Sorun Çıkarmamak Gerçekten Erdem mi?
Evde uslu olan, öğretmenin gözdesi sayılan, “bu çocuk hiç üzmez” denilen o çocuk… Genelde herkes tarafından sevilen olurdu. Oyuncaklarını toplar, yüksek sesle konuşmaz, kavga çıkarmazdı. Hatta çoğu zaman ne istediğini bile söylemezdi. Çünkü istemek biraz zahmetliydi. Birine yük olmak gibiydi. O yüzden sessiz kalmak daha güvenliydi. Sorun çıkarmayan çocuk olmak dışarıdan bakıldığında çok makul, çok düzgün, çok örnek bir durum gibi görünür. Ama işin iç yüzü biraz karışıktır. Çünkü çocuk dediğin şey bazen sorun çıkarır. İtiraz eder. Kızar. Ağlar. Kırılır. Sınır dener. Bunlar gelişimin doğal parçalarıdır. Eğer bir çocuk bunların hiçbirini yapmıyorsa, çoğu zaman bir şeyi erken öğrenmiştir: “Duygularım başkasını rahatsız edebilir.” Ve o öğrenme hali büyür. Sessizce.
Uyumlu Olmanın Bedeli
Sorun çıkarmayan çocuklar genelde ortamı çok iyi okur. Kimin neye tahammülü var, kim neye kızar, ne zaman susmak gerekir… Hepsini bilirler. Bu bir hayatta kalma becerisidir aslında. Ama yetişkinlikte bu beceri bazen fazlaya kaçar. Mesela biri bir şey söylediğinde hemen alttan almak. Tartışma büyümesin diye kendi fikrini geri çekmek. “Boşver” demek ama içten içe boşverememek. Hani dışarıdan bakınca sakin görünür ama içeride fırtına kopar ya… Tam öyle. Bu kişiler genelde “Benim için fark etmez” cümlesini çok kullanır. Ama gerçekten fark etmez mi? Çoğu zaman eder. Sadece dile gelmez. Çünkü dile gelirse sorun çıkacak gibi hissedilir. Ve sorun çıkarmak tehlikelidir.
İyi Çocuk Rolü Bitmeyince
Çocukken işe yarayan roller, yetişkinlikte otomatik devam edebilir. “İyi çocuk” rolü de onlardan biridir. Herkesi idare eden, ortamı yumuşatan, krizleri sakinleştiren kişi olmak… İlk başta güçlü bir özellik gibi durur. Ama sürekli başkalarının duygusunu düzenlemek yorucudur. Bu kişiler genelde kendi ihtiyaçlarını en sona koyar. Hatta bazen neye ihtiyaç duyduklarını bile net bilmezler. Çünkü çocukken ihtiyaç ifade etmek alışkanlık olmamıştır. İhtiyaç bastırılır, uyum öne çıkar. Bir süre sonra şu cümle içten içe dolaşmaya başlar: “Ben ne istiyorum ki zaten?” Bu soru basit görünür ama cevabı zor gelir. Çünkü yıllarca başkalarının ne istediğine odaklanılmıştır.
Hayır Diyememek ve İçte Birikenler
Sorun çıkarmayan çocukların yetişkinliği genelde “hayır” kelimesiyle sınanır. Hayır demek sertlik gibi gelir. Bencillik gibi. Sanki ilişkiyi bozacak bir hamle gibi. O yüzden evet denir. Planlara evet. Ekstra sorumluluğa evet. Uygun olmayan isteklere evet. Sonra da yorgunluk başlar. Fiziksel değil sadece. Daha çok zihinsel bir ağırlık. Sürekli bir gerilim. Küçük şeylere tahammülsüzlük. Aslında mesele o küçük şeyler değildir. Mesele yıllarca biriken, söylenmemiş, yutulmuş cümlelerdir. İfade edilmeyen sınırlar zamanla içe doğru döner. Ve kişi bir sabah “Neden bu kadar tahammülsüzüm?” diye uyanabilir.
Görünmeyen Kaygı
Sorun çıkarmayan çocuklar çoğu zaman kaygılı yetişkinler olabilir. Çünkü ortamı kontrol altında tutmak için sürekli tetikte olmak gerekir. Kim ne hissediyor, bir şey ters mi gitti, ben bir hata yaptım mı… Zihin hiç tam susmaz. Bu durum bazen o kadar normalleşir ki kişi kendini kaygılı olarak bile tanımlamaz. Sadece “biraz fazla düşünüyorum” der. Ama o fazla düşünme hali aslında hep tetikte kalmanın bir sonucudur. Bir yerde iç ses şöyle fısıldar: “Yanlış bir şey yaparsam insanlar uzaklaşır.” Bu inanç net cümlelerle kurulmamış olabilir ama hissi çok gerçektir.
İlişkilerde Fazla Sorumluluk Alma
Bu yetişkinler ilişkilerde genelde fazla sorumluluk alır. Tartışma çıktığında ilk özür dileyen olur. Karşı tarafın duygusunu anlamaya çalışır. Hatta bazen karşı tarafın sorumluluğunu da üstlenir. Çünkü huzur önemlidir. Sessizlik önemlidir. Sorunsuzluk önemlidir. Ama ilişkilerde tek taraflı yük taşımak uzun vadede kırgınlık yaratır. Kırgınlık açıkça ifade edilmediğinde ise pasif bir uzaklaşmaya dönüşebilir. İçten içe bir yorgunluk. Bir kopma hali. Ve kişi yine kendine kızar: “Ben neden böyleyim?” Aslında soru biraz değişebilir: “Ben ne zaman böyle olmak zorunda kaldım?”
Yetişkinlikte Yeni Bir izin
Sorun çıkarmayan çocukların yetişkinliği tamamen böyle kalmak zorunda değil. Ama değişim bir anda olmaz. Önce fark etmek gerekir. Gerçekten ne zaman sustuğunu, ne zaman alttan aldığını, ne zaman kendini geri çektiğini görmek… Sonra küçük küçük denemeler başlar. Küçük bir hayır. Küçük bir itiraz. Küçük bir “Ben böyle düşünüyorum.” Bunlar dışarıdan çok sıradan görünebilir. Ama içeride büyük bir adım olabilir. Çünkü mesele kavga çıkarmak değil. Mesele var olabilmek. Bazen kişi şunu fark eder: Sorun çıkarmak ile sınır koymak aynı şey değildir. Bu ayrım öğrenildikçe içteki gerilim biraz azalır. Uyumlu olmak kötü değildir. Ama sadece uyumlu olmak yorucudur. İnsan bazen dağınık olabilir, kararsız olabilir, yüksek sesle gülebilir, itiraz edebilir. Dünya hemen yıkılmaz.
Kendine Alan Açmak
Belki de en zor kısım şu: Kendine izin vermek. Birini hayal kırıklığına uğratma ihtimaline rağmen kendi ihtiyacını dile getirmek. Bir ortamda sessiz kalmak yerine konuşmak. “Bu bana uymuyor” diyebilmek. Başta suçluluk gelir. Çok normal. Çünkü eski düzen değişmektedir. Ama zamanla yeni bir denge oluşur. İlişkiler ya daha gerçek hale gelir ya da zaten tek taraflı olan bağlar doğal olarak çözülür. Sorun çıkarmayan çocukların yetişkinliği aslında görünenden daha ağırdır. Ama aynı zamanda dönüşüme de açıktır. Çünkü bu insanlar empatiyi bilir, ortam okumayı bilir, sorumluluk almayı bilir. Sadece buna bir şey daha eklemeleri gerekir: Kendilerini. Ve belki de en başta şunu duymaya ihtiyaçları vardır: Duyguların sorun değildir. İhtiyaçların yük değildir. Varlığın rahatsız edici değildir. Bazen biraz sorun çıkarmak, aslında ilk kez gerçekten görünür olmaktır.


