Salı, Haziran 9, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Seni Seviyorum Ama Kendimi Daha Çok Seviyorum

Bir ilişkinin başlangıcı, gün batımına benzer. Her şey, her renk, daha canlı ve büyüleyicidir. İnsan, o anın sonsuza dek süreceğini sanır. İlk bakışlar, ilk sözler, ilk dokunuşlar… Sanki hayat, senaryosunu yeniden yazmıştır ve başrolünde artık ikiniz varsınız. Bu evrede sevdiğimiz, çoğu zaman karşımızdaki kişinin ta kendisi değil, onunla kurduğumuz o olağanüstü hayaller ve duygudur. O tarifsiz duygu, sarmaşığa benzer bizi sarıp sarmalar ve bazen o kadar sıkar ki nefes alamayız, kendimizden geçtiğimizin farkında bile olmayız.

Fakat her gün batımı, arkasından bir gece saklar. Işıklar yavaş yavaş söner, gölgeler uzar. İşte ilişkinin gerçek rengi, o alacakaranlıkta ortaya çıkar. Artık vitrindeki mükemmel mankenler değil, yorgun, kırılgan, bazen huysuz, ama gerçek iki insanızdır. Ve asıl soru şudur: Gece karanlığını da birlikte izleyecek misiniz, yoksa sadece güneşin batışını mı sevmiştiniz?

Gelişme

İlk ayların o büyülü havası, psikolojide “aşkın körlüğü” veya “idealizasyon” olarak adlandırılır. Karşımızdakini, olmasını istediğimiz gibi görürüz. Küçük kusurlar, sevimli detaylar hâline gelir. Biz de aynı şekilde, belki normalde göstermeyeceğimiz bir sabrı, anlayışı sergileriz. Sevgi uğruna, kendi sınırlarımızdan küçük ödünler vermeye başlarız. “Olsun,” deriz, “Onun bu hâllerini seviyorum.”

Ancak hayat, tüm gerçekliğiyle kapıyı çalar. İş stresi, ailevi sorumluluklar, eski alışkanlıklar, kişisel ihtiyaçlar… Maskeler, birer birer düşer. Ve bu düşüş, iki şekilde yaşanır: Ya “İşte seni gördüm, beklediğim sendin” dersiniz, ya da içinizde bir hayal kırıklığı fısıldamaya başlar: “Ben bunu beklememiştim.”

Bu hayal kırıklığıyla birlikte, ilişkilerde sık görülen bir dans başlar: Yaklaşma ve uzaklaşma. Bir taraf, o ilk duyguyu yakalamak için daha çok sarılır, daha çok verir, daha çok “olmaya” çalışır; diğer taraf bu yoğunluğun altında nefes alamaz ve içgüdüsel olarak geri çekilir. İşte o kendinize sıkça sorduğunuz soru bu noktada doğar:

“Onu çok sevmeme rağmen neden uzaklaşıyor?”

Bu kısır döngüde kaybettiğimiz ilk şey, kendimiz oluruz. Sürekli “Eskisi kadar sevmiyor mu?”, “Onu kızdıracak bir şey mi yaptım?”, “Nerede hata yapıyorum?” diye düşünürken, kendi iç sesimizin sesini kısarken buluruz kendimizi. Kendi ihtiyaçlarımızı, “şimdi sırası değil” diyerek erteleriz. Sevgi, yavaş yavaş kendini unutma hâline dönüşür. Ve bir gün aynaya baktığınızda, tanımadığınız birine bakıyormuşsunuz gibi hissedersiniz.

Ayrılık veya kopuş anları, tüm acısına rağmen, bu unutulan benliğe dönüş için bir davetiye olabilir. Yokluğa alışmak, kulağa korkunç gelir. O boşluk, ilk başta dayanılmazdır. Telefonun sessizliği, paylaşılamayan haberler, yastığın diğer tarafındaki soğukluk… Zihin, bir uyuşturucudan yoksun kalmış gibi o tanıdık duyguyu arar.

Ama zaman, en acımasız görünen süreçleri bile iyileştiren bir merhemdir. O dayanılmaz acı, keskin bir sızıya, sonra derin bir hüzne, en sonunda da sakin bir kabullenişe dönüşür. Ve o sessizlikte, uzun süredir duymadığınız bir sesi duymaya başlarsınız: Kendi sesinizi.

Bu, en kritik dönüm noktasıdır. Kendini seçmek. Bu, bencillik veya vazgeçmek değildir. Aksine, kaybettiğiniz değeri kendi içinizde aramaya cesaret etmektir. Başkasının gözlerindeki yansımanızla değil, kendi kalbinizin derinliğindeki gerçekliğinizle yüzleşmektir. Kendinize şu soruyu sormaktır: “Ben, başkasını mutlu etmek için var mıyım, yoksa kendi mutluluğumu da hak ediyor muyum?”

Sağlıklı sevgi, iki tam insanın buluşmasıdır. Eksik parçaları tamamlamak için değil, bütünlüklerini paylaşmak için bir araya gelirler. Kendini sevmeyi bilen insan, ilişkisinde bir “köle” değil, bir “ortağa” dönüşür. “Hayır” diyebilmenin, sınır koyabilmenin, kendi ruhunu beslemenin, sevginin bir parçası olduğunu anlar. Böyle bir ilişkide ayrılık bile, kişiyi eksiltmez; tam tersine, “Bak, ayakta kaldın, güçlüsün” diye fısıldar.

Sonuç

Her son, aslında yeni bir başlangıca açılan kapıdır. O kapıdan geçmek korkutucudur, çünkü bilinmeyene adım atmaktır. Ama bazen, bildiğiniz ve size acı veren bir yerde kalmaktan çok daha iyidir.

Unutmayın, siz bir ilişkinin yan ürünü değilsiniz. Siz, o ilişkinin de kurulduğu temelsiniz. Sevgi, kendinizi yok sayarak değil, kendi değerinizin farkına vararak yaşandığında anlam kazanır. Başkası için yanmayı bırakıp, kendi ışığınızla parlamayı seçtiğinizde, size gerçekten değer veren insanlar o ışığı görecek ve sizin yanınızda kendi ışıklarını da yakacaklardır.

Ve bazen, hayatta söyleyebileceğiniz en güçlü, en sağlıklı, en dürüst cümle şudur:

Seni seviyorum, ama kendimi daha çok seviyorum.

Çünkü ancak kendini seven bir kalp, gerçekten ve karşılıksız sevebilir.

Derya Ayhan
Derya Ayhan
Derya Ayhan, Anestezi ön lisans ve Psikoloji lisans mezunudur. Eğitim süreci boyunca insan kaynakları, okul öncesi eğitim ve klinik psikoloji alanlarında çeşitli stajlar yaparak saha deneyimini çeşitlendirmiştir. Bilişsel Davranışçı Terapi, Madde Bağımlılığı, Aile Danışmanlığı ile Kayıp ve Yas süreçlerine ilişkin uzmanlık eğitimleri almıştır. Üniversite eğitimi sırasında kurumsal bir şirkette görev alarak iş dünyasının dinamiklerini yakından tanıma fırsatı bulmuştur. Sağlık, psikoloji ve organizasyonel yapılar arasındaki ilişkilere dair güçlü bir farkındalık geliştiren Ayhan, çok yönlü bakış açısıyla çalışmalarını sürdürmektedir. Psychology Times platformunda psikoloji temelli yazılar kaleme alarak bilgi birikimini geniş kitlelerle paylaşmaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar