Cuma, Şubat 20, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Popüler Bir Kavramın Psikolojik Gerçekliği: Manifest

Uzun zamandır karşımıza çıkan bir kavram var: manifest. Güzel bir aşk, iş, araba, kavuşmalar ve daha nicesi. Bazen dile dökmenin ötesine geçip, gerçekleşmesi dilenen dileğin fotoğraflarını bastırdıktan sonra çerçeveletip duvara asıldığı vision board’lar bile yapılıyor. Peki nedir bu manifest? Manifest kelimesi köken olarak Latince bir kavram olan “manifestus”tan gelir. Açık, belirgin, görünür, apaçık olan anlamına gelmektedir. Bugün kullanılan niyet anlamıyla manifest ise zihinde canlandırılan niyetin gerçek hayatta görünür hale gelmesi, yani gerçekleşmesidir. Buradaki önemli soru şu: Gerçekleşen niyet gerçekten evrenin kabul etmesi ile mi gerçekleşiyor, yoksa durumun arkasında dikkat-algı-davranış ilişkisi mi var? Gelin beraber inceleyelim.

Dikkat Nedir?

Dikkat; farklı algısal, bilişsel ve motor görevlerin yerine getirilmesi sırasında karşılıklı olarak birbiriyle ve başka beyin işlevleri ile etkileşebilen beyin işlemlerinin bütününe verilen isimdir. Sinir sisteminin bu işlevi için üzerinde tam olarak uzlaşılmış bir sınıflandırma olmamakla beraber, dikkat için birbirinden görece bağımsız üç bileşen olduğu kabul edilmektedir. Bunlar seçicilik, uyanıklık ve dikkatin denetimidir. Dikkatin özgün işlemleri için beynin farklı bölgeleri devreye girmektedir. Bu anatomik bölgelerin birbirinden bağımsız olmadığı, aralarında çok yoğun karşılıklı bağlantıların bir nöral ağlar sistemi oluşturduğu kabul edilmektedir.

Seçici Dikkat

Dikkat, en yaygın olarak, çevredeki birçok uyarandan sadece o anki ihtiyaçlar ve amaçlar doğrultusundakilerle ilgilenmeyi sağlayan sinir sisteminin bir işlevi olarak tanımlanır. Sinir sistemine, eş zamanlı olarak işleyebileceğinden çok daha fazla ham bilgi ulaştığında, bu ham bilgilerin bir kısmı o anki amaçlar ve ihtiyaçlar doğrultusunda sinir sistemi tarafından işlenmek üzere seçilirken, bir kısmı da filtrelenmektedir. Dikkatin seçiciliği olmasaydı, organizma, çevresinde bulunan birçok uyaran karşısında tutarlı bir şekilde davranamazdı. Davranışsal olarak ilgisiz olan birçok dış uyaranın, bellekteki anıların, düşüncelerin arasından davranışsal olarak uygun olanların seçilmesini sağlayan, beynin bu zihinsel yeteneği seçici dikkat olarak tanımlanmaktadır.

Beynimiz, sandığımızdan da gelişmiş bir yapıya sahiptir. Beynimizin işleme sürecinde odaklandığımız şeyler, dikkatimiz rastgele bir rota belirlemez. İhtiyacımız olan ne ise, ne hedef koymuşsak, neyin olmasını istiyorsak dikkat ibremiz o yöne doğru çevrilecektir. Seçici dikkat olarak adlandırdığımız bu zihinsel yetenek sistemi sayesinde, dikkat ibremiz bu hedef doğrultusunda kalmaya devam eder. Eğer ki şartlar değişirse, beynimiz bu duruma adaptasyon göstererek yeni koşula uygun olan bilgiyi seçer ve dikkatimizi oraya yönlendirir. Bu noktada seçicilik; amaçlar ve ihtiyaçlar doğrultusunda gerçekleşir. Bu noktada beynimizin yürütücü işlevlerinin üç ayrı bileşeni devreye girer: dikkatin denetimi, amacın/hedefin sağlanması ve bilişsel esneklik (kişinin değişen duruma göre düşünce, perspektif ve alternatifleri uyarlayabilmesi).

Vijilans ve Uyanıklık

Vijilans, yani kişinin hedefe karşı tetikte olma hali ise bu konuda bir diğer önemli kavramdır. İstediğimiz şey, yani amaç bellidir. Amaç belli olduğu sürece beynimiz de o doğrultuda tetikte kalmaya, yani dikkati sürdürmeye devam eder. Mesela yazının başında “vision board” kavramından bahsetmiştik. Bu yılbaşından önce birçok kişi bu kavram hakkında konuşmuştu. Tiktok ve Instagram gibi sosyal medya platformlarında vision board yaparken videosunu çekip paylaşanlar “Yaptığınız vision board’u her gün sürekli görebileceğiniz bir yere asın.” demişti, hatırladınız mı? Peki neydi bunun amacı? İnsanın kendisine “Bu tek seferlik bir düşünce değil, senin hedefin!” temasını beyne sürekli olarak görsel bir tablo ile kendisine hatırlatması. Her gün sürekli olarak niyetimizi görecek, beyin de bunu aktif bir ihtiyaç olarak kodlayacaktı.

Diğer önemli kavramımız ise uyanıklık (arousal). Söylenen veya vision board gibi görsel olarak hazırlanan niyet ile sürekli etkileşim halinde olan kişinin, hedefe yönelik uyanıklık düzeyinde bir artış meydana gelir. Peki sonrasında ne olur? Tam tahmin ettiğiniz gibi! Kişi, bununla ilgili bir şey yapmak için harekete geçer.

Manifest kavramı, günümüzde büyük bir ilgi görmekte ve uzun süredir hayatımızda yer edinen, duyulan bir kavram. Çoğu kişi tarafından mistik bir şekilde algılansa da, olayın özünde ‘evrene sipariş vermek’ değil, beynimizin olağan akışında gerçekleşen bir dikkat-algı-davranış işleyişi mevcut.

Gerçekleşmeyen Niyetler ve Bilimsel Açıklama

Bir de “O kadar manifestledim, hiç biri tutmadı” denildiğini duyarız çevremizde. O kadar sözlü olarak dile getirmesine, vision board’a eklemedik fotoğraf bırakmamasına rağmen istediği şey gerçekleşmemiştir. Tabii ki burada “Evren kabul etmedi.” demek hiç de bilimsel, gerçekçi bir yaklaşım olmazdı. Bu durumu ise Zamansal Motivasyon Teorisi ile açıklayabiliriz.

Zamansal Motivasyon Teorisi

Zamansal Motivasyon Teorisi, bireyin zamanlararası tercihlerindeki değişimi, motivasyon teorileri çerçevesinde ele alma yolu ile erteleme davranışını açıklamaktadır. Bireylerin, bir görevi yapmanın faydasını kendileri için düşük olarak algıladıkları durumda, erteleme eğiliminde olduklarını savunmaktadır (Siaputra, 2010: 208). Zamansal motivasyon teorisine göre birey bir görevin veya davranışın ödülünün zaman olarak uzakta olması sebebiyle faydasını tam olarak algılayamamakta ve bu küçümseme bireyin beklentileri ile uyumlu şekilde davranmasını engellemektedir.

Manifest yapan ama günün sonunda istediğine ulaşamayan kişi, zihninde net bir hedef oluşturmuşsa bile, hedefin gerçekleşmesiyle alınacak ödül zamansal olarak uzak, soyut ve belirsiz algılandığında hedef-davranış ilişkisi doğru şekillerde kurulmayabilir. Yani kişi tutarsız davranış sergiler.

KAYNAKÇA

Güneş, E. (2004). DİKKAT MEKANİZMALARI. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Mecmuası, 57(2).

Siaputra, I., B. (2010). Temporal Motivation Theory: Best Theory (yet) to Explain Procrastination, Anima Indonesian Psychological Journal, 25 (3) 206-214.

Buse Kaya
Buse Kaya
Psikolog Buse Kaya, Atılım Üniversitesi Psikoloji bölümünden yüksek onur derecesiyle mezun olmuştur. Lisans sürecinde “Flört Şiddeti” konusunda çeşitli çalışmalar yaparken, Ankara Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nın kapalı erkek psikoz servisinde ağırlıklı olarak şizofreni, bipolar kişilik bozukluğu ve depresyon hastalarıyla çalışmıştır. Ek olarak, Boylam Psikiyatri Hastanesi/AMATEM’de birçok borderline kişilik bozukluğu, bipolar kişilik bozukluğu, narsisistik kişilik bozukluğu, kaygı bozukluğu ve madde/alkol/kumar bağımlılığı hastasıyla çalışmıştır. Bilişsel Davranışçı Terapi ekolünü benimseyen Buse Kaya, Ankara’da bulunan ofisinde hizmet verirken, yanı sıra romantik ilişkiler ve zihinsel sağlık hakkında içerik üretmeye devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar