Çoğu insan hatalarının sebebini baskıda arar. Oysa hata yaptıran şey çoğu zaman baskı değil, yanlış odaktır. Eğer başarılı sonuç alamıyorsanız, belki odaklandığınız şey yanlıştır. Doğru şeye odaklanmak, doğru konuşmayı yapmanızı, doğru yere gitmenizi, doğru yatırım yapmanızı ve hatta doğru kişiyi bulmanızı sağlar.
Pembe fil örneğindeki gibi, zihne “bir şeyi düşünme” dediğinizde, zihin tam tersine o şeyi sürekli kontrol etmek zorunda kalır. Bu da istemediğiniz düşüncenin daha sık aklınıza gelmesine neden olur. Yani “yere düşmemeliyim” dediğinizde, zihniniz arka planda sürekli “düşme” ihtimalini tarar. Bu durum, performansı bozar ve hatayı daha olası hale getirir. Zihin “düşmemeliyim” kelimesindeki düşme eylemine odaklanır ve eninde sonunda düşersiniz. Beynimiz, olumlu ve hedef odaklı komutları çok daha net işler. Çünkü sinir sistemi “yapılacak eylemi” kodlar, “yapılmayacak olanı” değil. Bu yüzden “sakın düşme” bir komut değildir, ama “ayakta kal” net bir eylemdir. Zihniniz, sizi korumaya çalışan saf bir çocuk gibidir. Metaforlardan, kinayelerden anlamaz ama dev gibi bir hayal gücüne sahiptir. Bu bakımdan tarafsızdır; ona ne verirseniz onu çoğaltır. Ona sürekli tehlikeleri anlatırsanız korkular üretir, hedefleri anlatırsanız yollar üretir.
Başarılı sporcular, müsabakadan bir gün önce antrenman yapmaz. Kendilerini sürekli o bitiş çizgisinde, kazanırken ve kürsüde hayal ederler. Henüz daha müsabaka başlamadan önce milyon kez zihinlerinde kazanmış olarak mindere çıkarlar. Benzer bir şekilde, motor kullananların da dediği gibi, “nereye bakarsan oraya gidersin”. Sağa bakarsanız motorun sağa çektiğini, sola bakarsanız sola çektiğini fark edersiniz. Gitmek istediğiniz yere bakarsanız kendinizi orada buluverirsiniz.
Beynimiz milyonlarca uyaran arasından odaklandığımız şeyi “önemli” olarak işaretler ve çevrede o şeyle ilgili verileri daha fazla görmeye başlarız. Yeni bir araba almaya karar verdiğinizde o modelin birdenbire her yerde karşınıza çıkması tesadüf değildir. Bir navigasyona “kaybolmak istemiyorum” yazamazsınız. Sistem sizden gitmek istediğiniz adresi ister. Hayat da benzer şekilde çalışır. Zihne sürekli kaçmak istediğiniz şeyleri söylemek, ona bir rota vermez. Zihin yön ister. Gitmek istemediğiniz yeri değil, gitmek istediğiniz yeri tarif ettiğinizde yol görünmeye başlar. Kayakla ağaçların arasında slalom yaparken odaklandığınız amaç ağaçlara çarpmamaksa, daha çok ağaç görürsünüz. Ağaçlar gittikçe büyür ve kaçınılmaz son gerçekleşir. Bu yüzden bir şeye odaklandığımızda, o şey hayatımızda daha fazla varmış gibi görünür. Aslında artan şey gerçeklik değil, bizim algımızdır. Ancak eğer ağaçlara değil patikaya odaklanırsanız, ağaçların gitgide küçüldüğünü ve seyrekleştiğini, o patikanın ise gitgide büyüyüp genişlediğini hissedersiniz.
İlişkide Odak
Değer temelli ilişkide bireysel düzeyde üç eşik vardır:
- Alternatif bolluğuna rağmen kalmayı denemek
- Memnuniyetsizlik anında kaçmamak
- “Haklı mıyım?” yerine “adil miyim?” diye sormak
Bunlar romantik idealler değil, olgunluk göstergeleridir. Ancak bu üç davranışı sürdürebilmek sadece karakter meselesi değildir. Aynı zamanda dikkat yönetimi meselesidir. Çünkü insan zihni sürekli eksik olana, risklere ve tehditlere odaklandığında ilişkisini koruyacak psikolojik enerjiyi kaybetmeye başlar. Bu nedenle ilişkilerde de sonuçları belirleyen şey çoğu zaman yaşanan olaylar değil, dikkatin yönüdür. Kolay olmasa da bunları yapabilmenin temel bir koşulu vardır: Güvenli bir alan içerisinde hedefe odaklanmak.
Bir ilişkide sürekli aldatılmaktan, terk edilmekten veya mutsuz olmaktan korkan kişi, farkında olmadan tüm dikkatini bu ihtimallere verir. Karşı tarafın onlarca olumlu davranışı görünmez hale gelirken, en küçük şüphe büyüyerek zihni işgal eder. Sonunda kişi ilişkiyi yaşamak yerine sürekli tehlike arayan bir güvenlik görevlisine dönüşür. Tehdit arayan zihin ise er ya da geç kendine bir tehdit bulur. Oysa sevgiye, paylaşıma ve ortak geleceğe odaklanan biri, aynı ilişkinin içinde bambaşka bir gerçeklik deneyimler. Çünkü insanlar çoğu zaman kendilerine gösterilen şüpheye değil, kendilerine duyulan güvene doğru dönüşürler. Odaklandığımız şey zihnimizde büyür; bu düşünceler davranışlarımızı ve sonunda ilişkimizin yönünü belirler.
Elbette sorunları görmezden gelmek değil, onları hayatın merkezine yerleştirmemek gerekir. Yani olumluya odaklanmak, tamamıyla güvensiz bir alana geçmek değildir. İlişkide güvenli alanda kalmak, zihinsel önlemlerinizi alarak, sınırlarınızı koruyarak ve değerlerinizden vazgeçmeyerek olur. Duygularını yönetemeyen, savrulup duran bir kişi; ipin ucunu yanlış kişiye verdiğinde bedeli ağır olabilir.
Steve Jobs’ın Gözlüğünü Takmak
Zihin sınırlı kapasiteye sahiptir; yanlış şeye odaklandığında doğru hareketi gerçekleştirecek kaynak kalmaz. Steve Jobs teknoloji üretmedi, odak üretti. O, insanların ne istemediğine değil, neyi seveceğine odaklandı. Bu yüzden herkesin gördüğü sorunlara değil, kimsenin henüz görmediği çözümlere ve hayallere baktı. “Sorunun ne olduğunu biliyordu. Ancak soruna değil, görmek istediği dünyaya odaklandı.” Neyi büyütmek istiyorsanız ona bakarsınız. Korkulara bakarsanız korkular büyür, engellere bakarsanız engeller büyür, fırsatlara bakarsanız fırsatlar büyür.
Sonuç olarak, hayatın birçok alanında başarı; çabanın şiddetinden çok, dikkatin yönüyle ilgilidir. Yanlış yöne bir adım bile çok pahalıyken, doğru yöne bin adım bile çok ekonomiktir. Bu sebeple doğru odak sizi başarıya götürür. Çünkü zihnimiz ne istediğimizi değil, neye odaklandığımızı önemli kabul eder. Ve farkında olmadan hayatımıza onu çekeriz…


