk türlerinin tanımını yapmaya çalışsak da, her aşk o kadar özel ve biriciktir ki, her zaman gözden kaçıracağımız bazı noktalar olacaktır. Nasıl olursa olsun, aşkın her deneyimi hayat gibi iniş ve çıkışlarla doludur.
Kaynakça: https://videmusdergi.com/2021/02/14/sternbergin-ask-ucgeni/


