Cuma, Şubat 20, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Savaşın Gölgesinde Kimlik ve İnsanlık: “My Way” Filminin Sosyal Psikolojik Analizi

Giriş: İki Maratoncu, Üç Ordu ve Tek Bir İnsanlık

Kang Je-gyu’nun 2011 yapımı savaş filmi My Way, sadece İkinci Dünya Savaşı’nın dehşetini değil, aynı zamanda insan psikolojisinin en uç sınırlarını da beyaz perdeye taşıyor. Gerçekliği kanıtlanmamış ve bir fotoğraftan esinlenen film, Koreli Kim Jun-shik ve Japon Hasegawa Tatsuo’nun çocukluktan başlayan rekabetinin, savaşın kaosu içinde nasıl derin bir insani bağa dönüştüğünü anlatıyor. Sosyal psikoloji perspektifinden bakıldığında My Way, grup içi/grup dışı dinamikleri, yıkıcı itaat süreçlerini ve dehümanizasyonun (insandışılaştırma) nasıl aşılabileceğini gösteren örnek bir filmdir.

Grup içi ve Grup Dışı Çatışma: Robbers Cave’den Normandiya’ya

Filmin başlangıcında Jun-shik ve Tatsuo arasındaki ilişki, Muzafer Sherif’in (1961) ünlü Robbers Cave Deneyi’nde gözlemlenen “Gerçekçi Çatışma Teorisi”nin (Realistic Conflict Theory) güzel bir örneğidir. Sınırlı kaynaklar (maraton şampiyonluğu ve ulusal onur) için yarışan iki grup (Koreliler ve Japonlar), birbirlerine karşı derin bir önyargı ve düşmanlık geliştirir. Japon işgali altındaki Kore’de, sosyal kimlikler keskin çizgilerle ayrılmıştır: “Biz” (üstün Japonlar) ve “Onlar” (ikinci sınıf Koreliler). Sınıf ayrımı dışında, Tatsuo’nun dedesinin Jun-shik’in babasının getirdiği kargo yüzünden ölmesi de aralarındaki ilişki için iyi olmamıştır. Yine de bu durum onları bir intikam döngüsüne sürüklememiştir.

Film ilerledikçe, karakterlerin Sovyet ve Alman ordularına esir düşmesiyle etnik kimliklerine olan bağlılıkları sarsılır. Henri Tajfel’in (1979) Sosyal Kimlik Teorisi’ne göre, bireyler kendilerini içinde bulundukları grubun başarısıyla tanımlarlar (akt. Brown, 2000). Tatsuo ve Jun-shik, kendilerini “Japon subayı” veya “Koreli köle” olarak değil, hayatta kalmaya çalışan “insanlar” olarak görmeye başladıklarında, eski grup sınırları erimeye başlar. Ortak bir üst hedef (hayatta kalmak), eski düşmanları müttefik haline getirir. Nitekim Tatsuo, Jun-shik’e sürekli “Koreli köpek” diye hitap ederken yaralanıp ondan yardım aldığında ona ismiyle hitap etmeye başlar.

İtaat ve Dehumanizasyon: Otoritenin Karanlık Yüzü

Film, Milgram’ın (1974) İtaat Deneyi’nde ortaya koyduğu “yıkıcı itaat” kavramını (akt. Kağıtçıbaşı ve Cemalcılar, 2014) Tatsuo karakteri üzerinden çarpıcı bir şekilde işler. Tatsuo, başlangıçta imparatorluğa olan mutlak sadakatiyle, askerlerini intihar saldırılarına (kamikaze) gönderirken hiçbir ahlaki tereddüt yaşamaz. Bu süreçte düşman, sadece yok edilmesi gereken bir “nesne” olarak görülür. Kelman’ın (1973) belirttiği gibi, dehümanizasyon, kurbanın ahlaki topluluğun dışına itilmesiyle şiddetin normalleşmesini sağlar.

Sovyet esir kampında yaşananlar, bu dehümanizasyonun her iki taraf için de nasıl işlediğini gösterir. Askerler artık birer isim değil, birer numaradır. Ancak Jun-shik’in sarsılmaz insaniyeti ve Tatsuo’nun yaşadığı bilişsel çelişki (cognitive dissonance), bu süreci tersine çevirir. Tatsuo, kendi ideolojisinin yıkılışını izlerken, “düşman” olarak gördüğü Jun-shik’in aslında kendi hayatını kurtaran tek kişi olduğunu fark eder.

Uzlaşma ve Ortak Kimlik: Maratonun Birleştirici Gücü

Filmin finaline doğru, Normandiya kıyılarında iki karakterin de Alman üniforması giymiş olması, kimliğin ne kadar akışkan ve durumsal olduğunu gösterir. Artık ne Japon ne de Koreli olan bu iki adam, “maratoncu” kimliğinde birleşirler. Sosyal psikolojide Ortak Grup Kimliği Modeli (Common Ingroup Identity Model), farklı grupların daha kapsayıcı bir kimlik altında birleşerek çatışmayı azaltabileceğini öne sürer (Gaertner ve Dovidio, 2000). Maraton, onlar için sadece bir spor değil, savaşın dehümanize edici etkisine karşı direnen saf bir insani eylemdir.

Sonuç: İnsanlık Her Zaman Bir Yolunu Bulur

My Way, savaşın insanı nasıl bir canavara dönüştürebileceğini gösterirken, aynı zamanda en karanlık koşullarda bile empatinin ve dostluğun yeşerebileceğini kanıtlar. Tatsuo ve Jun-shik’in hikayesi, sosyal psikolojinin en temel dersini hatırlatır: Önyargılar ve düşmanlıklar toplumsal olarak inşa edilir, ancak bireysel temas ve ortak hedefler bu duvarları yıkabilir.

Kaynakça

  • Brown, R. (2000). Social identity theory: Past achievements, current problems and future challenges. European journal of social psychology, 30(6), 745-778. https://doi.org/10.1002/1099-0992(200011/12)30:6%3C745::AID-EJSP24%3E3.0.CO;2-O

  • Gaertner, S. L., & Dovidio, J. F. (2014). Reducing intergroup bias: The common ingroup identity model. Psychology Press.

  • Kağıtçıbaşı, Ç., & Cemalcılar, Z. (2014). Dünden bugüne insan ve insanlar (16. baskı). Evrim Yayınları.

  • Kelman, H. C. (2017). Violence without moral restraint: Reflections on the dehumanization of victims and victimizers. In The criminology of war (pp. 145-181). Routledge.

  • Sherif, M., Harvey, O. J., White, B. J., Hood, W. R., & Sherif, C. W. (1961). Intergroup conflict and cooperation: The robbers cave experiment. University Book Exchange.

Zeynep Öcal
Zeynep Öcal
Zeynep Öcal, Hacettepe Üniversitesi Psikoloji Bölümü mezunu olup şu anda Akdeniz Üniversitesi Sosyal Psikoloji alanında yüksek lisans yapmaktadır. Eğitim hayatı boyunca araştırma ve üretme süreçleriyle yakından ilgilenmiştir. Özellikle ilgi duyduğu sosyal psikoloji alanında; tutumlar, benlik, sosyal kimlik, grup dinamikleri, yakın ilişkiler ve kültür gibi konularda okumalar yapmakta ve içerik üretmektedir. Akademik kariyeri boyunca çeşitli alanlarda staj ve iş deneyimleri edinmiş olan Öcal’ın temel hedefi, psikoloji ve özellikle sosyal psikoloji alanında deneyimlerini derinleştirerek üretmeye devam etmektir. Düşünme, analiz etme ve eleştirel bakış geliştirme süreçlerini okuyucularla paylaşmayı amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar