Pazartesi, Temmuz 27, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Beynimiz Neden Boşluğu Sevmez

Belirsizlik Karşısında Zihnin Hikaye Yazma Eğilimi

Bir mesaj gönderirsiniz ve cevap gelmez. Yakın olduğunuz birinin ses tonu her zamankinden farklıdır. İş yerinde beklenmedik bir toplantı planlanır ancak nedeni açıklanmaz. Henüz ortada doğrulanmış bir bilgi yoktur. Buna rağmen zihin çoğu zaman beklemeyi seçmez: “Bir şey oldu”, “Bana kızdı”, “Kötü bir haber var.”

Aslında bu anlarda dikkate değer olan yalnızca ne düşündüğümüz değil, ne kadar az bilgiyle ne kadar kapsamlı bir hikaye kurabildiğimizdir. Birkaç ipucu, geçmiş deneyimler ve biraz belirsizlik; zihnin boşlukları doldurması için yeterli olabilir.

Peki neden?

Belirsizlik Neden Bu Kadar Rahatsız Edici?

Psikoloji literatüründe belirsizlik karşısındaki bireysel farklılıkları açıklamak için kullanılan önemli kavramlardan biri “belirsizliğe tahammülsüzlük”tür. Kavram, kişinin belirsiz durumlara yönelik olumsuz bilişsel, duygusal ve davranışsal tepkileriyle ilişkilidir. İlk çalışmalar belirsizliğe tahammülsüzlüğü özellikle endişe ve yaygın anksiyete bozukluğu çerçevesinde ele alırken, güncel araştırmalar bunun farklı psikolojik güçlüklerde ve farklı yaşam bağlamlarında karşımıza çıkabilen tanılar üstü ve durumlar üstü bir yapı olduğunu göstermektedir (Dugas et al., 2026).

Bu noktada belirsizlik ile tehlikeyi birbirinden ayırmak gerekir. Belirsizlik, kötü bir şey olacağı anlamına gelmez; yalnızca ne olacağını henüz bilmiyor olmaktır. Ancak özellikle belirsizliğe tahammülü düşük olduğunda kişi bu bilgi eksikliğini nötr bir boşluk olarak deneyimlemeyebilir. Boşluk, doldurulması gereken bir probleme dönüşebilir.

Bazen bizi zorlayan şey kötü bir ihtimalin varlığı değil, hangi ihtimalin gerçek olduğunu henüz bilmiyor olmaktır. Çünkü bildiğimiz bir olumsuzlukla ne yapacağımızı düşünebiliriz; belirsizlik ise bizi henüz yazılmamış bir sonla baş başa bırakır.

Zihin Boşlukları Nasıl Doldurur?

İnsan zihni çevresinden gelen bilgiyi pasif biçimde kaydeden bir sistem değildir. Güncel bilişsel bilimde etkili yaklaşımlardan biri olan predictive processing çerçevesine göre algı, mevcut duyusal bilgi ile geçmiş deneyimlerden şekillenen beklentilerin sürekli etkileşimini içerir. Başka bir ifadeyle, zihin yalnızca “ne oluyor?” sorusuna değil, “bundan sonra ne olması muhtemel?” sorusuna da cevap üretmeye çalışır.

Bu yaklaşım, belirsizlik karşısında neden hızla yorum geliştirebildiğimizi anlamak için kullanışlı bir çerçeve sunar. Ancak zihnin ürettiği tahmin ile dış dünyadaki gerçek aynı şey değildir.

Mesaja cevap gelmemesi bir veridir. “Artık benimle konuşmak istemiyor” ise bu veriye getirilen yorumdur. Birinin yüz ifadesinin değişmesi gözlemdir; “Kesin bana kızdı” ise olasılıklardan yalnızca biridir.

Sorun zihnin tahmin üretmesi değildir. Sorun, tahminin ne zaman gerçeğin yerini aldığını fark edememektir.

Belirsizlikten Endişeye: “Ya Eğer?” Döngüsü

Belirsizlik arttığında zihinsel senaryolar da çoğalabilir. “Ya kötü bir şey olduysa?”, “Ya yanlış anladıysa?”, “Ya verdiğim karar hatalıysa?”

Endişe bu noktada geleceği önceden çözmeye yönelik bir girişim gibi çalışabilir. Kişi aynı durumu farklı açılardan tekrar tekrar düşünür; henüz yaşanmamış konuşmaları zihninde yapar, olası sonuçları hesaplar veya bir karar vermeden önce daha fazla kesinlik arar.

Fakat daha fazla düşünmek her zaman daha fazla bilmek anlamına gelmez.

2025 tarihli bir çalışmada Appel ve Gerlach, belirsizliğe tahammülsüzlüğün karar verme sırasında işlevsiz güvenlik davranışları ve kararsızlıkla ilişkisini ortaya koymuştur. Valentin ve White’ın (2026) bulguları da belirsizliğe tahammülsüzlüğün bireylerin karar verme biçimleriyle anlamlı ilişkiler gösterdiğini ortaya koymaktadır.

Belki de bu yüzden zihnimizde aynı konuşmayı defalarca yapmak bizi gerçekten geleceğe hazırlamaz. Bazen yalnızca geleceğin kontrol edilebilir olduğu hissini bir süre daha korumamıza yardım eder.

Kesinlik Ararken Belirsizliği Büyütmek

Belirsizlik rahatsız edici olduğunda doğal tepki onu azaltmaya çalışmaktır. Bir mesajı tekrar okumak, internette biraz daha araştırmak, bir arkadaşımıza “Sence ne demek istedi?” diye sormak veya karar vermeden önce bir ihtimali daha değerlendirmek…

Bunların hiçbiri tek başına problemli değildir. Ancak kesinlik arayışı rahatlayabilmenin ön koşuluna dönüştüğünde farklı bir döngü ortaya çıkabilir: Kişi rahatlamak için daha fazla bilgi arar, yeni bilgi yeni olasılıklar yaratır ve bu olasılıklar daha fazla kesinlik ihtiyacı doğurur.

Türkiye’deki çalışmalar da belirsizliğe tahammülsüzlüğün gündelik yaşamın farklı alanlarıyla ilişkili olduğunu göstermektedir. Acar ve Kalyon’un (2024) 488 genç yetişkinle yürüttüğü araştırmada belirsizliğe tahammülsüzlük gelişmeleri kaçırma korkusuyla pozitif yönde ilişkiliyken, bilinçli farkındalık ve psikolojik iyi oluş negatif yordayıcılar arasında yer almıştır. Kayacan ve Bingöl (2024) ise belirsizliğe tahammülsüzlüğün psikolojik iyi oluşun anlamlı yordayıcılarından biri olduğunu bildirmiştir.

Daha yakın tarihli Türkiye bulguları kavramın yalnızca genç yetişkinlerle sınırlı olmadığını da göstermektedir. Ozan ve arkadaşlarının (2025) kronik hastalığı bulunan 354 yetişkinle yürüttüğü çalışma, belirsizliğe tahammülsüzlüğün sağlık ve yaşam koşulları bağlamında da dikkate değer bir psikolojik değişken olduğunu ortaya koymaktadır.

Her Boşluğu Doldurmak Zorunda mıyız?

Belirsizlik hayatın çözülebilecek bir kusuru değil, yaşamın yapısal bir parçasıdır. Bir ilişkinin nereye gideceğini, verdiğimiz kararın yıllar sonra ne getireceğini veya karşımızdaki insanın zihninden tam olarak ne geçtiğini her zaman bilemeyiz.

Dolayısıyla psikolojik esneklik her soruya doğru cevabı bulmak kadar, cevabın henüz bulunmadığı yerde kalabilme kapasitesini de içerir.

Belki yapılabilecek ilk şey, zihnin ürettiği hikayeyi susturmaya çalışmak değil; onun bir hikaye olduğunu fark etmektir. “Bana kızdı” yerine “Bana kızmış olabileceğini düşünüyorum” diyebilmek küçük bir dil farkı gibi görünür. Oysa ikinci cümlede başka ihtimaller için hala yer vardır.

“Bilmiyorum” her zaman çaresizlik değildir. Bazen henüz sahip olmadığımız bir cevabı, yalnızca belirsizliğin yarattığı rahatsızlıktan kurtulmak için üretmemeyi seçebilmektir.

Zihnimiz boşlukları doldurmayı seviyor olabilir. Fakat her boşluğun hemen doldurulması gerekmez.

Belki zihnin olgunlaşan tarafı, her hikayenin sonunu önceden yazmak yerine bazı sayfaların henüz yazılmadığını kabul edebildiği yerde ortaya çıkar.

Kaynakça

  • Acar, B., & Kalyon, A. (2024). Belirsizliğe tahammülsüzlük, bilinçli farkındalık ve psikolojik iyi oluşun gelişmeleri kaçırma korkusu ile ilişkisi. Buca Eğitim Fakültesi Dergisi, 61, 1752-1780. https://doi.org/10.53444/deubefd.1384198
  • Appel, H., & Gerlach, A. L. (2025). Making it worse by trying to make it better: Intolerance of uncertainty is associated with maladaptive safety behavior in decision making. Cognitive Therapy and Research. https://doi.org/10.1007/s10608-025-10659-1
  • Dugas, M. J., Koerner, N., & Freeston, M. H. (2026). State of the science: Intolerance of uncertainty. Behavior Therapy, 57(1), 17-36. https://doi.org/10.1016/j.beth.2025.08.009
  • Kayacan, I., & Bingöl, T. (2024). Psikolojik iyi oluşun, belirsizliğe tahammülsüzlük, umut ve demografik değişkenler tarafından yordanması. Humanistic Perspective, 6(2), 180-201.
  • Ozan, Z. T., Kızılkaya, H., & Bozkurt, G. (2025). Kronik hastalığı olanlarda belirsizliğe tahammülsüzlük durumunun değerlendirilmesi. Bozok Tıp Dergisi, 15(4), 469-476. https://doi.org/10.16919/bozoktip.1725273
  • Valentin, S., & White, C. (2026). Decision-making styles and intolerance of uncertainty. Psychological Reports. Advance online publication. https://doi.org/10.1177/00332941251415319
Asude Özer
Asude Özer
Klinik Psikolog Asude Özer, psikoterapi alanında uluslararası deneyime sahip bir uzmandır. FMV Işık Üniversitesi'nde psikoloji lisans eğitimini tamamladıktan sonra, Polonya’daki SWPS University of Social Sciences and Humanities’de Klinik Psikoloji yüksek lisansını ”Ebeveynlik Stillerinin Genç Yetişkinlerin Cinsel Gelişimleri Üzerindeki Etkileri” üzerine yazdığı tezi ile tamamlamıştır. Eğitim ve kariyeri boyunca farklı yaş gruplarından bireylerle çalışarak bağımlılıklar, çocuk ve ergen psikolojisi, ebeveyn danışmanlığı, boşanma danışmanlığı ve dikkat eksikliği gibi konular üzerine uzmanlaşmıştır. Polonya’da bağımlılık terapisi alanında çalıştığı Zeus Detox Rehab & Spa ve otizmli çocuklarla uygulamalı davranış terapileri yürüttüğü Fundacja Krok Po Krok gibi merkezlerde önemli deneyimler kazanmıştır. Psikolojik değerlendirme süreçlerinde bilimsel temelli testlerin önemini benimseyerek WISC-IV, MMPI-3 ve Moxo Dikkat Testi gibi ölçüm araçlarının uygulayıcısı olmuştur. Ayrıca birey merkezli terapi, boşanma danışmanlığı, ebeveyn danışmanlığı ve çocuk merkezli oyun terapisi gibi çeşitli terapi yöntemleri üzerine eğitimler almıştır. Kongrelerde konuşmacı olarak yer almış, TV programlarında çocuk gelişimi ve psikoloji konularında bilgi vermiştir. Alanındaki gelişmeleri yakından takip eden ve psikolojiyi herkes için anlaşılır kılmayı amaçlayan Özer, bireylere destek olmayı ve psikolojik iyi oluşu artırmaya yönelik çalışmalar yapmayı sürdürmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar