İnsanlar çoğu zaman kendi algılarının tek ve mutlak bilgi olduğunu düşünür. Örneğin, herhangi bir kişiye göre bir şekil 6 sayısına benzetilirken, diğer bir kişiye göre 9 sayısına benzetilebilir; ortadaki (üstten bakan) kişiye göre ise bu şekil hem 6 hem 9 olma potansiyeline sahiptir.
Bu durum, gerçeğin değişmediğini, aksine gerçeğin algılanma biçiminin bakış açısına göre farklılaştığını gösterir. Dolayısıyla sorun çoğu zaman kimin haklı olduğu değil, kimin nereden baktığıdır. Olgunluk ve bilgelik ise kendi algısını mutlaklaştırmakta değil, başka perspektiflerin de mümkün olduğunu görebilmektedir.
Psikoloji bilimi de böyledir. Aynı olaya maruz kalan bireyler; geçmiş deneyimleri, bilişsel şemaları, duygusal durumları ve kişilik özellikleri doğrultusunda farklı algılar ve farklı tepkiler geliştirir. Bu farklılıklar, olayın gerçeğinin değişmediğini, bireyin gerçeği nasıl anlamlandırdığını gösterir. Bu nedenle psikoloji, tek bir doğruyu dayatmaktan ziyade, insan davranışını bağlamı ve bakış açısını dikkate alarak anlamayı amaçlar.
İnsan zihni yalnızca olayları değil, insanları da çoğu zaman belirli kalıplar üzerinden değerlendirir. Örneğin, estetik algı buna iyi bir örnektir. Toplumun “güzel”, “çekici” ya da “karizmatik” olarak tanımladığı kişiler, çoğu zaman zihinde otomatik olarak daha iyi, daha başarılı, daha güvenilir veya daha değerli olarak kodlanabilir. Psikolojide bu durum “halo etkisi” olarak açıklanır. Yani bireyin tek bir özelliği, onun diğer özellikleri hakkında da olumlu ya da olumsuz varsayımlar oluşturmamıza neden olabilir.
Oysa dış görünüş, bir insanın karakterini, ahlakını, empati kapasitesini ya da psikolojik derinliğini doğrudan belirlemez. Fakat insan zihni hızlı karar verebilmek için çoğu zaman kısa yollar kullanır. Bu bilişsel kısa yollar bazen işlevsel olsa da, insanları yüzeysel biçimde değerlendirmemize neden olabilir. Bir insanı yalnızca görünüşüne göre “iyi” veya “kötü” olarak etiketlemek, gerçeğin tamamını görmekten uzaklaştırabilir.
Benzer şekilde insanlar; konuşma tarzına, giyimine, sosyal statüsüne, kullandığı dile ya da bulunduğu çevreye göre de zihinsel kategorilere ayrılabilir. Çünkü zihin, karmaşık dünyayı daha hızlı anlamlandırabilmek için sınıflandırma eğilimindedir. Ancak bu sınıflandırmalar her zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Çoğu zaman gördüğümüz şey, insanın kendisi değil; bizim ona yüklediğimiz anlamdır.
Ayrıca birey, çoğu zaman kendi düşünce biçimini “normal” kabul ederken, farklı düşünen insanları yanlış ya da eksik olarak değerlendirebilir. Bunun temelinde ise insan zihninin belirsizlikten hoşlanmaması yer alır. Zihin, dünyayı daha güvenli hissedebilmek için netlik arar. Bu nedenle insanlar bazen karmaşık gerçeklikleri basit kategorilere indirger: iyi-kötü, doğru-yanlış, haklı-haksız gibi. Oysa insan psikolojisi çoğu zaman bu kadar keskin değildir.
Bir olayın birden fazla anlamı olabilir. Aynı davranış; bir kişi için saygısızlık, başka biri için savunma mekanizması, bir diğeri için ise yalnızca yorgunluk belirtisi olabilir. Bu yüzden psikolojik değerlendirme yapılırken yalnızca davranışa değil; davranışın oluştuğu bağlama da bakılır. Çünkü bağlam değiştiğinde, davranışın anlamı da değişebilir.
Empati tam da bu noktada önem kazanır. Empati, yalnızca birine üzülmek değil; onun dünyaya baktığı pencereyi anlamaya çalışabilmektir. İnsan kendi yaşadığı hayatın merkezinde olduğu için, karşı tarafın içsel deneyimini çoğu zaman tam olarak göremez. Ancak psikolojik farkındalık arttıkça birey, kendi algısının mutlak gerçek olmayabileceğini fark etmeye başlar.
Bu nedenle psikolojik açıdan önemli olan şey yalnızca “ne gördüğümüz” değil, gördüğümüz şeyi neden öyle yorumladığımızı da anlayabilmektir. Çünkü insan bazen karşısındaki kişiyi değil; kendi geçmişini, korkularını, beklentilerini ve öğrenilmiş yargılarını görür. Bakış açısı değiştiğinde ise aynı gerçeklik, bambaşka anlamlar kazanabilir.


