Telefonumuz çaldığında ve ekranda tanımadığımız bir numara gördüğümüzde içimizi hafif bir huzursuzluk kaplayabilir. Gönderdiğimiz mesaja uzun süre cevap gelmediğinde zihnimiz türlü senaryolar üretmeye başlayabilir. Bir iş görüşmesinden sonra haber beklerken, “Acaba kötü mü geçti?” düşüncesi giderek büyüyebilir. İlginç olan şu ki, çoğu zaman bizi zorlayan şey olayın kendisinden çok, ne olacağını bilememektir.
İnsan zihni belirsizliği sevmez. Çünkü beyin, doğası gereği tahmin etmek ve kontrol hissi oluşturmak ister. Belirsizlik ise bu sistemi bozan bir durumdur. Beyin için öngörülebilirlik güvenlik anlamına gelirken, bilinmezlik potansiyel tehdit olarak algılanabilir.
Aslında bu durumun kökeni oldukça eskidir. İnsan beyni binlerce yıl boyunca hayatta kalmaya odaklı şekilde evrimleşti. Atalarımız için çevredeki riskleri önceden tahmin edebilmek yaşamsal öneme sahipti. Çalılıktan gelen bir sesin ne olduğunu hızlıca anlamak gerekiyordu; çünkü bu ses bir avcıya ait olabilir, hayatta kalmayı etkileyebilirdi. Beyin bu nedenle “en kötü ihtimali düşünmeye” eğilimli gelişti. Günümüzde artık vahşi doğada yaşamıyor olsak da beynimizin alarm sistemi hâlâ oldukça aktif çalışıyor.
Belirsizlik anlarında beynin özellikle tehdit algısıyla ilişkili bölgeleri daha yoğun çalışmaya başlar. Zihin, eksik bilgiyi tamamlamak için sürekli senaryo üretir. Ancak ilginç biçimde, beynin ürettiği senaryolar çoğu zaman olumlu değil, olumsuz ihtimallere yönelir. Çünkü beyin için “kötü ihtimali önceden hesaplamak”, hayatta kalma açısından daha güvenlidir.
Bu nedenle insanlar bazen kötü bir gerçeği, belirsiz bir bekleyişe tercih edebilir. Kesin bir olumsuzluk bile zihne belli bir netlik sağlar. Belirsizlik ise sürekli açık kalan bir dosya gibidir; zihinsel enerjiyi tüketir.
Günlük yaşamda kaygının önemli bir kısmı da aslında belirsizliğe tahammül etmekte zorlanmaktan kaynaklanır. “Ya işler kötü giderse?”, “Ya beni yanlış anladıysa?”, “Ya başarısız olursam?” gibi düşünceler çoğu zaman geleceği kontrol etmeye yönelik zihinsel çabalardır. Beyin, henüz yaşanmamış bir durumu çözmeye çalışır. Fakat geleceği tamamen kontrol etmek mümkün olmadığı için kişi giderek daha fazla düşünmeye, analiz etmeye ve zihinsel olarak yorulmaya başlayabilir.
Modern yaşam ise belirsizlik toleransımızı artırmak yerine çoğu zaman azaltıyor. Çünkü teknoloji sayesinde pek çok şeye anında ulaşabiliyoruz. Bir bilgiye saniyeler içinde erişiyor, siparişlerimizi takip ediyor, mesajların görülüp görülmediğini bile öğrenebiliyoruz. Beyin giderek daha hızlı netlik beklemeye alışıyor. Bu nedenle geciken cevaplar, net olmayan ilişkiler ya da kesinleşmemiş planlar daha yoğun stres yaratabiliyor.
Sosyal medya da bu durumu besleyebiliyor. İnsanlar başkalarının hayatlarının “net” ve düzenli olduğunu görürken, kendi belirsizliklerini daha büyük hissedebiliyorlar. Oysa gerçek yaşam çoğu zaman gri alanlardan oluşur. İlişkiler değişebilir, planlar bozulabilir, kararlar zamanla dönüşebilir. İnsan zihni kesinlik arasa da yaşamın doğasında belirli ölçüde bilinmezlik vardır.
Belirsizlik karşısında insanların geliştirdiği bazı davranışlar kısa vadede rahatlatıcı görünse de uzun vadede kaygıyı sürdürebilir. Sürekli güvence aramak, aynı konuyu tekrar tekrar düşünmek, her ihtimali kontrol etmeye çalışmak ya da sürekli başkalarına danışmak bunlardan bazılarıdır. Beyin bu davranışlarla kısa süreli rahatlama yaşar; ancak zamanla “Belirsizlik tehlikelidir ve hemen çözülmelidir” mesajını öğrenmeye devam eder.
Psikolojik dayanıklılığın önemli parçalarından biri ise belirsizliğe rağmen hareket edebilmeyi öğrenmektir. Çünkü hayatın büyük bölümü tamamen kontrol edilebilir değildir. İnsan ilişkileri, kariyer süreçleri, sağlık, gelecek planları… Pek çok alanda kesin cevaplara sahip olmadan yaşamaya devam ederiz.
Belirsizliğe tolerans geliştirmek, “hiç kaygı hissetmemek” anlamına gelmez. Daha çok, kaygı hissetse bile yaşamı sürdürebilme becerisidir. Zihnin sürekli kesinlik arama çabasını fark etmek ve her düşünceyi çözmeye çalışmamak bu süreçte önemlidir.
Belki de zihni en çok yoran şey, belirsizliğin kendisinden çok, onu tamamen ortadan kaldırma çabasıdır. Çünkü bazen hayat net cevaplardan değil, belirsizlikle kurduğumuz ilişkiden şekillenir.
İnsan beyni bilinmeyeni sevmez; fakat gelişim çoğu zaman tam da o bilinmeyen alanlarda gerçekleşir. Yeni bir ilişkiye başlamak, şehir değiştirmek, farklı bir işe girmek ya da önemli bir karar almak… Hepsi belli ölçüde belirsizlik içerir. Buna rağmen insan yaşamı ilerlemeye devam eder.
Belki de psikolojik olarak güçlenmek, tüm cevaplara sahip olmak değil; bazı soruların hemen cevabı olmayabileceğini kabul edebilmektir.


