Pandemi dönemini hatırladığımızda birçok kişi benzer bir çelişkiyi fark eder: O günler geçmek bilmezken, geriye baktığımızda yıllar sanki bir anda akıp gitmiştir. Bu paradoks, zamanın kendisinden çok onu nasıl algıladığımızla ilgilidir. Zamanın fiziksel akışı değişmedi. Değişen; onu nasıl işlediğimiz ve nasıl hatırladığımızdı.
Psikolojide zaman algısı tek boyutlu bir kavram değildir. Literatürde genellikle iki temel ayrım yapılır: prospektif zaman algısı ve retrospektif zaman algısı. Prospektif zaman algısı, anı yaşarken zamanın nasıl aktığını hissetmemizi ifade eder. Retrospektif zaman algısı ise geçmişe baktığımızda bir dönemi ne kadar uzun ya da kısa hatırladığımızla ilgilidir.
Pandemi deneyimini anlamak için bu ayrım kritik bir çerçeve sunar. 2020 yılında yapılan çalışmalar, ilk kapanma döneminde birçok kişinin zamanın normalden daha yavaş aktığını bildirdiğini gösterdi. Sosyal izolasyon, günlük yaşamın yapısının bozulması ve artmış stres düzeyleri, zamanın “ağırlaştığı” hissiyle ilişkili bulundu. Bu bulgular, zaman algısının yalnızca kronometreye bağlı olmadığını; dikkat, uyarılma düzeyi ve duygusal durumdan güçlü biçimde etkilendiğini gösteriyor. Nöropsikolojik açıdan bakıldığında süre tahmini ve zaman işleme süreçlerinde belirli beyin sistemlerinin rol oynadığı biliniyor. Uyarılma düzeyindeki değişimler, içsel zamanlayıcı mekanizmaları doğrudan etkileyebiliyor. Pandemi döneminde günlerin birbirine benzemesi, sosyal temasın azalması ve belirsizlik hali dikkatin zamana daha fazla yönelmesine neden olmuş olabilir. Zamanı izlediğimizde onu daha yavaş deneyimleriz. Bu nedenle “günler geçmiyor” hissi bir yanılsamadan çok, bilişsel bir sürecin doğal sonucudur.
Asıl dikkat çekici olan ikinci fazdır. Kısıtlamalar kalktıktan sonra birçok kişi hayatın bir anda hızlandığını ifade etti. Burada devreye retrospektif zaman algısı girer. Retrospektif zaman algısına ilişkin kuramlar, bir dönemin zihinde ne kadar uzun görüneceğinin bellekte kodlanan deneyim miktarıyla ilişkili olduğunu öne sürer. Temel ilke oldukça nettir: Ne kadar çok ayırt edici anı kodlarsak, o dönem bize o kadar uzunmuş gibi gelir.
Pandemi sonrası dönemde yaşam temposu arttı. Ancak yoğunluk her zaman derin deneyim anlamına gelmez. Çoklu görev, dikkat bölünmesi ve rutinleşmiş üretkenlik hali, yaşananların daha yüzeysel biçimde kodlanmasına yol açabilir. Günler doludur ama birbirinden ayırt edilmez. Geçmişe baktığımızda ise bu dönemler zihinde sıkışmış gibi görünür. Bellek sistemleri açısından düşünüldüğünde, deneyimlerin bağlamsal zenginliği azaldığında zaman zihinsel olarak kısalır. Başka bir ifadeyle, pandemi sırasında an içinde zaman uzamış; pandemi sonrasında ise geriye dönük olarak zaman kısalmış olabilir. Aynı olgunun iki farklı yüzünü deneyimlemiş olmamız mümkündür.
Pandemi yalnızca bireysel değil, kolektif bir stresördü. Travma literatürü, zamansal süreklilik duygusundaki kırılmaların zaman algısını etkileyebileceğini gösterir. Pandemi öncesi ve sonrası arasında zihinsel bir sınır çizmemiz, zamanı segmentlere ayırmamıza neden oldu. Bu da bazı dönemlerin blok halinde hatırlanmasına yol açabilir. Belirsizlik ve kontrol kaybı da öznel zaman deneyimini etkileyen önemli faktörlerdir. Artmış stres bazı kişilerde zamanı uzatırken, pandemi sonrası hızlanmış yaşam temposu zamanın akıp gittiği hissini güçlendirmiş olabilir.
Bilimsel açıdan bakıldığında fiziksel zaman sabit kaldı. Değişen; dikkatimizin yönü, uyarılma düzeyimiz ve deneyimleri nasıl kodladığımızdı. Pandemi sürecinde düşük uyarım ve izolasyon anlık zamanı uzatmış olabilir. Sonrasında artan tempo ve dikkat dağınıklığı ise yılların retrospektif olarak daha kısa görünmesine yol açmış olabilir. Bu noktada mesele “zaman hızlandı mı?” sorusundan biraz daha farklı bir yere evriliyor. Zamanı nasıl deneyimlediğimiz, ne kadarını gerçekten fark ederek yaşadığımızla yakından ilişkili. Eğer belleğimiz ayırt edici ve derin kodlanmış anılarla dolu değilse, zihnimiz o dönemi sıkıştırma eğilimindedir. Belki de son yılların hızlanmış gibi görünmesi, hayatın gerçekten hızlanmasından çok, deneyimlerin dikkat düzeyinde yüzeyleşmesiyle ilgilidir. Zamanın uzunluğu takvimle değil, zihnin içindeki izlerle ölçülür. Ve o izler ne kadar belirginse, bir dönem o kadar uzun yaşanmış olur.
Kaynakça
Balcı, F., Ünübol, H., Grondin, S., Hızlı Sayar, G., van Wassenhove, V., & Wittmann, M. (2023). Dynamics of retrospective timing: A big data approach. Psychonomic Bulletin & Review. https://doi.org/10.3758/s13423-023-02277-3
Droit-Volet, S., Martinelli, N., Belletier, C., Dezecache, G., Gil, S., Chevalère, J., & Huguet, P. (2023). Experience and memory of time and emotions two years after the start of the COVID-19 pandemic. PLoS ONE, 18(9), e0290697. https://doi.org/10.1371/journal.pone.0290697
Droit-Volet, S., Martinelli, N., Chevalère, J., Belletier, C., Dezecache, G., Gil, S., & Huguet, P. (2021). The persistence of slowed time experience during the COVID-19 pandemic: Two longitudinal studies in France. Frontiers in Psychology, 12, 721716. https://doi.org/10.3389/fpsyg.2021.721716
Holman, E. A., Jones, N. M., Garfin, D. R., & Silver, R. C. (2022). Distortions in time perception during collective trauma: Insights from a national longitudinal study during the COVID-19 pandemic. Psychological Trauma: Theory, Research, Practice, and Policy. https://doi.org/10.1037/tra0001326
Ünver, R. (2023). İleriye yönelik ve geriye dönük zamanlama süreçleri: Teoriler ve yöntemler. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 15(4), 613–621. https://doi.org/10.18863/pgy.1184137


