Perşembe, Haziran 11, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Psikanalizin Gözünden: Rüyalar

Her gece uykuya daldığımızda kimi zaman birbirinden farklı kimi zaman ise birbirinin tıpkısı rüyalar görebilmekteyiz. Rüyaları nörolojik süreçlerle açıklayabileceğimiz gibi bize daha farklı bakış açısı sunabilecek olan psikanalizin gözünden bakmakta da fayda olabilir. Bu yazında ise rüyalar ve rüyalar ilişkili psikopatoloji ile ilgili açıklamaların psikanaliz yaklaşımın perspektifine göre açıklanmaktadır.

Rüya, uykunun genel ve karakteristik özelliklerinden birisi olup uykunun REM evreleriyle ilişkili olan; görsel, işitsel ve duygusal deneyimler olarak tanımlanabilmektedir (Güven, 2015). Nörofizyolojik açıdan incelenmeye çalışılan rüyalar, ilk olarak Freud (1899/1996) tarafından psikolojik temellere oturtturulmuştur. Sigmund Freud’a göre rüyalar, çocukluk dönemimize kadar uzanan bilinçdışında saklanmış, bastırılmış, kökeninde cinsel olan arzuların ve korkuların kısa bir süre de olsa bilinç düzeyine yansıdığını ve rüyaların yorumlanmasının psikolojik sorunların çözümlenebileceğine katkı sağlayabileceğine inanıyordu (Şenel, 2005).

Freud ve Rüya İşlemleri

Rüyalara ilişkin açıklamalar Freud öncesi ve sonrası altında toplanabilir. Freud öncesi rüyalar daha çok mistik, spekülasyonlara dayalı ya da nörofizyolojik temelli açıklamalar iken Freud ile beraber psikolojik açıklamalar ele alınmıştır (Güven, 2015). Freud, rüyaların bir dizi rüya işlemleri sonucu ortaya çıktığını savunmaktadır. İşlemlerden birincisi simgeleştirme yoludur ve bu simgeleştirmeyle beden bölgeleri, işlevleri veya bastırılan düşünceleri doğrudan değil de simgeleştirme yoluyla rüyada ortaya çıktığı, ikinci mekanizma ise yoğunlaştırmadır bir rüya içeriğinin birden fazla çağrışım göstermektedir. Rüya işleminin üçüncü hareketi olan yer değiştirme, rüya düşüncelerinin merkezileşmesini ifade eder böylece en acil istek genellikle açıkça veya marjinal biçimde temsil edilir. Psişik enerji, rüyanın gizli içeriğinden açık içeriğine, simgelerle, aktarılır. Son işlemle ise -yansıtma işlemi- birey kendi isteklerini duygularını düşüncelerini ve dürtülerini rüyalarında bir başka kişi tarafından veya simgelerden kendisine yansıtılıyormuş gibi görünmektedir (Freud, 1899/1996).

Jung ve Kolektif Bilinçdışı

Carl Jung’un rüyalara bakış açısı Freud’a benzer biçimdedir fakat ayrışan yönleri de mevcuttur. Kişisel bilinçdışı, kolektif bilinçdışı ve arketipler kavramlarını ekleyerek farklılaşmaktadır (Caperton, 2012). Kişisel bilinçdışında çatışma yaratan veya bu zihinsel alana erişemeyen durumların rüyalarda ortaya çıkmaktadır. Kolektif bilinçdışı ise evrimsel bir zihin düzeyidir zihnin kişisel deneyimlerine dayanmayan nesilden nesle aktarılan psişik bir birikim alanıdır ve kollektif bilinçdışı arketiplerden oluşmaktadır. Arketipler; doğum, ölüm, ağaç kahraman vb. modellerdir ve rüyalara dahil olmaktadır. Rüyaların yorumu ise simgelerin hangi arketiplere işaret ettiğidir (akt., Güven, 2015). Jung’a göre rüyaların iki işlevi söz konusudur: Birincisi, insanların ruhsal dünyamızdaki dengesizlikleri telafi etmesi ve ikincisi ise bireye geleceğe yönelik imgeler temin etmesidir (Winborn, 2016).

Süreklilik Hipotezi ve Klinik Bulgular

Rüyaların işlevine dair bir diğer açıklama ise Süreklilik Hipotezidir (Continuity Hypothesis) (Domhoff, 1996). Bu hipotez, günlük rüyaların içeriğinin rüya gören kişinin uyanık halini ve endişelerini yansıtır, onlarla paraleldir ve sürdürücü bir faktördür (Pesant ve Zadra, 2006). Amprik bulguların çoğunluğu bu hipotezi desteklemektedir (Pesant ve Zadra, 2006). Örneğin Schredl ve Montasser (1999) yeme bozukluğu tanısı alan (anoreksiya nervoza ve blumiya nervoza) 29 katılımcıyla yaptıkları bir çalışmada süreklilik hipotezi doğrulanmıştır. Anoreksiya nervoza olan katılımcılar rüyalarında yiyecek reddi, kadınsı rolün reddi örüntüleri mevcut iken, blumiya nervoza olan katılımcıların rüyalarında daha fazla yemek yeme davranışı görmüşlerden ve daha çok negatif tonlu rüyalar görmüşlerdir. Ancak Cavolotti (2016)’nin obsesif kompülsif bozukluğu olan hastalarla yürüttüğü rüya içeriklerine dair bir çalışmasında sonuçlar süreklilik hipotezini doğrulamamıştır. Hastalar, onlara sıkıntı verici düşünceleri kontrol etmeye çalışmış olsalar da bu durum rüyalarına yansımamıştır.

Psikopatoloji ve Rüya Temaları

Rüyalar ve psikopatolojilerin incelenmesinde daha çok depresyon bağlantılı sorunlar ele alınmıştır ancak diğer psikopatolojilerin de rüyalar açısından incelendiği çalışmalar mevcuttur (akt., Güven, 2015). Freud, rüyaların suçluluk ve travmayla baş etmeye yönelik olduğuna inanmaktadır (Akot, 2010) ve psikopatolojinin ilk kez rüyalarda ortaya çıktığını ve rüyalar yoluyla keşfedilebileceğini ileri sürmektedir (Freud, 1899/1996). Belirli psikopatolojisi olan kişilerin rüyaları psikopatolojisi olmayan bireylerden farklı olabileceği bulunmuştur (akt., Pesant ve Zadra, 2006). Depresyon hastalarında olumsuz tonlu rüyaları, şizofren bireylerin garip türden adlandırabileceğimiz rüyaları ve uyku bozukluğu yaşan kişilerde de rüya görmeleri değişmektedir (Schredl, 2018).

Rüya temaları, rüyalarda meydana gelen kendisine özgü içeriklerdir (Beck ve Ward, 1961). Rüyalarda evrensel içerikler olduğu kabul görülse de rüya içeriğinin kişiye özgü olduğu düşünülmektedir ve rüyaların içerikleri/temaları kişinin uyanık deneyimlerinden parçalar sunuyor olsa da yaşanılan sorunların veya duygu durumun ipuçlarını vermektedir (Güven, 2015) örneğin kabus sıklığı travma sonrası stres bozukluğu, tekrarlanan rüyaların düşük psikolojik iyilik hali ve nevroz, kaygı depresyon, genel psikopatoloji ve stres ile ilişkili olduğu söylenebilmektedir (Soffer Dudek ve Shahar, 2007). Ek olarak bazı rüya temaları bir tanısal alt gruptaki belirtilerin şiddeti ile ilişkili olabilmektedir (depresif kişilerde ölüm temaları gibi) (Schredl ve Engelhardt, 2001).

Sonuç

Bu makalede rüyaları psikanaliz bağlamda ele alınmış olup rüyalar hakkında farklı bir perspektif ortaya koymak amaçlanmıştır. Rüyalarımız sadece bir rüya olmaktan çıkıp bizlere bilinçdışımız hakkında sinyal verebilmektedir. Bu noktada psikanaliz ekolünü benimsemiş terapistin danışanın rüyalarını ele alması danışanın bilinçdışı malzemeleri hakkında ipucu sağlayabilmektedir. Böylelikle terapi süreci daha kapsamlı hale gelebilmektedir. Rüyalarla ilgili gelecek çalışmalarda ise rüya temalarının daha derin ve kapsamlı incelenmesinin faydalı olabileceği düşünülmektedir.

Kaynakça

Akot, B. (2010). Freud’un rüya yorum metodu. Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi, 10(1), 213-235. Beck, A.T. ve Ward, C.H. (1961). Dreams of depressed patients: Characteristic thems in manifest content. Archives of General Psychiatry, 5(5), 462-467. Caperton, W. (2012). Dream- work in psychotherapy: Jungian, post-Jungian, existential-phenomenological, and cognitive-experiental approaches. Graduate Journal of Counseling Psychology 3(1), 1-35. Cavalotti, S., Casetta C., Fanti V., Gambini, O., Ostinelli E. G., Ranieri R., Vanelli I. ve Agostino A. D. (2016). Dream content and intrusive thoughts in obsessive-compulsive disorder. Psychiatry Research, 244, 410-414. https://doi.org/10.1016/j.psychres.2016.08.008 Domhoff, G.W. (1996). Finding meaning in dreams: A quantitative approach. New York: Plenum Press. Dudek, N.S., Shahar, G. (2009). What are sleep-related experiences? Associations with transliminality, psychological distress, and life stress. Consciousness and Cognition, 18, 891-904. doi:10.1016/j.concog.2008.07.007 Güven, E. (2015). Rüyaların dili: Psikolojide rüya çalışmaları. Türk Psikoloji Yazıları, 18(36), 15-25. Freud, S. (1996). Düşlerin yorumu 1 (2. baskı). (E. Kapkın, Çev.). İstanbul: Payel Yayınevi. (Orijinal çalışma basım tarihi 1899). Pesant, N. ve Zadra, A. (2005). Dream content and psychological well-being: A longitudinal study of the continuity hypothesis. Journal of Clinical Psychology, 62(1), 111- 121. https://doi.org/10.1002/jclp.20212 Schredl, M. (2018). Researching dreams: The fundamentals. Palgrave Macmillan. Schredl, M. ve Montasser, A. (1999). Dreaming and eating disorders. Sleep and Hypnosis, 1(4), 225–231. Schredl, M. ve Engelhardt H. (2001). Dreaming and psychopathology: Dream recall and dream content of psychiatric inpatients. Sleep and Hypnosis,3(1), 44-54. Şenol, V., Soyuer, F., Pekşen Akça, R., Argün, M. (2012). Adolesanlarda uyku kalitesi ve etkileyen faktörler. Kocatepe Tıp Dergisi 13(2), 93-104. Winborn, M. (2016). Analytical psychology and science: Adversaries or allies?. Psychological Perpectives, 59(4), 490-508. https://doi.org/10.1080/00332925.2016.1240536

Ayşe Rana Güngör
Ayşe Rana Güngör
Ayşe Rana Güngör, psikoloji bölümünden yeni mezun olmuş genç bir psikologdur. Lisans hayatı boyunca dinamik ekol ve bilişsel davranışçı terapi ekolünü baz almış çeşitli özel kliniklerde staj yapmış ve mesleki alanda yeni deneyimler edinmiştir. Aynı zamanda lisans hayatı ve sonrasında araştırma yapmaya oldukça önem vermiş, nicel ve nitel araştırma metotlarında farklı çalışmalar yapmıştır. Araştırmalarında yer alan belirgin konular; stres, kaygı, dehb uyku, rüyalar ve bağlanma stilleridir. Güncelde ise özel bir eğitim kurumunda psikolog olarak mesleki hayatına devam etmektedir. Burada sınav kaygısı, stres ve motivasyon üzerine çalışmaktadır. Gelecek planları arasında ise klinik psikoloji yüksek lisans bulunmaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar