Çarşamba, Temmuz 1, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Neden Net Olanı Değil, Belirsiz Olanı İsteriz? Romantik İlişkilerde Belirsizliğin Psikolojisi

Günümüz romantik ilişkilerinde sıkça karşılaşılan bir durum, kendisine açıkça ilgi gösterip güven veren kişi yerine, belirsiz ve tutarsız olan kişilere daha fazla ilgi duyulmasıdır. Son dönemlerde özellikle ilişkilerle ilgili bazı kavramlar yaygınlaşmıştır. Bunlar arasında ‘ghosting, karmaşık ilişki, gaslighting, love bombing’ gibi terimler yer almaktadır. Bu kavramların kullanım sıklığındaki artışla birlikte, belirsizliğin romantik çekim üzerindeki etkisi, psikoloji alanında önemli bir konu haline gelmiştir. Bu durum, çoğu zaman ‘ulaşılmaz olan her zaman daha değerlidir’ şeklinde yorumlanmaktadır. Ancak bilimsel çalışmalar, bunun basit bir seçim olmadığını; bağlanma stilleri, ödül sistemleri ve bilişsel süreçlerle yakından ilişkili olduğunu göstermektedir (Simpson & Rholes, 2016).

Belirsizlik, sosyal psikolojide ‘ne olacağını tam bilememenin yarattığı bilişsel uyarılma ve dopamin patlamasının insanda uyandırdığı keyifli duygu’ olarak ele alınmaktadır. İnsan beyni genel olarak netlik ve öngörülebilirlik arasa da, net olmayan bazı durumlar kişiye yoğun bir haz verebilir. Whitchurch, Wilson ve Gilbert (2011) tarafından gerçekleştirilen bir araştırmada, katılımcıların kendilerinden hoşlanıp hoşlanmadığı kesin olmayan kişilere, kendilerinden hoşlanan kişilere kıyasla daha fazla ilgi duyduğu görülmüştür (Whitchurch et al., 2011). Dahası, kişinin sürekli olarak birinin ona ilgi duyup duymadığı konusunda düşünmesi, zamanla duygusal yakınlık hissi ile karıştırılabilir.

Bağlanma Kuramının Rolü

John Bowlby’ın Bağlanma Kuramı, bireylerin yetişkin ilişkilerindeki deneyimlerinin, erken dönem bağlanma deneyimlerinden etkilendiğini savunmaktadır. Bu kurama göre, erken dönemde bakım veren ile sağlıklı, tutarlı bir ilişki kuran bireyler; yetişkin ilişkilerinde daha çok güvenilir, tutarlı ve duygusal olarak erişilebilir partnerleri tercih etmektedir. Kaygılı bağlanma stiline sahip bireyler ise daha çok belirsiz ve tutarsız davranışlar sergileyen kişilere ilgi duyabilmektedir. Bunun sebebi, erken dönemde bakım veren kişi ile tutarlı ve güvenilir bir ilişki kurulamaması olarak görülmektedir (Simpson & Rholes, 2016).

Kaygılı bağlanma stiline sahip kişiler genellikle terk edilme korkusu yaşamaktadır. Bunun doğal bir sonucu olarak, partnerlerinden sürekli onay beklerler. Bu nedenle, partnerin zaman zaman bazı sebeplerden dolayı yakınlaşıp uzaklaşması, kişinin bağlanma sisteminin aktif kalmasına sebep olarak kişiyi tetikte tutar. Böylece, ilişki sağlıklı ve tutarlı bir yöne evrilmekten çok, yoğun inişli çıkışlı bir hale dönüşebilir. Bu iniş çıkış durumu çoğu zaman ‘gerçek aşk’ olarak yorumlanabilmektedir (Simpson & Rholes, 2016).

Aralıklı Pekiştirmenin Etkisi

Skinner’ın öğrenme kuramına göre, davranışlar sonuçlarla şekillenmektedir. Bir davranışın ardından olumlu bir sonuç gelirse, o davranışın tekrarlanma olasılığı artar (pekiştirme); olumsuz bir sonuç gelirse azalır (ceza). Bu kuram, romantik ilişkilerde de benzer şekilde görülebilir. Partner yoğun bir ilgi gösterirken, bazen belirli sebeplerden dolayı ilişkiden uzaklaşabilir. Bu öngörülemezlik durumu, bireyin sürekli olumlu davranışı beklemesine neden olabilir. Ödülün ne zaman geleceğinin belli olmayışı, kişinin duygu ve davranışlarını daha dirençli hale getirip, kişiyi ilişkiyi sürdürmeye yönelik daha fazla çaba göstermeye itebilir (Bosmans et al., 2022).

Belirsizlik, nörobiyolojik süreçlerle de yakından ilişkilidir. Beklenmeyen ödüller, dopaminerjik ödül sistemini daha güçlü bir şekilde aktive edebilir. Partnerden gelen ani ve yoğun ilgi, beklenmeyen uzun duygusal içerikli mesajlar gibi faktörler, yoğun heyecan yaratabilir. Ancak bu yoğunluk her zaman sağlıklı bir ilişki anlamına gelmemektedir. Sağlıklı bir ilişki, duygusal yoğunluk kavramından daha farklıdır. Uzun vadeli ilişkilerde daha çok tutarlılık, güven ve karşılıklı duygusal erişilebilirlik gibi faktörler ön plana çıkmaktadır.

Sağlıklı İlişkiler Açısından Değerlendirme

Belirsizlik, kısa süreli olarak bireylerde romantik çekimi artırabilir ve pozitif duygular uyandırabilir. Ancak uzun vadede ilişki doyumu azalabilir. Bireylerin sürekli olarak ilişkilerini analiz etmesi, mesaj beklemesi ve ilişkinin geleceğine dair sık düşünmesi, kişide kronik stres oluşturabilir. Sağlıklı ilişkiler ise öngörülebilirlik, güven, açık iletişim ve anlayış üzerine inşa edilir.

Bu nedenle, bir ilişkinin yoğun duygular yaşatması, o ilişkinin sağlıklı olduğu anlamına gelmeyebilir. Günümüzde birçok insan, yoğun kaygıyı aşk, belirsizliği tutku ve duygusal iniş çıkışları romantizm olarak yorumlayabilmektedir. Bu ilişkiler heyecan verici gözükse de, uzun vadede psikolojik açıdan güven veren ilişkiler çok daha sağlıklıdır.

Sonuç

‘Neden net olanı değil, belirsiz olanı isteriz?’ sorusunun tek bir cevabı yoktur. Bu durum; bağlanma stilleri, öğrenilmiş davranış örüntüleri, erken dönemdeki deneyimler ve ödül sistemi gibi süreçlerle yakından ilişkilidir. Belirsizlik kişiyi çekse de bu her zaman sağlıklı olmayabilir. Psikoloji literatürü, güven, anlayış, saygı ve tutarlılık üzerine kurulan ilişkileri, ilişki kalitesini belirleyen faktörler olarak görmektedir. Bu nedenle, romantik ilişkilerde sadece yaşanılan yoğun duygular değil, ilişkinin kişiye psikolojik iyi oluş sağlayıp sağlamadığı da değerlendirilmelidir.

Emine Özge Duruklu
Emine Özge Duruklu
Kadir Has Üniversitesi İngilizce Psikoloji bölümünden 2026 yılında mezun oldum. Lisans eğitimim boyunca özellikle psikopatoloji, klinik psikoloji, nörobilim ve insan davranışları üzerine yoğunlaştım. Psikoloji yazarlığında; travma, kaygı bozuklukları, bağlanma stilleri, duygusal süreçler ve davranışın biyolojik temelleri üzerine içerikler üretmeyi amaçlıyorum. İnsan zihninin yalnızca görünen davranışlardan değil; geçmiş yaşantılar, öğrenilmiş örüntüler, nörobiyolojik süreçler ve duygusal deneyimlerden oluştuğuna inanıyorum. Akademik süreç boyunca farklı klinik gözlem deneyimlerinde bulunarak psikiyatrik değerlendirme süreçlerini, multidisipliner çalışma ortamlarını ve çeşitli psikolojik test uygulamalarını gözlemleme fırsatı elde ettim. Bunun yanında psikoloji yazarlığını; bilimsel bilgiyi daha anlaşılır, erişilebilir ve insan hayatına temas eden bir dile dönüştürmenin önemli bir yolu olarak görüyorum. Yazılarımda psikolojiyi yalnızca teorik bir alan olarak değil; insanın kendini anlamasına, duygularını fark etmesine ve yaşam deneyimlerini anlamlandırmasına yardımcı olan bir alan olarak ele alıyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar