Kaybetme korkusu… Bazıları için oldukça yoğun ve derin bir duygu. Bir insanı, bir eşyayı, parayı veya bir hissi kaybetmek. Belki de en çok da kendimizi… Şu bir gerçektir ki; insan bazen bir ilişkiyi kaybetmeden önce kendini kaybedebilir.
Sizce mesele yalnızca sevmek midir? Sevmenin ötesinde birçok tamamlayıcı öğe vardır; anlaşılmak, güvenmek, aynı frekansta olabilmek ve değerli hissetmek gibi. Değerimizi belirleyen başka insanlar değildir elbette. Bence asıl soru şudur: Değerinin farkında olan bir bireyin mevcut ilişkisi kendi değerine ne derece hizmet edebiliyor? Bu yazımda, ilişkiler içinde fark edilmeden gerçekleşen “kendini kaybetme” sürecini psikolojik ve duygusal açıdan ele alacağız.
İlişkinin Başındaki İllüzyon
Her romantik ilişki ilk etapta büyük ölçüde “uyumlu” başlar. Bireyler en güzel, en kabul edilebilir özelliklerini partnerine sunmaya bayılır, hiçbir olumsuz özellik yokmuşçasına. Belirli bir olgunluk seviyesine gelmiş birey, ilişkiyi sindirerek yaşamanın doğru olduğunu düşünecektir; ancak bir süre sonra ‘bir şeyler yarım’ gibi hissettiriyorsa, o ilişkide taraflar çoktan değişmeye başlamıştır.
Ona göre daha susan, daha az kırılan veya daha çok anlayan biri olarak görünebilirsiniz. Bunlar uyum sağlamak gibi görünse de zamanla kendimize karşı fark etmeden duvar ören ve duygularımızla aramızda mesafe koyan tuzaklar olabilir.
Asıl Yorgunluk
Bazen düşünüyorum da acaba bulunduğumuz zamanın ruhu mu yorucu yoksa toplumumuzun insanı mı bu denli tahammülsüz hale getirdi? Günümüzde birçok insan, ilişkilerinde neden bu kadar çok yorulduğunu çözmeye çalışıyor. Sebepleri saatlerce sayılabilir. İnsanı asıl yoran şey, ilişkinin kendisinden ziyade sürekli başka biri olmaya çalışmak olabilir mi?
Kasılmak, çok kasmak… Daha çok sevilmek adına yapılan roller, sınır koyamama problemleri… Üzücü haber: İlişkinin ömrü kısaltıldı.
İlişkilerde Benliği Kaybetmek
Hayatımıza hiçbir insanın sebepsiz girdiğine inanmayan bir psikolog olarak şunu söyleyebilirim ki, iyi ya da kötü birçok deneyim yaşarız ve ‘bunlar başıma neden geldi’ sorusuyla meşgul olurken asıl gerçekliği kaçırabiliriz: Her insan hayatımıza sadece güzel anlar yaşatmak için gelmez. Zaaflarını ve korkularını hatırlatmak, anksiyeteni tetiklemek, içinde kendine karşı dürüst olmadığın bir noktayı göstermek, kaçtığın şeylerle yüzleştirmek veya çözülmesi gereken bir şeyleri artık bekletmeden çöz demek için de gelebilir.
Böyle düşünmeye başladıktan sonra hayata karşı farklı bir pencereden bakmış oluyoruz. Yani ilişkiler sadece sevgi alanı değildir. Kendimize karşı bakışımızın şekillendiği kötü deneyimler silsilesi de olabilir. Bu anlamda bazı bireyler kendi ihtiyaçlarını geri plana atabilir, üzmemek ve kırmamak adına daha çok susabilir, sorun çıkarmamak için kendi duygularını küçümseyebilir. Aşırı fedakarlık yapmak da kişinin kendine ihanetidir. Çünkü ilişkideki “alma-verme” dengesi bozulacaktır artık.
Kendini kaybetmek bazen dramatik değil, sessizce ilerleyen bir süreç olabilir. İşte burada düşünmeli; sürekli karşı tarafın isteklerine göre şekillendiğim, sustuğum, kendimi ertelediğim, sevilmek ve onaylanmak uğruna farklı davrandığım neler var hayatımda? İşte orası; kendinizden en çok uzaklaştığınız yerleri fark etmenizi sağlayabilir.
Lovebombing, Gaslighting, Ghosting: Nihayetinde de İşte Kara Toprak
İyi giden love bombing’li flört sürecinde verilen ilgilerin zamanla tutarsız ve istikrarsız bir hal alması… Belirsizliklerle dolu konuşulmayan şeyler ve pasif agresif suskunluklar, “hayır önce o yazacak” şeklindeki ego ve güç savaşları… Tanıdık geldi mi? Burası tahmin edilenden çok daha fazla tetikleyici unsur barındırabilir. Kimileri için gerçek bir yaralayıcıdır çünkü değersizlik hisleri uyanmıştır.
İlişki içerisinde öncelik olmamak, bekletilmek veya ertelenmek, iletişimin yalnızca azalmasına sebep olmuyor; “yeteri kadar önemli değilim” inancını doğurabiliyor. Bu hislerin yaşandığı yer ‘ritim uyumsuzluğu’dur; çünkü siz ondan gün boyu iletişimde olup mesajlarınıza kısa sürede yanıt vermesini bekleyebilirsiniz; ancak partnerinizin ritmi sizin ritminize uygun olmadığı için daha çok bekliyor ve daha çok endişeleniyorsunuz. Bu aşamadan sonra devreye giren kaybetme korkusu sadece partnere yönelik olmuyor, onunlayken hissettiği “değerli benliği” de kaybetmekten korkuyor. Oysaki söz konusu yoğun hislerin altında son derece insancıl duygular yatar; sevilmek kadar istenmek, seçilmek, iz bırakmak ve unutulmamak!
Gabor Maté ve Ait Olma İhtiyacı
Gabor Maté’ye göre insanın en temel ihtiyaçlarından biri bağ kurmak, bir diğeri ise otantik olabilmektir; yani gerçek benliğiyle var olabilmek. Ancak özellikle çocukluk döneminde bu iki ihtiyaç çatıştığında, çocuk çoğu zaman bağ kurabilmek için gerçek duygularını bastırmayı öğrenir (Maté, 2022). Belki de bu yüzden yetişkinlik çağında fazla uyumlu hale gelmek, bilinçdışındaki korku kaynağının belirleyicisi olabilir: “Olduğum gibi görünürsem beni sevmeyebilirler.”
Araştırmalar, sosyal reddedilmenin beyinde fiziksel acıya benzer bölgeleri aktive edebildiğini göstermektedir (Eisenberger et al., 2003). Yani dışlanmak ya da görmezden gelinmek, biyolojik olarak da gerçek bir acı deneyimi yaratabilir. Dolayısıyla bazı insanlar için terk edilme korkusu yalnızca duygusal bir hassasiyet değil, derin bir tehdit hissidir.
Bastırdıkça Yüklenenler
İlişki içerisinde gün yüzüne çıkan korkulara karşı çeşitli savunma mekanizmaları gelişir. Kimi korktukça daha çok fedakarlık yapar ve bağımlı hale gelir ki bu benlikten vazgeçmeye eşdeğerdir. Kimileri kaçar, tıpkı bir hayalete dönüşür. Kimileri ise vazgeçmeyi bir ‘güç’ olarak gördüğünden, partneriyle hissettiği çekime rağmen aşkın uzun vadede sürdürülebilir olmayacağını ve uyumsuzlukların artacağını ön gördüğünden artık çekilme kararı alır. Belki de bazı şeyleri artık karşı tarafa bırakması gerektiğini ve ilişki ateşleyicisinin artık kendisi olmaması gerektiğini düşünür. Burası benliğimize yaklaştığımız ve onu korumaya çalıştığımız bir yerdir.
Bazılarımız, ilişki içinde çok güçlü ve kontrollü gibi gözükse de bastırılan her duygu ve düşünce kişiye tonlarca yük bırakır.
Her Şeyini Kaybet, Neşeni Asla
Kendini kaybetme süreci bir anda olmuyor; ancak ilişkiler bir anda bıçak gibi kesilebiliyor. Hepsi birer uyarı taşıyor: Varoluş mücadelesinde sürekli güçlü görünmeye çalışırken tükenmek, aşırı fedakarlıkla tükenmek, biraz sevgi hissedebilmek için susarken tükenmek… Belki de insan en çok, olduğu haliyle sevilmeyeceğine inandığında kendini kaybediyor. Sen bu yazıyı okurken kendinden parça hissettiysen dur ve hatırla: Seni kendinden uzaklaştıran şey gerçek sevgi değildir ve en güzel ilişki, olduğun gibi sevildiğin ilişkidir.


